Lisede başlarından beri anı - günlük yazarken hem kendimi görüyordum hem de dolaylı yoldan Allahımla konuşuyordum.
Çoğu şikayet, isyan, söylenme, yakarış, acı, gözyaşı, ihanet vs. olduğu için doğrudan ona hitap etmek istememiştim. Bu hem utanç vericiydi hem de severken kırılmaz ya da üzülmez olsa da ben normal sevginin hakkınca sevmek istediğim için biraz kendimden uzak tutmak istemiştim.
"Koktyos" dediğim defterim gibi dursa da aslında kendisiydi.
Ve durumum hem vahim hem de komik haldeydi. Niyetimi bildiği için bunu saygısızlık ya da başka olumsuz bir şekilde anladığını düşünmüyorum: İnsanlar Tanrımıza isim verme haddini nereden buldun, vere vere bu ismimi verdin deyip gerçek Tanrıdan daha Tanrıcıl davranmasın diye söylüyorum.
O zaman cehennemde işkence görürken tabi ki de o anki ruh halime ve duygularıma tercümanlık eden o tarz isimlerden birini verecektim: Kevser desem samimiyetsiz ve kandırma olurdu, en azından bu derece hadsiz değilmişim. ((:
İşte biraz uzaktan, biraz gizli, biraz kaçınarak da olsa yine O' ndayım.
Bir de hem içeriyi hem de dışarıyı anlamaya çalışıyordum: Yasalar, gelenekler, kurallar, sözsüz anlayışlar vs. niye böyle, okulda neden genelde kalp yerine akla hitap eden dersler var, sınıfımdakilerle aynı yaşta değil miyiz: Niye onlar da bu yabancısı olduğumuz yeri düşünmüyor da sanki 50 yıldır varmış gibi direkt sorgusuz uyum sağlıyor, bedenimin içinde neler oluyor, hisler ve duygular nasıl ortaya çıkıyor, bunlar hemen aşılacak şeyler de ben mi aşamadım aptallık böyle bir şey mi, içim niye susmuyor, beni doğurdukları için ailem ve onların ailesi de ailem oluyor bu saçmalıkların neresinde mantık buldular ki devam ediyor, zaten yaşamak için geldiğimiz yerde niye para ödüyoruz bu beni doğuran ailenin onlarla yaşadığım için para istemesi gibi neresi