Dedem öleli yıllar oldu, ama Tanrı aşkına... kafatasımı açsan, beynimin kıvrımlarında onun büyük parmak izini görürsün. O bana dokundu. Dediğim gibi, o heykeltıraştı. 'Status Quo (statüko) adlı Romalıdan nefret ediyorum!' dedi bana. 'Gözlerini mucizelerle doldur, hayatı on saniye sonra ölecekmişsin gibi yaşa,' dedi. 'Dünyayı gör. Fabrikalarda üretilen veya bedeli ödenen herhangi bir rüyadan daha fantastiktir o. Garanti isteme, güvenlik isteme... öyle bir hayvan hiç olmadı. Olsaydı bile her gün, bütün gün bir ağaçtan baş aşağı sarkan, hayatını uyuyarak geçiren büyük tembel hayvanla akraba olurdu. Bunun canı cehenneme... ağacı sars ve o büyük tembel hayvanı kıçının üstüne düşür,' dedi.
yüzün belki uzak bir gül, belki bir dağ kuytusu
çekip gitmek birdenbire, belki pişman bir gülüş
başını kaldır biraz, yüzünü yıldızlara göm
dur yıkılmış köprülerde, bütün renkleri kullan
bin yıl öncesi de bir kadın
ceylanların yıldızlı sulara değdiği saatlerde
bıçağın kemiğe değdiği saatlerde
en yangın yüzüyle yaslanıp yalnızlığına
bir gelip bir giden umutlarına
aşkına eşkıya tenhalığına
uzak gece nehirlerine
ay doğuyor
ay doğuyor
aya bak
"Henüz gençsiniz. Bazı anlamlarda yalnızlığın tadını... yo, daha ziyade zorunluluğunu görmenizi bekleyemem. Bu yolculuk sonsuza dek sürse de şikâyet etmezdim!"
"Fakat hiç kuşku yok ki insanın karayla bağları vardır... Toplum, aile..."
"Aile mi? Aile mi?" diye tekrarladı sesinde belirgin bir öfkeyle. "Aile olmadan yapamaz mıyız yani? Tanrı aşkına ne faydası var ailenin insana?"
"İnsan bir çelenk çiçeği değildir, kaptan, kendi tohumlarıyla çoğalmaz!"