Geçtiğimiz yıllarda yapılan sinirbilim ve davranışsal ekonomi gibi alanlardaki araştırmalar, bilim insanlarının insanların işletim sistemine erişim sağlamasına ve özellikle de nasıl tercih yaptıklarını daha iyi kavramalarına imkan tanıdı. Ne yiyeceğimizden tutun da kiminle çiftleşeceğimize kadar verdiğimiz türlü kararın, gizemli bir özgür iradeye değil olasılıkları bir salisede hesaplayan milyarlarca nörona ortaya çıktı. Yere göğe sığdırılmayan “ insani sezgiler” esasen “ örüntü tanıma” yetisidir.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Öyle görünüyor ki, güç sürecinin yapay biçimleri birçok
insan için, belki de çoğunluk için yeterli değil. 20. yüzyılın ikinci
yarısına ait sosyal eleştirmenlerin yazılarında tekrar tekrar ortaya
çıkan bir konu da, modern toplumda, birçok insana acı veren bir
amaçsızlık duygusudur. (Bu amaçsızlık "anomik" veya "orta sınıf
boşluğu" gibi başka adlarla da anılır.) Bizce, "kimlik bunalımı"
denilen şey, aslında bir amaç duygusu arayışıdır; çoğunlukla da
uygun bir ikame etkinliğe bağlanma arayışı. Varoluşçuluk da,
büyük oranda, modern yaşamın amaçsızlığına bir tepkidir.
Modern insan, güç sürecine olan ihtiyacını, büyük oranda reklamcılık ve pazarlama endüstrisi tarafından yaratılan yapay ihtiyaçların peşinde koşmakla ve ikame etkinlikler yoluyla tatmin etmek zorunda kalıyor.
Bak, biliyoruz ne öğrettiğini: her şeyin bengi geri döndüğünü ve bizim de onlarla birlikte geri döndüğümüzü ve bizim daha önce sonsuz kez burada olduğumuzu, her şeyin de bizimle birlikte burada olduğunu.