Bilindik romanlardan değil...
9/10
·350 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2026 03:36
Öyle bir kahvehane düşünün ki orada ülkenin önemli fikir adamları, hocaları, genç akademisyenleri, üniversite öğrencileri, mahalle sakinleri gibi farklı alanlardan ve mesleklerden insanlar oraya toplanıyor. Bir masada tarihi konular konuşulurken, bir masada ülke gündemi tartışılıyor; bir masada şairlerin şiirleri okunup şiir üzerine tartışma yaşanırken bir masada gençliği içine düştüğü durumdan kurtarmak için doktrin kitabı yazılıyor. Bütün bunların yanında bazıları hoşuna giden, merakını celbeden konuların konuşulduğu masaya sandalyesini çekip sohbetten nemalanmaya çalışıyor, bazıları bir köşeye çekilip ortamı izliyor, kendisine malzeme topluyor ya da muhbirlik yapacak laflar cımbızlamaya çalışıyor. Kimilerinin ortada hiçbir eseri yokken kibrinden yanına yaklaşılmıyor, kimileri de ülkesi ve milleti için çalıştığını düşündüğü münevverlerin hizmetkarı oluyor, onlar için çırpınıyor. İşte böyle dahilerin ve delilerin bir arada bulunduğu, zaman zaman tartıştığı, zaman zaman yaka paça birbirine girdiği, ama daha dün gırtlak gırtlağa geldiği adamı başka bir yerde gördüğünde sahip çıktığı insanların toplandığı bir yer. Bu kahvehanenin adı Marmara kahvesi. Öyle ki buranın müdavimleri "Marmaratör" olarak anılıyor. Yazar Mehmet Niyazi, yıllar içerisinde birikimlerinden oluşan anekdotları bir yazar ustalığıyla, sanatkar işçiliği ile bir araya getirip bu romanı oluşturmuş. Bundan olsa gerek ki bildiğimiz romanlardan biraz farklı. Yani belli kahramanları olan, başından sonuna doğru bir olay akışı içerisinde devam eden bir roman değil. Bazı kahramanların zaman zaman kahvedeki durumları, zaman zaman dışarıya kayan yaşamları ele alınmış, bazı kahramanların ise sadece kahvehanedeki yaşamları konu edinilmiş. Aslında bir bakıma romanın ana kahramanı sanki içindekiler değil de Marmara
Edebiyat
Dahiler Ve DelilerMehmed Niyazi · Ötüken Neşriyat · 2023430 okunma
8/10
·365 syf.··
Beğendi
·
2026 23. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2026 00:00
Siyasetnâme, Selçuklu veziri Nizamülmülk tarafından 11. yüzyılın sonunda (yaklaşık 1091-1092 yılları arasında) yazılmış kült bir eser. Eserde genellikle devlet yönetimine dair nasihatler, dinî ve tarihî referanslar eşliğinde sunulmakta. Yazıldığı dönem itibariyle Sünni Abbasi devletinin zayıfladığı, Bağdat'ın Şii Büveyhoğulları kontrolüne girmesi, Mısır'da Şii Fatımî Devleti'nin kurulduğu 10. yüzyıl sonrasına denk geliyor. Bu nedenle eserin büyük bölümünde Batınîlik (Hasan Sabbah) ve Rafızilik ile mücadele yer almakta; Sünnî akidenin korunması ve hasım olarak görülen diğer grupların tasfiyesi ve etkisiz kılınmasına dair doktrin ortaya koyma çabası bariz biçimde görülmekte. Bu bağlamda, Siyasetnâme'nin; - İslâm dünyasında Hz. Muhammed'in vefatı sonrasında halifenin kim olacağı odağında ortaya çıkan anlaşmazlıkların Sıffin Savaşı ve Hakem Olayı, Kerbela Hadisesi ile büyümesi, Abbasi Devleti otoritesinin ise mezhepsel gerilimin yükselmesi sonucu zayıflaması sonrasında ortaya çıkan askeri-siyasi rekabet ortamının bir yansıması olduğu, - Selçuklu otoritesinin beka kaygısıyla tahkim etmeyi amaçladığı Bir Sünni doktrin oluşturma çabasının ürünü olduğu, - İslâm dünyasındaki mezhep çatışmasının bir devlet politikası haline geldiği evreyi temsil ettiği söylenebilir. Kitabın rahatsız edici bu yönü bana şunu düşündürdü: Mevlânâ'nın gene Selçuklu döneminde ortaya koyduğu Mesnevi'de bildiğim kadarıyla böyle bir mezhep çatışmasının izleri yok. Tam aksine kendi iç dünyasında önemli etkileri olan Şems Tebrizî'nin Şii kökenli olduğuna dair güçlü emareler var. Mesnevi ve Siyasetname arasındaki yaklaşım farkı dikkate alındığında; Nizamülmülk'ün devlet adamı refleksiyle beka/güvenlik kaygısı taşıdığını; Mevlânâ'nın ise birleştirici, mürşit rolünü üstlenen bir düşünür, bir
Kitap İncelemesi
SiyasetnameNizamülmülk · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20234,722 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·240 syf.·
2026 27. kitabı
İslam mistisizminin (tasavvuf) ve felsefesinin zirve isimlerinden biri olan Muhyiddin İbnü’l-Arabî’nin olgunluk dönemi eseri Fusûsü’l-Hikem (Hikmetlerin Yüzük Taşları), 627 (1229) yılında Şam'da kaleme alınmıştır. İbnü’l-Arabî'nin kendi ifadesiyle bu eser, doğrudan Hz. Muhammed'in manevi bir vizyon (rüya/müşahede) yoluyla kendisine uzatarak "Bunu al ve insanlara sun" dediği ilahi bir bağıştır. Bu "verilmişlik" iddiası, eserin dilinin neden son derece sembolik, yoğun ve dogmatik bir kesinlik taşıdığını açıklar. Fütûhât-ı Mekkiyye yazarın ansiklopedik külliyatını temsil ederken, Fusûsü’l-Hikem onun felsefi ve teozofik sisteminin damıtılmış, en kristalize halidir. Eser, yalnızca tasavvufi bir el kitabı değil; varlığın doğası, Tanrı-âlem ilişkisi ve insanın kozmik işlevi üzerine inşa edilmiş katı bir onto-teolojik sistemdir. Eserin başlığı olan Fusûsü’l-Hikem, kelime anlamıyla "Hikmetlerin Yüzük Taşları" (veya yüzük taşlarının oturduğu yuvalar) demektir. Fass, bir yüzüğün üzerine işlenen ismin veya mührün bulunduğu taştır. İbnü’l-Arabî sisteminde bu metafor kusursuz bir ontolojik denkliğe sahiptir: Hikmet (Taş/Mühür): Belirli bir ilahi ismin (Esma-ül Hüsna) veya sıfatın özgül tecellisidir. Fass (Yüzük/Yuva): Bu ilahi tecelliyi almaya, taşımaya ve yansıtmaya en uygun olan peygamberin kalbi (istidadı) ve ruhaniyetidir. Eser 27 bölümden (fass) oluşur. Her bölüm, Hz. Âdem'den başlayıp Hz. Muhammed ile sona eren bir peygambere atfedilmiştir. İbnü’l-Arabî, tarihsel peygamberlik kıssalarını anlatmaz; bunun yerine her peygamberi, mutlak varlığın belirli bir vechesinin kozmik bir sembolü (logos/kelime) olarak hermeneutik bir okumaya tabi tutar. Örneğin: Âdem Fassı: İlahî hikmettir (Varlığın prototipi ve isimlerin aynası). Nuh Fassı: Tenzih ve teşbihin (aşkınlık ve içkinlik)
1000Kitap
Füsusu'l HikemMuhyiddin İbn Arabi · Sufi Kitap Yayınları · 20171,338 okunma
9/10
·240 syf.··
2011 1. kitabı
·
49 günde okudu
·
Okunma: 26 Ocak 2011 00:00
Doğu'nun kadim stratejik birikimini sadece askeri bir doktrin olarak değil, hayatın ve politikanın her alanına uygulanabilecek bir diyalektik akıl yürütme sanatı olarak sunan bir eser. Moriya, Doğu klasiklerinden süzülen bu stratejileri, rakibin gücünü ona karşı kullanma ve esnekliğin katılık karşısındaki zaferi üzerinden yorumluyor. Özellikle güç dengelerinin sürekli değiştiği günümüz dünyasında, olaylara taktiksel değil stratejik derinlikle bakmak isteyenler için ufuk açıcı bir rehber. Sadece bir kişisel gelişim kitabı değil, çelişkileri yönetme sanatına dair tarihsel bir ders niteliğinde.
1000Kitap
Savaş Sanatlarında 36 Gizli StratejiHiroshi Moriya · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201332 okunma
10/10
·43 syf.··
2026 45. kitabı
kaba kuvvetin zeka karşısındaki çaresizliğini anlatan en rafine eserdir. Sun Tzu, savaşın aslında sahada değil, zihinde kazanıldığını (veya kaybedildiğini) öyle bir kesinlikle ortaya koyar ki, okurken "Savaşmanın en büyük başarısı, hiç savaşmadan kazanmaktır" cümlesinin derinliğini iliklerinizde hissedersiniz. Kitap, kan dökmekten ziyade bir "ekonomi" dersi gibidir; kaynakları doğru kullanmak, zamanlamayı ayarlamak ve rakibin psikolojisini yönetmek üzerine kurulu bu stratejiler, aslında hayattaki her türlü engeli aşmanın formülünü sunar. Sun Tzu’nun yaklaşımı, bir balyoz darbesi değil, bir su akıntısı gibidir; esnek, duruma göre şekil alan ve en zayıf noktayı bulup oradan sızan bir akıl yürütme biçimidir. bu kitabın asıl mucizesi, binlerce yıllık bir askeri doktrin olmasına rağmen, günümüzün kaotik dünyasında bize "sakin kalmanın bilgeliğini" öğretmesidir. Sun Tzu, "Kendini ve rakibini tanımazsan her savaşta yenilirsin" derken, aslında bireysel farkındalığın ve dış dünyayı objektif bir şekilde okumanın hayatiyetini vurgular. Kitabı okuduğunuzda, hayatın kendisinin de bir strateji oyunu olduğunu, ancak bu oyunda asıl zaferin yıkmak değil, dengeyi kurmak ve en az hasarla hedefe ulaşmak olduğunu anlıyorsunuz. Bu sadece generallerin değil, kendi hayatının lideri olmak isteyen herkesin zihin kütüphanesinde bulunması gereken, sadeliğiyle devleşen bir başyapıttır.
Edebiyat
Savaş SanatıSun Tzu · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202649,6bin okunma
Aksiyoner Türk Milliyetçiliğinin Temeli
8/10
·122 syf.··
Beğendi
·
2026 2. kitabı
Başbuğ Alparslan Türkeş'in kaleme aldığı ve milliyetçi hareketin programı mahiyetinde nadide eser, yazıldığı tarih sebebiyle özellikle köycülük alanında günümüzde ehemmiyeti kalmayan kısımlar var. Tamamiyle milli bir doktrin olan 9 ışığı ve ülkücülüğü anlamak için uğranması gereken ilk durak. İlimcilik ışığı sebebiyle doktrinin dinamik yapıya sahip olduğu da göz önünde bulundurulmalı ve saf gerçekler olarak değil revize edilebilir temeller olarak değerlendirilmeli.
1000Kitap
Dokuz IşıkAlparslan Türkeş · Kutluğ Yayınları · 1975848 okunma