Bütün Eski şehirlerin surlarını köleler yapmış. Sırtlarında kırbaç izleri, ayak tabanlarında, ellerinde yaralar. At gibi vururlarmış sakatlanan köleleri. Kölelerin kalbi inşa ettikleri şehre hep derin bir nefretle dolarmış. O yüzden bu dünyada mutlu bir şehir yoktur. 
Ben dünyaya gözlerimi ilk açtığımda,
sadece sımsıcak bir kucak bulmadım;
güvenli bir yuva buldum, bir vatan gördüm.
Sevgi, şefkat, merhamet dolu bir yüz gördüm.
O annemdi.
Çocukken onu sadece anne sanırdım.
Meğer evimizin çatısıymış.
Kışa karşı duvarı,
karanlığa karşı kandili,
yokluğa karşı bereketiymiş.
Bir evde saatler bile
annenin ritmine göre çalışırmış.
O kalkınca sabah olur,
o sofrayı kurunca bereket gelir,
o pencereyi açınca eve güneş dolarmış.
Biz çocukken fark etmezdik.
Suyun bardakta hazır oluşunu,
ekmeğin sofrada bekleyişini,
ütülenmiş kıyafetleri,
toparlanmış odaları
hayatın doğal düzeni sanırdık.
Meğer bütün o düzenin görünmeyen adı:
anneymiş.
Bir ağacın kökü gibiydi.
Kimse kökü görmezdi,
ama bütün dallar onunla ayakta dururdu.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ben dünyaya gözlerimi ilk açtığımda,
sadece sımsıcak bir kucak bulmadım;
güvenli bir yuva buldum, bir vatan gördüm.
Sevgi, şefkat, merhamet dolu bir yüz gördüm.
O annemdi.
Çocukken onu sadece anne sanırdım.
Meğer evimizin çatısıymış.
Kışa karşı duvarı,
karanlığa karşı kandili,
yokluğa karşı bereketiymiş.
Bir evde saatler bile
annenin ritmine göre çalışırmış.
O kalkınca sabah olur,
o sofrayı kurunca bereket gelir,
o pencereyi açınca eve güneş dolarmış.
Biz çocukken fark etmezdik.
Suyun bardakta hazır oluşunu,
ekmeğin sofrada bekleyişini,
ütülenmiş kıyafetleri,
toparlanmış odaları
hayatın doğal düzeni sanırdık.
Meğer bütün o düzenin görünmeyen adı:
anneymiş.
Bir ağacın kökü gibiydi.
Kimse kökü görmezdi,
ama bütün dallar onunla ayakta dururdu.
Size Mr. Butler'dan söz etmek istiyorum, dedi, başlangıçta yaşam koşulları çok olumsuzmuş. Banka veznedarı olan babası genç yaşta ölünce Mr. Butler, tam adıyla Charles Butler, dünyada yapayalnız kalmış. Babası Avustralya'dan gelmiş; bu yüzden California'da hiç akrabaları yokmuş. Bir matbaada işe girmiş -bundan çok kereler bahsetmiştir- ve ilk zamanlar haftada üç dolar alıyormuş. Şimdi ise yıllık geliri en az otuz bin. Bunu nasıl başardı? Dürüst, çalışkan, vefakâr ve tutumluymuş. Çoğu gencin kapıldığı zevklerden kendini yoksun bırakmış. Ne pahasına olursa olsun haftalığını harcamaz, biriktirirmiş. Tabii kısa zaman sonra, haftada üç dolardan daha fazla kazanmaya başlamış ve ücreti arttıkça, hep daha fazlasını biriktirmiş... Gündüz çalışıyor, gece okula gidiyormuş. Hep geleceğine yatırım yapmış. Sonra yine geceleri, liseye devam etmiş. Daha on yedi yaşındayken, dizgici olarak çok iyi bir maaş almaya başlamış ama gözü yükseklerdeymiş. Sadece ekmeğini kazanmanın değil, meslek sahibi olmanın peşindeymiş ve hedefine ulaşmak için fedakârlıkta bulunmaya razıymış. Hukuk alanında çalışmaya karar vererek, babamın bürosuna hademe olarak girmiş düşünebiliyor musunuz! Ve haftalığı sadece dört dolarmış. Ama tasarruflu yaşamayı öğrendiği için, bu dört dolardan da para artırmayı sürdürmüş.
Genç bir adam için çok zor şartlarda yaşamış, dedi Martin, haftada dört dolar! Bu parayla nasıl yaşanır? Kendisi için hiçbir şey yapmamış demek. Ben haftada beş dolar kira veriyorum, odam da bir şeye benzese bari. Bu adam bir köpek gibi yaşamış olmalı. Yediği yemek...
- Kendi yemeğini pişiriyormuş, diye sözünü kesti Ruth, küçük bir gazyağı sobasında.
Martin:
- Yediği yemek, uzun yol gemilerinde denizcilere verilenlerden de kötü olmalı. Oysa ondan kötüsü olmaz sanırdım, dedi.
Ruth coşkuyla