Özgürlük, Kötülük ve Hakikatin Yükü
Özgürlük… İnsanlığın en eski yanılsaması, en ağır umudu. Sartre’ın dediği gibi, “hayat seni önemsemiyor ama vazgeçemezsin.” Fromm’un gözünde ise özgürlük, bir ayrıcalık değil; bilinçle, acıyla, farkındalıkla kazanılan bir mücadeledir. İnsan, arzularının kölesiyken özgür değildir. “Seçiyorum” der ama çoğu kez seçen o değildir; seçtiren, içinde bir yerlerde gizlenmiş eksikliktir.
Özgürlük, cebinde taşıdığın bir kimlik değil, her gün yeniden kazandığın bir eylemdir. Tiryaki sigarayı bırakmaya karar verir ama bırakamaz; çünkü arzularının kökenini tanımıyordur. Gerçek özgürlük, o arzunun ardındaki güçleri görebilmek, onları yönetebilme cesaretini gösterebilmektir. Fromm der ki: “Özgürlük, bir süreçtir; bir sözcüğün değil, bir farkındalığın adıdır.”
Kötülük ise insana özgüdür. Hayvan kötü olamaz, çünkü doğasının gereğini yaşar. İnsan kötülük yapar çünkü aklını, sevgisini ve özgürlüğünü taşır ve bazen bunlardan kurtulmak ister. Kötülük, insanın kendi yükünden kaçış denemesidir. Ama trajik olan şudur: insan ne kadar gerilerse gerilesin, insan olmaktan kurtulamaz. Bu yüzden kötülük doyum vermez; sadece ruhu çürütür, ama kökünden söküp atamaz.
İyilik de kötülük gibi seçilemez bir soyutluk değildir. İyiliği seçebilmek için önce farkında olmak gerekir kendinin, başkalarının, yaşamın. Ama eğer bir insan bir başkasının acısına, bir dostun bakışına, bir kuşun ötüşüne, otların yeşiline karşı duyarlılığını yitirmişse; farkındalık artık işe yaramaz. Duyarsız bir kalp, yaşamı hissedemez; yaşamı hissedemeyen bir insan da iyiliği seçemez. İşte o zaman, insanlık kendi elleriyle umutlarını boğar.
Fromm’un dediği gibi, hakikat seni özgür kılacaktır. Ama hakikat acıtır. Çünkü önce seni senden alır. Arzularının, korkularının, yalanlarının içini