Ara sıra kalabalıklara karışsa da,insanların hep uzağında,her şeye karşı kayıtsız,artık hayatta ilerlemeyen,yeniden başlamayan,yalnızlığın büyülü çemberinde,kaldığı izbe odasında hayatı ve varoluşu sorgulayan isimsiz bir genç “Uyuyan Adam”
Henüz ölmemiş,delirmemiş,labirentteki fare misali sürprizsiz ve görece konforlu hayatında ‘kendini kendine’ anlatıyor bu genç adam.
Gestapo zulmünden kaçıp Paris’e yerleşen Polonya Yahudisi bir ailenin oğlu olan yazarın bazı kaynaklara göre kendi otobiyografisini kaleme aldığı bir roman “Uyuyan Adam”. Ailesinin çoğu ferdini toplama kamplarında kaybeden Perec’in acıyla geçen çocukluğunu “gören kör,bir uyurgezer”olarak tanımlaması da bu savı destekliyor bence.Varoluşsal sancılar çeken karakterleri seven herkesin okumasını tavsiye ederim.
Romanın kahramanı Strickland,1900’lerin başında Londra’da yaşayan,40’lı yaşlarda,evli ve çocuklu bir borsacı.Bir gün tüm düzenini bozup, geride sadece bir not bırakarak,arkasına bakmadan Paris’e;istediği hayatı yaşamaya gidiyor. İstediği hayat ise ilk akla gelen sınırsız özgürlük ve eğlence kesinlikle değil.Tek hayali,kalan ömrü boyunca tek başına, rahatsız edilmeden resim yapabilmek…
Daha önce “Boyalı Peçe”romanını okuyup çok sevdiğim Somerset Maugham’ın yine beni kalbimden vuran bir romanını okumuş olmanın verdiği mutluluk içindeyim. İki romanında da kurguyu ele alış biçimi,karakter çözümlemeleri,anlatımı kusursuzdu. Strickland’in,hayattaki tek amacını saplantı haline getirmiş,son derece gaddar ve tüm dünyaya karşı kayıtsız bir karakter mi yoksa bir kere geldiği dünyada hayallerini yaşamak isteyen idealist bir ressam mı olduğuna okuduğunuzda karar verirsiniz. Benim içinse Strickland, tanıdığım en acayip,en esrarengiz ve unutmayacağım roman kahramanları arasında artık
Sadece Strickland karakteri değil kurgudaki yan karakterlerin de hayata dair seçimleri ve verdikleri kararların sonuçları harika işlenmişti ama favorim yine de Strickland oldu
“Ay ve Altı Peni”okunduğuna çok fazla denk gelmediğim bir eser. Daha çok bilinmesini ve okunmasını dilerim.Yazarın romana bu ismi vermesinin sebebinden de bahsedeyim.Para ile hayaller arasındaki ikilemi “Altı peni bulacağım diye yere bakarak dolaşırsan Ay’ı kaçırırsın”diye açıklayan yazar,kitaplarıyla ilgili yapılan tüm eleştirileri okuyup bir sonraki kitabının ismini eleştirilerden yola çıkarak koyuyormuş,bu bilgi de dursun burda
Kurulu düzenini ve konfor alanını terk etmekten korkarak hayallerini yaşayamadan ömür tüketenler,bu kitabı okuyun
Yazar olma hayalleriyle başkente yerleşen,yayınevlerine yazılarını kabul ettirmeye çalışırken hayat mücadelesi veren genç bir adam Andreas. Aslında hayat mücadelesinden de öte,açlıkla boğuşuyor bu genç adam;gözlüğünden ceketinin düğmelerine kadar satmaya çalıştığı bir açlık…
Aç kalsa bile hiçbir zaman onurlu duruşundan ödün vermeyen ve umudunu bir kez bile olsa yitirmeyen kahraman Andreas’ın,yaşadığı her anı kendi iç sesinden dinlediğiniz bu eseri hayatınızda bir kez olsun okumanızı isterim. Yazarın anlatımı o kadar güzel ki,Andreas’ın yaşadığı her şeyi;açlığı,çaresizliği,utancı iliklerinizde hissediyorsunuz. Sanırım bunda yazarın kendi hayatından yola çıkarak anlatması önemli etken, bu sebepten size o yaşadığı duyguları tamamen geçirebiliyor. Yazarla ilgili anlayamadığım yegane şeyse,hayatında bunca zorluk görmesine rağmen,ülkesinin işgal edilmesini savunacak kadar Hitler sempatizanı olması. Genellikle sakin yapısı olan Norveç halkı da,o dönem yazarı protesto etmek için evinin kapısına yazarınromanlarını bir bir bırakmış. 90 larına kadar uzun bir ömür yaşayan Hamsun,bu utançla,ölene kadar evinden çok fazla ayrılmadan hayata gözlerini yummuş…
Yazarına karşı mesafeli olsam da,çok merak ettiğim bir eserdi ve okumaktan büyük keyif aldım.