Japon Edebiyatının en çok okunan,eserleri modern klasik kabul edilen Osamu Dazai’nin,intihar etmeden önce tamamladığı roman,yazarın 39 senelik kısacık hayatıyla büyük benzerlikler gösteriyor. Bu sebepten yazarın hayatıyla ilgili kısa bir bilgi bırakıyorum.
Hayatı boyunca defalarca intihar eden,ederken de birlikte olduğu kadınları da eşlik etmeleri için ikna eden,okuldan atılan,evlatlıktan reddedilen,defalarca evlenen,morfin bağımlısı olup akıl hastanesinde tedavi gören ve yine sevgilisiyle intihar ederek dünyadan ayrılan Dazai,doğuştan bir melankolik. Romanı okurken şunu düşündüm; bu dünyaya Dazai gibi gelenler ya da zaman içinde yaşadıklarıyla baş edemeyenler hayata tutunamıyorlar maalesef…
Kitap sürükleyici ve yalın bir dille kaleme alınmış,Japonca çevirisi de son derece başarılı,severek okudum. Sadece depresif bir döneminizde okumanızı önermiyorum.
Yalnızlık,ölüm,hayat,intihar,din,müzik ve olmazsa olmazımız ‘içimizdeki boşluk’ üzerine Cioran’ın kaleminden okuyacağınız her bir aforizma,adeta bilinçaltınıza atılan hayali bir yumruk gibi.
Cioran,kurduğu her cümlesiyle sizi,ya kendi içinizde,göremediğiniz karanlık bir tarafınıza ayna tutuyor ya da tecrübe ettiğiniz sert gerçeklerle yüzleştiriyor ve ismi gibi yüreğinizde ‘buruk’bir tat bırakıyor.
Rafa kaldırılmayıp yakınınızda duracak,defalarca açıp okunacak bir eser.
Yazarı daha iyi anlamak adına kendisiyle ilgili birkaç bilgiyi de bırakıyorum buraya.
Cioran rahip bir baba ve dini inancı olmayan bir anneye sahip olduğu için Tanrı’yla ilgili kafa karışıklıkları çok erken yaşlarda başlamış.
Yatılı bir okula verilmesi ve orada başlayıp ömürünün sonuna dek devam eden uykusuzluk problemi,psikolojisinde derin yarıklar açmış Cioran’ın. Yurtta kaldığı dönemler Dostoyevski okumaya başlamış ve kendi tabiriyle aydınlanmış. Şayet okursanız aforizmalarında Dostoyevski etkisini hissedeceksiniz.
Genel olarak mutsuz ve kötümser bir adam olan Cioran bu duygu durumuyla fazlasıyla barışıkmış ve bunu aşmak için de ömrü boyunca herhangi bir çaba sarf etmemiş. Belki de kalemindeki başarısını buna borçludur bilemiyorum.
Cioran’ın hayatıyla ilgili beni şaşırtan durumlardan biri beynini bu kadar aktif kullanan bir adamın Alzemier’dan ölmesiydi.
Diğer bir şaşırtan detay da Hitler sempatizanı ve antisemitizmin takipçisi olmasıydı.Kendisi Fransa’da yaşayan bir Rumen olarak o psikolojiye nasıl girdi anlamak mümkün değil doğrusu.
Bazıları için kendi içinde çelişen bir filozof olsa da kendi adıma Cioran’ın eserlerini seviyorum ve fırsat buldukça okumaya devam edeceğim.
”Vaktiyle onların arasına karışmıştım,başkalarını taklit edeyim dedim. Baktım,soytarıya dönmüşüm. Adına zevk dedikleri her şeyi denedim;gördüm ki başkalarının zevki bana yaramıyor. Her yerde,her zaman yabancı olduğumu hissettim.”