"MARTIN DOĞUSU"
Farklı kültürlerin davranışlarını, inanışlarını, felsefelerini, hayatla baş ediş şekillerini kendi gözünle görüp, deneyimlemek anlam oluşturmana mutlaka yardımcı olacaktır. Evinin dört duvar ortamından çıkıp, teorik bilgileri pratikle harmanlar, pekiştirirsin. Yeni yerler, yeni insanlar, yeni tatlar, kokular, müzikler heyecan verir. Zihnin, ufkun açılır, keyfin yerine gelir, dünyaya bakışın değişir, şikayet ettiğin rutinlerinden kurtulursun. Eğer bir aşamada seyahatin kendisi de rutine dönüşmeye başlarsa ya geri gelirsin ya da başka bir şey yaparsın.
"Bir yerde uzun süre kalırsan, o yerin bir parçası olursun; ama yolculuk edersen, dünya senin bir parçan olur" demiş Nietzsche.
Modern hayatın en büyük yanılsaması, insanın “iyi gidiyorum” sanırken aslında kendinden ne kadar uzaklaştığını fark etmemesidir. Bilgisayar mühendisi Mart’ın hayatı, dışarıdan bakıldığında “sıradan” kelimesinin tam karşılığıydı. Monoton akışında bir gün diğerini kovalıyordu. Ta ki bir arkadaş ortamında tanıştığı kadının sorduğu o çarpıcı soruya kadar: “Hayatının anlamı nedir?”
Çoğumuz bu soruyu duymaktan kaçarız. Çünkü cevabı yoktur belki de bulmak için uzun yollar katetmek gerekir.
Bu soru, Mart için bir kırılma noktası oldu.
Bir davette, hiç hazırlıklı olmadığı bir anda Mart'ın yüzleştiği bu soru, onu önce felsefeye, sonra Hindistan sokaklarına, oradan da kendi iç dünyasının en derin koridorlarına sürükledi. Felsefeye olan merakı, artık sadece bir coğrafya değişikliği değil; kendine doğru bir keşif yolculuğuydu.
Yolculuğu boyunca tanıştığı her insan, yaşadığı her deneyim, kurduğu her ilişki bu arayışın bir parçasına dönüşüyor. Farklı şehirler, farklı insanlar… Her yeni karşılaşma Mart’a yeni bir kapı araladı.
Bir sokak müzisyeni, bir keşiş, bir yabancı, bir çocuk… Her biri