Tabii bir de dört levhalı kapı vardı. Yani sehrin kalbindeki sır. lyi imahallelerde gezintiye çıkmak güzeldi. Aradığınız bir kitabı tam da beklediginiz yerde bulmak çok hoştu. Kolaydı. Huzur vericiydi. Çabuktu. Fakat kötü mahalleler tam anlamıyla büyüleyiciydi. Oralardaki kitaplar tozlu ve eskiydi. İçlerinden birinin kapağını açtığınız zaman asırlardır hiçbir gözün görmediği sözcüklerle karşılaşabilirdiniz. Oralardaki döküntülerin arasında hazineler gizliydi.
Sayfa 150·Kitabı okudu
* ... Bilindiği gibi divan sözcüğünün anlamı "büyük meclis" tir. Zira Dîvân-ı Hikmet incelendiğinde tasavvufta "dört kapı" da denilen "dört mertebe" ile ilgili olduğu görülecektir. Şeriat, tarikat, hakikat, marifet ve bunların onar makamını açıklamak için söylenmiştir. *
Sayfa 31 - Bilge Kültür Sanat·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Mahpus
Sekiz yılı aşkındır buradayım," dedi saçı sakalı ağarmış, gözlerine yarınsızlık çökmüş adam. Bu dört duvar, bir kapı, bir pencere arasında. Yalnızlıkmış en büyük ceza. Öyle düşünmüş insanoğlu ezelden beridir ki mahpusluğu icat etmiş. Kapatıp bir odaya tek başına, bir de hedeften gün koymuşlar ki daha çok ısırap çeksin diye. Yanılmışlar oysa. En zorudur, ilk zamanlar. Öfken bir yandan, çaresizlik bir yandan çullanır üstüne. Öcümü aldım demek de hafifletmez ruhunu. Paşa paşa yatarım, diye düşünmek de hikâye. Kapanınca demir kapı üzerine, yatarsın kuzu gibi, ağlarsın kendine. Bu delikte geçecek ömrüne. Artık göremeyeceğin sevdiklerine... Ne de olsa alışmış insan, istediği zaman istediği yere gitmeye. Tıkılınca birden bir deliğe, delirmemek için tutarsın kendini. Bir de düşününce burda geçecek günlerini, heba edeceğin ömrünü. Yolarsın saçını başını. Haykırırsın: "Çıkarın beni!" diye.... Kimse duymaz oysa. Duysa da güler geçerler. "Adam gibi çek cezanı." derler, ağlama çocuk gibi. Erkeklikten ödün verilir mi? Susarsın elbet. Hem de öyle bir susarsın ki, gün olur, kulakların bile yabancılar sesini. Yatarsın boylu boyunca, başlarsın ezberlemeye tavandaki çatlakları, duvarlardaki eski kiracıların bıraktığı izleri, kapıdaki sürekli başka hayvanlara benzettiğin pas öbeklerini. Onlar büyür, sen küçülürsün zamanla. Kanatarak da olsa geçer günler. Ama ahh o geceler! Onlar geçmek bilmez işte! Karanlıktan ürker saatler. Gündüzleri uyursun da geceleri diken dolu olur döşekler. Düşünceler, özlemler sarar her bir yanını. Gözyaşları geceleri bekler. Utanırlar gözden düşmekten, kimse görmesin diye karanlığı özler.
Sayfa 93·Kitabı okudu
Sekiz basamak yukarı. Dört basamak daha. Sağdaki kapı.
Kürsüden inmeme izin verildiği anda, üzüntü azgın bir dalga gibi beni yıkayıp geçti. Kımıldamadan paravana baktım. Sana doğru koşmak, içine doğru kıvrılıp yeniden rahmine yerleşmek istedim. Tarihi yeniden yazmak istiyordum, bu defa beni normal bir anne gibi seveceğin bir tarih. Yepyeni pırıl pırıl.
İnsanlığın Onur Savaşı:Gazze /Halis Aydemir
Gazze'de yaşananlar, dünyanın dört bir yanında yaşayan tüm insanlar için birer sınav niteliğindedir. Çünkü zulme karşı sessiz kalıp kalmamak, eldeki imkanları mazlumun yanında kullanıp kullanmamak, En azından kalp ben buğz edip dua etmek Veya etmemek, tamamen kişisel tercihimizdir. Bu tercih, bizim iman ve Onur düzeyimizi gösterecektir. GAZZE’NİN HAFIZASI KIZIL KAPI SEMBOL/ sayfa 103
La İlahe İllallah dendiğinde dil dört defa damağa vurur. Damakta ince bir husus var. Dil damağa değdiği zaman beynin dört lobu sıra ile devre dışı bırakılıp format atılır. İnsan o an için bunun farkında olmaz. Nasıl bir format? Birinci lamda, önce beyne ve nefse dur emri verilir. Sonra "İlahe" dendiği zaman Cenabı Hakk'ın varlığı kendisine hatırlatılır. "İllallah" dendiği zaman arka arkaya gelen lamlar diğer bütün teveccühlerin meydana gelebilmesi için insana kapı açar.
Sayfa 39 - Ruhi Yayınevi·Kitabı okudu
Din
Reklam
Reklam