dostamisc

dostamisc
@dostamisc
Kibir, bele bağlanan taş gibidir, onunla ne yüzülür ne de uçulur. Hacı Bayramı Veli
2172 okur puanı
Eylül 2015 tarihinde katıldı
Ben bir okur ve bir üye olarak 1000Kitap platformunu her zaman edebiyat, letafet, ve nezaketin baskın geldiği; siyasetin, öfke ve nefret dilinin, uygunsuz paylaşım ve hakaretlerin bulunmadığı saf, duru, rafine bir mecra olarak görmek istiyorum. Kabaran siyasi vb. duygularınızı ifade etmek isteyen üyeler; ne olur bu platformu asıl maksadından ("edebî okumalar, paylaşımlar, hududun aşılmadığı nezih tartışmalar, fikir alışverişleri, vb.) uzaklaştırmayın. En kibar şekliyle ifade edeyim; tartışmak, kapışmak, öfkesini ifade etmek isteyenler için daha uygun mecralar var; twitter gibi, facebook gibi. Kaldı ki oralarda bile -her ne kadar tamamen adil ve objektif biçimde uygulanmıyorsa da- kişilerin birbirine hakaret etmesi, bir şeyleri zorla telkin ve dikte etmesini hoş karşılamayan belli kurallar ve kullanım koşulları var. Tıpkı 1000k'da olduğu gibi (maalesef zaman zaman unutulsa da). Seçimler gelir geçer, birileri sevinir birileri üzülür, ama herkes kendi gerçeklikleriyle başbaşa kalır. Peşlerine takıldığınız siyasilerin sandığınız kadar da umurunda değilsiniz. Birbirleriyle kanlı bıçaklı olan taraftarların tuttuğu spor klüplerinin yöneticilerinin rakip yöneticilerle 7/24 cebelleştiğini mi sanıyorsunuz? Ne gerek var mekânları (sanal veya gerçek), şehirleri, ülkeleri birbirimize dar etmeye? Herkesin belli bir siyasi görüşü, inancı (ya da inanmamayı tercih edişi), duruşu olabilir. Benim de kendime göre belli bir görüşüm, tamamen olmasa da kısmen benimsediğim veya benimsemediğim hayat tarzları, yöneticiler/siyasi liderler var ama bu platformda bunu gündeme getirmenin bir anlamı, gereği, faydası olduğuna inanmıyorum. Görüşlerimiz ve duruşlarımız bizi birbirimize kırdırıyorsa, bir şeyleri tahrip ediyorsa, huzursuz ve gergin olmamıza sebep oluyorsa ya
1000k
Reklam
Demokrasi
Bir gün Sokrates, yine talebeleriyle sohbet ederken, bir talebesi Sokrates'e şöyle bir soru sorar: -"Eğer demokrasi çoğunluğun kararını kabul etmekse, adil olan da bu değil midir? Mesela yüz kişinin oy kullandığı bir yerde, elli bir kişinin kararına mı uymak daha adil ve doğru olur, yoksa kırk dokuz kişinin kararına uymak mı? Hem çok mümkündür ki, daha çok insanın daha az insandan yanılma ihtimali daha azdır. Şu halde sizin demokrasiye karşı çıkmanız doğru olmadığı gibi haklı da sayılmaz." Bunun üzerine Sokrates, her zaman olduğu gibi, soru cevap yöntemini kullanarak o talebeye önce sorar: -"Bize söyler misin; bilge olmak mı daha zordur? yoksa cahil olmak mı daha zordur? " Talebe: -"Elbette ve hiç şüphesiz, bilge olmak daha zordur. Bilge olmak için, çok okumak, araştırmak ve yorulmak gerekirken, cahil olmak için bir şey yapmaya gerek yoktur." Sokrates: -"Peki o halde bize yine söyler misin; toplumlarda cahil insanların sayısı mı çok olur? yoksa bilge insanların sayısı mı çok olur? " Talebe: -"Elbette ve hiç şüphesiz ki, cahil insanların sayısı fazla olur." Sokrates: -"Peki, bize yine söyler misin; bir gemide yüz yolcu bulunsa, geminin nerde, nasıl hangi yönde yelken açması gerektiğini, kaptan mı daha iyi bilir, yoksa o yüz yolcu mu?" Talebe: -"Eğer yolcular içinde Denizcilik bilgisi olan yoksa pek tabi en iyi bilen kaptandır." Sokrates: -"Peki o halde diyebilir miyiz ki herkes, her konuda karar veremez . Herkes bildiği yerde konuşmalı. Her iş ehline verilmeli..." Talebe: -"Pek tabi olması gereken budur." Sokrates: -"Peki, o halde, bize yine söyler misin; kimin hangi konuda bilgili olup olmadığını bilmeden, sadece çoğunluk oldukları için kararlarını doğru bulmak adil ve doğru olabilir mi ? Hem sen de kabul ettin ki, bir toplumda cahillerin sayısı, bilgelerden hep daha
OKUMA Bundan önceki üç beş satırı aşan paylaşımları olduğu gibi, mesajı başı ya da en sonunda olmayan bu iletiyi de okuma. Zaten senin gibi bir faninin yazdığı üç beş cümle yığınından öğreneceğin ne olabilir ki? Hatta ciltlerce kitabı, ansiklopedi, dergi ve bilumum matbuatı sadece okusan, yetinmeyip hıfzetsen ne fayda sağlayabileceksin ki? O yüzden okuma. İnan, bu satırlar da dahil, okuman için sunulan herşey ama herşey, seni inandırmak / kandırmak / ikna etmek üzere yazılmıştır. Eğer karşı koyabilecek bir donanımın yoksa hiç bir yazılı eseri okuma. Yoksa, zehirlenirsin. Bilimsel çalışma okuma. İlgi alanın sınırlı, kapasiten sınırlı, oysa bilimin alanı alabildiğine geniş ve dallı budaklı. Sen olsa olsa, profesyonel yaşamın için en fazla onlardan birine ihtiyaç duyarsın. Ona ilişkin okumaları da zaten eğitim sürecinde, okul hayatında zorunlu olarak yapar, ihtiyaç oldukça da bilgini tazelemek için yinelersin. İyi bir uzman olman için başka alanlardan bilimsel çalışmaları boşu boşuna okumak zaman kaybı olur. Şimdi ne gereği var şu sürat çağında. Boş ver okuma. Edebiyat okuma. Herkesin estetiği kendine. Renkler ve zevkler tartışılır mı hiç. Avam (toplum) için sanata sanat demeyenlerin yanı sıra, “öyle sanatın içine tükürenlerin” olduğu bir coğrafyada, şiirmiş, hikayeymiş, romanmış okusan ne olur, okumasan ne olur. En iyisini kendin yazarsın zaten. Başkalarının güzellemeleri ile boşa vakit öldürmenin ne alemi var şimdi? Felsefe de okuma. Hafazanallah, imanından inancından olma ihtimalin de var ama daha da önemlisi, hiçbir soruya cevap vermeyen o laf kalabalığını okuyup da ne edeceksin? Zihnin bulanacak, kafan karışacak, bildiklerinden de şüpheye düşeceksin. Onca bilgiye hamallık etmeye ne hacet? Gerek duydukça özlü sözler olarak Google’dan devşirir, egonu şişirir,
Sosyoloji
Arkadaşlar kusura bakmayın da ben sizin niteliksiz, vasıfsız, içeriği bomboş olan romanlarınızın reklamını her dakika görmek zorunda değilim. Ağlama duvarına çevirdiniz siteyi. Vıcık vıcık eserler, herkes tolstoy olmuş anasını satayım. En ufak eleştiride de zırlıyorsunuz. Vasat edebiyatın yükselmesine izin vermeyeceğiz.
1000Kitap
1K'nın Kanser Eden İncelemeleri
7/10
·318 syf.·
2022 291. kitabı
Çıldırdım, delirdim, aklımı kaybettim, kendimden geçtim; ve bunların hepsi kitabı okuduktan sonra değil, Semerkant hakkındaki incelemeleri okuduktan sonra oldu. Arkadaşlar nerden başlayayım bilmiyorum, rastgele herhangi bir incelemede yazılan sözleri paylaşayım buraya: "Amin Maalouf'ta bir sorun var, adam gerçekten çok şey veriyor ve iyi bir okur olduğunu düşünüyorum. Tarafsız tarih anlatıcılığı..." hopppp. Bir duralım, tarafsız tarih anlatıcılığı? Ciddi misiniz? Tarafsız? Bildiğimiz iki tarafa da eşit ve objektif şekilde yaklaşma anlamındaki tarafsızlık değil mi bu? Bakın arkadaşlar, Türk olarak kendi tarihimizi yüceltebiliriz, yücelsin de; tarihimizle de geçmişimizle de gurur duyuyorum. Bizim yüceltebilmek için sebeplerimiz varken, yabancı bir insanda bu durum yok. Ne biliyorsa, onların bölgesinde ne anlatılıyorsa, hangi kaynaklar okunuyorsa buna göre yorumluyorlar. Onlar da memleketlerini yüceltiyorlar, haklı olarak. Bu nedenle yabancı yazarlardan bizim memleketimizin tarihini okumayı seviyorum, çünkü tarihteki hatalarımızı yumuşatarak söyleme derdi yok; bu da hatayı daha çözülebilir kılıyor. Buraya kadar sorun yok. Yazarımız Arap. Benim için sorun değil, Arabistan halkının huylarıyla taban tabana zıta yakın bir insan olsam da Arabistan'ı severim. En yakın arkadaş grubumda canımı verebileceğim 2 arkadaşım Arap göçmeni, Arap alfabesini biliyorum ve Osmanlıca da okuyabiliyorum az uz. Yani demem o ki, hiçbir problemim yok herhangi bir arapla; ancak bu insanların bizimle sorunu ne bilmiyorum arkadaşlar. Hani diyorlar ya "tarafsız tarih anlatıcısı" diye, bu adam Melikşah'ı yerden yere vurdu, küçük düşürücü tonla söz var. Hatta karakterle sınırlamayayım, kitabın ilk 2 bölümünde(ilk 173 sayfa) fazlasıyla aşağılama var. Kitabı okumanıza bile gerek yok, göz gezdirseniz
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,7bin okunma