kahramının her şey en başından beri gözünün önünde olmasına rağmen hala adamın peşinden zavallı gibi gitmesi hala ondan medet umması ve sonucunda sanki hiç beklenmemiş bir şeymiş gibi şaşırması,pasif kalması,insanlara durumu anlatamamasıyla sinirimi bozan bir eser oldu son sayfalarında artık karaktere tahammül edemediğim için okumadım o kısımlarına yorum yapamıcam 180 sayfa uzatmanın mantığını hala anlayamadım ama başında beri belli olan şeyi dünyanın en beklenmedik şeyi gibi aktarılması sinir bozucu
ÖtekiFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202530,5bin okunma
'Senin elin soğuk, benimki ateş gibi sıcak. Ne kadar körsün, Nastenka!...'
Bir an çevirmenin önsözü hiç bitmeyecek sandım. Yazarın dili o kadar güzel ki, cümlelerin içinde kaybettim kendimi. Karakteri o kadar benimsedim ki yaşadığı tüm duygular geçti. Ah Nastenka... Nastenka. Fyodor Dostoyevski
Redditteki bi yazıyı paylaşmak istedim çünkü kitabın sonu ve içeriği hakkındaki alt metni iyi yorumlamış gibi hissediyorum. Ve spoiler içeriyor.
Anlatıcı, üniversitedeki erkek arkadaşı tarafından tecavüze uğradı (son sayfada bahsediliyor), bu da ilk uykusuzluğunun nedeniydi. O zamanlar bunu işleyemediği ve kimse depresyonunu fark etmediği veya umursamadığı için hayatına devam ediyor. Ancak o travmanın bastırılmış anısı, uyanık rüyasında (karanlık adam, onu "uzun, dar, yuvarlak bir şey" ile tuzağa düşürüyor) geri geliyor, muhtemelen 30. doğum günü nedeniyle ve olaydan önceki kaçışına, yani edebiyata gerilemesini tetikliyor. Tezinin, genç kadınların hayatın karanlık gerçeklerini keşfettiği hakkında yazan Katherine Mansfield üzerine olması tesadüf değil.
Tolstoy ve Dostoyevski'ye dalmak yardımcı oluyor, ancak başka bir yol da izliyor: "Üç genç adam bir çifte saldırdı. Adamı öldürdüler ve kadına tecavüz ettiler" olayının geçtiği yere gidiyor. Travmasını tekrar yaşıyor, ancak sonunda bir erkek gibi giyiniyor, (bilinçaltında) öldürülecek kişi olmayı umuyor. Yani son sahne, saldırıya uğrama fantezisi, aynı zamanda travması tarafından tuzağa düşürülme ve çıkış yolu bulamama hissini de ifade ediyor: "Asla anahtarı alamayacağım....Tek yapabileceğim ağlamak. Gözyaşları akmaya devam ediyor" (tıpkı uyanık rüyasında sürahiden dökülen su gibi).
Neyse, benim düşüncem bu. Ama çok şey oluyor. Cehennem gibi bir hikaye.
refernas aldığım kullanıcı:
reddit.com/user/Forward-To...
UykuHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20153,732 okunma
Ana Tema: Vicdan muhasebesi, kibir, nihilizm ve arınma.
İnceleme: Raskolnikov'un "üstün insan" olma teorisiyle işlediği cinayet, aslında insanlığın ortak vicdanına indirilmiş bir darbedir. Dostoyevski, gerçek cezanın parmaklıklar değil, insanın kendi vicdan mahkemesinde aldığı mahkûmiyet olduğunu muhteşem bir psikolojik derinlikle işler.
Kritik Soru: Kendi içinizde haklı çıkardığınız bir suç, vicdanınızın süzgecinden geçebilir mi?
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194,4bin okunma
Bazı kitaplar vardır; kapağını açtığınızda ne bulacağınızı aşağı yukarı bilirsiniz. Kılıçlar çekilir, düellolar yapılır, düşmanlar alt edilir ve kahramanlar zafer kazanır. Üç Silahşörler'e de böyle başladım. Karşımda genç, ateşli ve gözü pek bir D'Artagnan; yanında ise maceradan maceraya koşan üç silahşör vardı.
Fakat kitap ilerledikçe anladım ki bu hikâye sadece kılıçların değil, insanların da hikâyesiydi.
D'Artagnan cesaretiyle, Porthos gösterişiyle, Aramis ise inancı ve zarafetiyle dikkat çekse de benim için kitabın asıl ağırlık merkezi Athos oldu. Çünkü Athos konuşmaktan çok susan, tepki vermekten çok gözlemleyen ve yaşadıklarını omzunda taşıyan bir adamdı. Onun sakinliği kayıtsızlıktan değil, bedeli ağır ödenmiş tecrübelerden geliyordu. Ne zaferler onu sarhoş etti ne de felaketler yıktı. Olacak olanın olduğunu kabul edecek kadar hayat görmüş bir karakterdi.
Kitabın en büyük sürprizi ise Milady oldu. İlk ortaya çıktığında onun hakkında kesin bir hüküm vermek istemedim. Belki yaşadıkları onu bu hâle getirmiştir diye düşündüm. Fakat hikâye ilerledikçe gördüm ki Milady'nin meselesi yalnızca kötü talih ya da yanlış seçimler değildi. İnsanları kandırmak, kullanmak ve kendi çıkarları için harcamak onun karakterinin bir parçası hâline gelmişti. Felton'u kendi inançlarıyla vurup bir kuklaya dönüştürmesi, onun ne kadar tehlikeli olduğunu açıkça gösteriyordu. Bu yüzden kitabın sonunda aldığı ceza bana intikamdan çok gecikmiş bir hesaplaşma gibi geldi.
Dumas'ın en büyük başarısı ise bütün bunları ağırlaştırmadan anlatabilmesi. Dostoyevski gibi insan ruhunun derinliklerinde kaybolmuyor, Balzac gibi toplumu mikroskop altına yatırmıyor. Ama buna rağmen karakterlerine ruh vermeyi başarıyor. Sayfalar akıp giderken bir macera romanı okuduğunuzu düşünüyorsunuz; kitap bittiğinde
Üç SilahşorAlexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201911,4bin okunma
Okurken baş katibin yerinde ben vardım. O acıyı ve hüznü ben yaşadım. dönemin zorluklarına ve parasızlığa ben katlandım. Yazarın ilk kitabı ama sanki daha önce yazmış havası veriyor.
İnsancıklarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 202377bin okunma