Bol yeşilliklerin arasında bol renkler, çiçekler tarladan taşıyorlar, rüzgârla dalgalanıyorlardı. Rüzgâr, parça parça her dalgadan bir güzel koku öpüşüyle dolup estikçe, koylarda koşuşan soluklarla su üstünde meydana getirdiği titremeler gibi perişan dalgalar esiyordu.
Doğrusu, şimdi kendime şu manasız soruyu soruyorum: Hangisi daha iyidir, kolay yoldan elde edilmiş, ucuz bir mutluluk mu, yoksa muhteşem, asil ıstıraplar mı?
Demedim mi bu hasret bitirir seni
Ay dolanır gider, yalnız kalırsın
Her gün yeni baştan dağılır, ufalırsın
Demedim mi yüreğim sevme!
İşte ne gözyaşı, ne yemin, ne söz....
Geri dönen hangi güvercinin var?
Senin hangi çiçeğini sakladı bahar?
Demedim mi aklım, inanma!
Bir gün naza çeker kendini demedim mi?
Görmesen zindana döner bu şehir...
Görsen, umursamaz, aldırmaz kafir
Demedim mi gözlerim bakma!
Demedim mi bu ürperten sıcaklık...
Bu taze güzellik kaybolur birgün?
Sonra boşu-boşuna aranır, dövünürsün
Demedim mi ellerim dokunma!
Demedim mi bir gün susar şarkılar
Sesine ses veren rüzgar olur...
istediğin kadar artık bekle dur...
Demedim mi kulağım duyma!
Birgün çıkıp gideceği belliydi
Ayan-beyan belliydi anlayamadın.
Başka bir rüyada şimdi o kadın
Demedim mi kollarım sarma!