Bir yazar 1861 yılında, sürgünde hapis olarak geçirdiği senelerin ardından bir kitap yazıyor; bense yazıldıktan 160 sene sonra bu eseri okuyup diyorum ki ''sen nasıl bir psikoloji içindesin, sen gerçek bir hastasın Dostoyevski''
Değerli arkadaşlar, kitabı gece 02.30'da bitirdim ve uyumak için yattığımda yarım saat kitabı düşündüğümü fark ettim , uyuyamadım. Bir konuda anlaşalım; şu an çok mutluysanız, hiçbir sorununuz yoksa sakın Dostoyevski okumayın , zaten anlayamazsınız. Dostoyevski okumak, bile bile göre göre mutsuzluğu hissetme çabasıdır, karamsarlığı içine almaktır, depresyon uçurumunun kenarlarında gezmektir. O'nu okumak istiyorsanız bir şeye hazır olun; kalbinizin kırılmasına.
Kalbim çok kırıldı, Dostoyevski kalbimi çok kırdı.
Uzun bir inceleme olacak arkadaşlar, çünkü söylemek istediğim o kadar çok şey var ki, nasıl toparlayacağımı bilemiyorum ama yine de deneyeceğim.
Dostoyevski hakkında az çok bilgi sahibi olanlar siyasi söylevleri nedeniyle bir dönem sürgüne gönderildiğini bilirler, orada yaklaşık on sene kalıp cezası bitince tekrar yazarlığa devam etmek isteyen Dostoyevski, ben daha ölmedim dercesine bir kitap yazıyor. Şimdi bu kitap klasik bir Dostoyevski kitabı. Peki klasik bir Dostoyevski kitabı nedir? En basit tanımla, psikolojiyi alt etmektir .
Kitapta kötü olan bir karakterin betimlemesi, tahlili öyle bir kalemle yazılmış ki o kötü karakterin içinde kendimizi bulabiliriz, çünkü Dostoyevski çok dürüst bir yazar, iç hesaplaşmasını, iyi-kötü özellik olarak farkı gözetmeksizin karakterlerine yüklüyor ve hem kendisiyle bir karakteri üzerinden hesaplaşıyor, hem de bize olduğumuz, içimizde gizli saklı kalan kötü yerlerimizi tokat gibi yüzümüze vuruyor. İşte bu sebeple Dostoyevski okumak zordur, çünkü kendisiyle yüzleşmekten korkan, kendisini kandıran