DEB'in Arkasındaki Acıyı Anlamak
Puan vermedi·352 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
36 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 00:57
Bazı psikoloji kitapları sadece bozukluk anlatır, bazıları ise o bozukluğun içinde yaşayan insanı. İlk türdeki kitaplar o bozukluğu anlamamızı sağlarken ikinci türden olanlar o bozukluğu yaşayan insanı anlamamızı sağlar. Ve psikolojide asıl önemli olan da bu ikincisidir. Dağınık Zihinler kitabı da tam olarak ikinci gruba giriyor. Ben de kitaba başlamadan önce dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunu daha çok nörobiyolojik açıdan düşünüyor, ilaçla tedavinin zorunlu olduğunu düşünüyordum. Bize öğretilen de buydu diye. Oysa G. Mate daha ilk sayfalardan itibaren meseleyi semptomların ötesine taşıyor ve bireyin kişisel deneyimine, hikayesine vurgu yapıyor. Ayrıca kendisi de DEB’li olduğundan olsa gerek ki DEB’li bir bireyin çektiği acıyı ve düştüğü yanılsamaları çok iyi bir şekilde aktarıyor. Kitabın bir noktasında Daniel Siegel’den yaptığı “DSM kategorilerle ilgilenir, acıyla değil” alıntısı da önemli. Bu cümle kitabın bakış açısını özetliyor. Çünkü Maté'nin ilgilendiği şey tanı etiketleri değil, o etiketlerin altında yaşayan insanın deneyimi. Kitabı okurken altını en çok çizdiğim düşüncelerden biri, dikkat eksikliğinin sadece bir dikkat problemi olmadığıydı. Gabor Maté, DEHB'li bireylerin çoğunun yaşadığı dağınıklığın, unutkanlığın, dürtüselliğin ve sürekli bir şeylere yetişmeye çalışma halinin arkasında derin bir kopukluk duygusu bulunduğunu anlatıyor. Bu sebeple de DEB’li bir birey için en önemli şeyin şefkatli ve koşulsuz kabul içeren bir sevgi olduğunu ifade ediyor. Bu noktada da şunu ekliyor; birey çocuklukta ebeveyninden bu sevgi ve şefkati alamamış olabilir, yetişkinlik hayatında da yapacağı şey kendi kendine ebeveynliktir. Yani o koşulsuz sevgiyi ve şefkati kendisine vermesidir. Bunun nasıl yapılacağı da anlatılıyor kitapta. Yazarın şu yaklaşımı da önemli:
Psikoloji
Dağınık ZihinlerGabor Mate · Hep Kitap · 20221,106 okunma
DEHB hakkında 6 kitap okudum. İşte öğrendiklerim
Puan vermedi
Yaklaşık 2 aydır edebiyatı, felsefeyi biraz kenara bırakıp Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, yani DEHB üzerine çalışıyorum. Çünkü işimiz gereği zaten insan davranışlarını anlamaya çalışıyoruz. Ve fark ettim ki Dikkat Eksikliği Bozukluğu, bazı davranışların nedenini açıklamada düşündüğümden çok daha önemli bir yere sahip. O yüzden bu konuyu gerçekten derinlemesine öğrenmek istedim. Bu süreçte okuduğum ve hakikaten güzel olduklarını düşündüğüm kitaplar şunlar; belki siz de okumak istersiniz. DEHB Hakkında Her Şey Dikkat Eksikliği Bozukluğu DEHB ile Yaşamak DEHB ile Baş Edebilme Dağınık Zihinler DEHB’li Çocuklar İçin 50 Aktivite DEHB, DEB, ADHD gibi bir çok ismi var ben söylenmesi kolay olsun diye bu videoda genelde Dikkat Eksikliği Bozukluğu yani D-E-B, deb olarak söylemeye çalışacağım. D-E-H-B çok uzun geliyor. Bu kitapları okuduktan sonra ne anlatmak istediğime karar vermem gerekiyordu. Baktım bu konu ile ilgili güzel içerikler var mı diye. Hakikaten yaklaşık 4 yıldır, psikoloğundan, psikiyatrına, çok kıymetli insanların çok güzel içerikleri vardı youtube’da. Düşündüm ve daha iyisini yapamayacaksam aynı şeyleri anlatmamın bi faydası yok dedim. Genel bir DEB Nedir, belirtileri nelerdir videosu yerine, ben DEHB hakkında neler öğrendim. Bu süreç bana neler kattı bunun videosunu yapmayı uygun gördüm. Seneca videomda da bu şekilde yapmıştım. . İlk fark ettiğim şey, çocuklara verilecek dikkat eksikliği tanısının kahredici hissedilmesi, yetişkinlerde ise bi rahatlamaya sebep olmasıydı. Yani ailelere çocuğunuzda dikkat eksikliği olabilir dediğimizde, kabul edememe, kabul etse bile yoğun bir üzüntü ile karşılaşırken; yetişkinlerde dikkat eksikliğin olabilir dediğimizde rahatlama ile karşılaşıyoruz. Bence bunun da sebebi, tanıdan sonra, aileler ne ile
İnsan ve Toplum
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ile Baş EdebilmeRussell Barkley · Palme Yayınevi · 202114 okunma
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
10/10
·328 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
10 saatte okudu
·
Okunma: 13 Nisan 2026 00:59
Bu kitap, kadınların “deliliği”ne dair bildiğimiz pek çok şeyi yeniden düşünmeye zorlayan, oldukça kapsamlı ve sarsıcı bir çalışma. Ussher, en başta şu temel soruyu ortaya koyuyor: Kadınlar gerçekten daha fazla “akıl hastalığı” mı yaşıyor, yoksa bu şekilde tanımlanma ve etiketlenme ihtimalleri mi daha yüksek? İlk bölümde, “kadın deliliği”nin tarihsel ve söylemsel olarak nasıl inşa edildiğini tartışıyor. Özellikle Michel Foucault’dan hareketle, psikiyatrik bilginin yalnızca gerçekliği yansıtan nötr bir alan olmadığını; aksine “normal” ve “anormal” sınırlarını çizerek belirli özne konumları (örneğin “deli kadın”) yarattığını ileri sürüyor. Bu çerçevede DSM gibi tanı sistemleri sadece hastalıkları tanımlamakla kalmıyor, aynı zamanda onları kuruyor ve meşrulaştırıyor. İkinci bölüm, histeriden depresyona uzanan tarihsel dönüşümü inceliyor. “Histeri”nin kökeninin rahme dayandırılması, “dolaşan rahim” gibi açıklamalar ve kadın bedeninin doğrudan patolojinin kaynağı olarak görülmesi, oldukça çarpıcı örneklerle ele alınıyor. 19. yüzyılda kadınların “itaatsizlik”, “duygusallık” ya da cinsel davranışları nedeniyle akıl hastası ilan edilmesi; hatta klitoridektomi gibi müdahalelerin “tedavi” olarak uygulanması, bu sürecin ne kadar derin bir kontrol mekanizması içerdiğini gösteriyor. Ussher, günümüzde histerinin yerini büyük ölçüde depresyonun aldığını, ancak bu değişimin kadınların deneyiminden çok, bu deneyimlerin nasıl adlandırıldığıyla ilgili olabileceğini öne sürüyor. Üçüncü bölümde ise modern psikiyatrik tanılara odaklanıyor. Özellikle borderline ve histrionic kişilik bozukluğu gibi tanıların, “aşırı duygusal”, “zor”, “öfkeli” ya da “bağımlı” kadın davranışlarını patolojikleştirme riski taşıdığı tartışılıyor. Burada önemli bir çelişki ortaya çıkıyor: Kadınlar hem “fazla
The Madness of WomenJane M. Ussher · Routledge · 20111 okunma
Puan vermedi·328 syf.··
2026 12. kitabı
Bir psikolojik danışman adayı gözüyle, Penn ve Kim Holderness’ın "Bu DEHB Müthiş Bir Şey" eseri, literatürdeki o soğuk ve klinik "bozukluk" tanımından sıyrılıp, danışan merkezli ve hümanist bir yaklaşıma köprü kuran taze bir nefes niteliğinde. Kitap, DEHB’yi (Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu) tıbbi bir "arıza" olarak değil, bir beyin işletim sistemi farkı olarak ele alıyor. Yazarların samimi dili, okuyucuyu savunmacı bir pozisyondan çıkarıp "kendini keşfetme" alanına davet ediyor. Özellikle kitabın, sadece DEHB’li bireyi değil, onun çevresindeki ekosistemi (eş, aile, iş arkadaşları) de sürece dahil etmesi, sistemik bakış açısıyla yazıldığını kanıtlıyor. PDR (Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik) perspektifinden baktığımızda, bu kitap tam bir "Güçlendirme" örneği. Seans odasında sıklıkla karşılaştığımız "etiketlenmiş" danışan profilini, bu kitapla nasıl dönüştürebileceğimizi görüyoruz. • Patolojik Dilin Reddi: Okulda öğrendiğimiz tanı kriterlerinin (DSM-5 gibi) ardındaki insanı görmemizi sağlıyor. Danışanlarımıza "Sen hastasın" demek yerine "Beynin farklı çalışıyor ve bu farkın getirdiği avantajları henüz keşfetmedik" demenin klinik gücünü hatırlatıyor. • Koşulsuz Kabul ve Empati: Yazarların kendi zayıflıklarıyla dalga geçebilmesi, terapötik ittifakta kullandığımız "saydamlık" ilkesinin harika bir yansıması. • Psikoeğitim Değeri: Kitap, karmaşık nörobiyolojik süreçleri (dopamin eksikliği, prefrontal korteks işlevleri) o kadar basit ve eğlenceli anlatıyor ki, bir danışmana verilebilecek en iyi "ev ödevi" materyallerinden biri haline geliyor. Kişisel yorumuma gelecek olursam; bu kitabı okurken bir yandan PDR öğrencisi kimliğimle notlar alıyor, bir yandan da hayata karşı her zaman "alternatif yollar" arayan bir okur olarak heyecanlanıyorum. Bence kitabın en
Bu DEHB Müthiş Bir ŞeyPenn Holderness · Diyojen Yayıncılık · 202528 okunma
10/10
·223 syf.·
2026 11. kitabı
Marie France Hirigoyen , 1978 yılından beri tıp doktorluğu yapan, 1949 doğumlu bir Fransız psikiyatrist ve aile psikoterapistidir. ABD’de viktimoloji (mağdurbilim) eğitimi alan Hirigoyen, Fransa’da "manevi taciz" (harcèlement moral) kavramının gelişmesini sağlayan bir kişidir. Özellikle "psikolojik taciz (mobbing)" ve "narsisistik sapkınlık" konularındaki çalışmalarıyla tanınmaktadır. "Manevi Taciz: Gündelik Hayatta Sapkın Şiddet (1998)" adlı incelemesi çok satanlar listesine giren ve 24'ten fazla dile çevrilen en temel eseridir. Bu eserinde psikolojik tacizin yıkıcı etkileri ve acı çekme, depresyon, travma konularını ele alınmaktadır. Bu kitabının hem Fransa'da hem de dünya genelinde büyük ses getirdiği bilinmektedir. Yazar, iş yerinde ve özel ilişkilerde uygulanan sinsi psikolojik şiddeti tanımlamış ve bu durumun hukuksal bir suç olarak tanınmasına öncülük etmiş. Genel anlamda mobbingin kurumsal boyutlarını incelemektedir. Çalışmaları Fransa'da iş yerinde psikolojik tacizi cezalandıran yasaların çıkarılmasında hukuki açıdan da etkili bir rol oynamış. "Malaise Dans Le Travail (2001)" (İş Yerinde Sıkıntı), "Femmes Sous Emprise (2005)" (Baskı Altındaki Kadınlar) ve "Abus de Faiblesse et Outres Manipulations (2012)" (Zayıflığın Kötüye Kullanılması ve Diğer Manipülasyonlar) gibi diğer önemli eserlerinin henüz bir Türkçe çevirisi bulunmuyor fakat akademik çalışmalarda sıkça referans gösterilmektedir. Yazarın narsisistik kişilik bozukluğu olan bireylerin, kurbanlarını nasıl manipüle ettiğini ve duygusal olarak nasıl tükettiğini detaylandıran çalışmaları da bulunmaktadır. "Narsisistler İktidarda (2019)" ise dilimize kazandırılan ikinci eseridir. Hirigoyen'in eserlerinin akademik derinliğe sahip olmasının yanı sıra halk tarafından da kolayca anlaşılabilecek bir dille yazıldığını belirtmekte fayda
Psikoloji
Narsisistler İktidardaMarie France Hirigoyen · İletişim Yayınları · 202130 okunma
31 – Lukas Maher | Yanlış Bilinen Psikoloji
Puan vermedi·272 syf.··
2026 95. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2026 16:52
31 – Lukas Maher | Yanlış Bilinen Psikoloji Popüler Psikolojinin Rahatlatıcı Yanılsamaları Popüler psikoloji, son yıllarda yalnızca bir ilgi alanı değil; aynı zamanda bir dil hâline geldi. “Travma”, “toksik”, “gaslighting”, “bağlanma”, “narsisizm” gibi kavramlar artık yalnızca akademik tartışmalarda değil, gündelik konuşmalarda, sosyal medyada ve ilişkilerin içinde dolaşıyor. Ancak bu dolaşım, beraberinde ciddi bir sorun getiriyor: kavramların içinin boşalması. Yanlış Bilinen Psikoloji tam da bu noktada devreye giriyor. Kitap, bu kavramları tek tek ele alarak onların ne anlama geldiğini, nasıl yanlış kullanıldığını ve bu yanlış kullanımın ne tür sonuçlar doğurduğunu gösteriyor. Ama bunu yaparken didaktik bir üstten bakış kurmuyor; aksine, okuru birlikte düşünmeye davet eden bir ton benimsiyor. Kavramların Yüzeyselleşmesi: Anlamak Yerine Etiketlemek Kitabın en güçlü taraflarından biri, kavramların nasıl birer “etiket” hâline geldiğini göstermesi. Örneğin narsisizm, çoğu zaman “bencil insan” anlamında kullanılıyor. Travma, neredeyse her olumsuz deneyimi kapsayacak şekilde genişletiliyor. Bağlanma stilleri, insan ilişkilerini kategorize eden basit şemalara indirgeniyor. Maher burada önemli bir ayrım yapıyor: Bir kavramın yaygınlaşması, onun doğru anlaşıldığı anlamına gelmez. Aksine, kavramlar popülerleştikçe çoğu zaman basitleştirilir, bağlamından koparılır ve kullanışlı birer açıklama aracına dönüşür. Bu da insan davranışlarını anlamayı kolaylaştırmak yerine, yüzeyselleştirir. Psikoloji Dili: Açıklamak mı, Rahatlatmak mı? Kitap boyunca hissedilen temel eleştiri şu: Popüler psikoloji dili çoğu zaman açıklamak için değil, rahatlatmak için kullanılıyor. İnsanlar karmaşık ilişkileri, zor duyguları ya da belirsiz durumları hızlıca kategorize etmek istiyor. Bu da “kırmızı
İnceleme
Yanlış Bilinen PsikolojiLukas Maher · İrene Kitap · 202617 okunma