Bipolar bozuklukların temel karakteristiği bir ya da birkaç mani ya da hipomani döneminin yaşanmış olmasıdır( ayrıca bir ya da bir kaç büyük depresif dönem öyküsüyle birlikte). Depresif bozuklukların temel karakteristiği ise bir ya da bir kaç depresif dönemin yaşanmış olmasıdır( mani ya da hipomani dönemleri öyküsü olmaksızın).
Eğer iyi-kötü, doğru-yanlış kişinin kendisi tarafından sezgisel olarak duyumsanamıyorsa ona ne ahlaktan ne de etikten söz etmeniz bir anlam ifade eder.
Psikologların testleri, psikiyatrların yöntemleri sınıfsal ve kültürel farkları es geçiyor. İşçi sınıfından, kırsal kesimden, etnik azınlıklardan gelenlere, çoğu burjuva aitliğinde psikiyatrların beş dakikalık görüşme sonrası “iç görüleri yoktur, onlar psikoterapiye gelmez" diye, bugün olduğu gibi şizofreni teşhisi koyup ilaç dayatmaları kaçınılmaz.
Üstelik teşhislerin bilimsel temeli de yok. Amerikan Psikiyatri Cemiyeti her yıl yeni bir mikrop, virüs bulmuş gibi, "ruh hastalıkları" denen davranışlarımızın neler olduğuna karar verir, bir el kitabı basar, başka ülkelerde psikiyatrlar da bunu ölçüt bilir. Buyurun size tıpta kültür emperyalizmi örneği.
"Tanı kılavuzları (DSM) kalınlaştıkça, normal insan davranışlarının alanı daralıyor. Eskiden yas, hüzün ya da içe kapanma birer olgunlaşma evresi olarak görülürken, bugün hızlıca tedavi edilmesi gereken birer arıza olarak kodlanıyor."
Artık yeni bir paradigma ortaya çıkıyordu: Biz insanların her zaman yönetmek için uğraştığımız diğer problemlerin yanı sıra; öfke, şehvet, gurur, aç gözlülük ve tembellik de uygun kimyasalların uygulanmasıyla düzeltilebilecek "bozukluklar" olarak yeniden biçimlendirildi. Pek çok psikiyatrist de laboratuvarları, hayvan deneyleri, pahalı ekipmanları ve karmaşık tanı testleri olan tıp okulundaki diğer sınıf arkadaşları gibi "gerçek bilim insanı" oldukları için mutluydular ve Freud, Jung gibi filozofların karmaşık teorilerini bir kenara koydular. Psikiyatri alanındaki önemli kitaplardan biri şunları söyleyecek kadar ileri gitti: "Artık ruhsal hastalıkların nedeni beyinde bir bozukluk, kimyasal bir dengesizlik olarak görülmektedir."