EZİDA - Hep böyle oldu şimdiye dek. Ya bir şey kazandı, ya öteki şey. Hayatla ölüm arasında her şey.
MAHMUD- Irmak güç yetiremedi bana, kulaçlarımın hakkından gelemedi, sanki ellerimden tutmuş karşı kıyıya çeki- yordun beni. O gücün başka bir kudreti olmazdı. Olamazdı. Bütün hikmeti buydu. Sen elimden tutmuştun.
YEZİDA- Bu iyiden iyiye aklını yitirmiş, dedim. Kim girer bu coşkun, bu asi ırmağa? Bu asi ırmak kaç can aldı şimdiye dek? Kaç ocak söndürdü? Sen yaklaştıkça bu yana dua ettim içimden, boğulmayasın diye, deli dalgalar alıp götürmesin seni diye, töresini bozduğun ırmağın öfkesine gel- meyesin diye.
MAHMUD - Irmağın öfkesini yendim. Irmağın töresini yendim. Sonra çıktım ırmaktan, bedenimde binlerce ırmak.
YEZİDA - Yapacak bir şey kalmamıştı artık. Bu Ferhat dedim kendi kendime. Oyun bitti dedim. Düş gerçek oldu dedim. Dağ yanıma geldi dedim. Yezida, bu yiğit senin yazgındır dedim, kendime ve de bedenime.
MAHMUD - Irmağı geçtim, dağı aştım, sana geldim Yezida.
YEZİDA-Tam kırk gün!
MAHMUD - Tam kırk gün geldim sana.
YEZİDA- Her gün için bir örük ördün saçlarıma.
MAHMUD- Artık saçlarını çözmek isterem Yezida. İlk gece hakkımı isterem.
YEZİDA - Irmağı geçtin, dağı aştın Mahmud. Ben senin hakkınım artık. Bir diyeceğim yoktur buna.