7/10
·%49 (250/504 syf.)··
Beğendi
Daha dün başlayıp bugün yarılarına kadar okumuş olarak konusu sardı diyenlerdenim.Ahmet Ümit zaten en sevdiğim yazarlardan biridir polisiye roman konusunda. Çoğu kitabını 2,3 günde bitiririm.Guncel konuları da romanlarına sığdıran ender yazarlardandır.Ben de merakla bekliyorum katil kim çıkacak diye.Kalemine sağlık der tavsiye ederim
Kayıp Tanrılar ÜlkesiAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 202328,2bin okunma
Puan vermedi·240 syf.··
Beğendi
·
2026 88. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 00:00
#fundaokuyupyorumluyor Kariyer yolculuğunu sadece iş hayatı üzerinden değil, insanın kendini tanıma ve geliştirme süreci üzerinden anlatan bu eser, özellikle iş hayatına yeni başlayanlar ya da yönünü arayanlar için güçlü bir rehber niteliğinde. Kariyer, aslında bir ağaca benzetilir. Bir ağacın göğe uzanabilmesi için önce kök salması gerektiği gibi, başarıya ulaşmanın da sağlam bir temel gerektirdiğini hatırlatıyor. Günümüzde çoğu kişi unvanların, maaşların ve görünür başarıların peşinden koşarken, yazar asıl önemli olanın görünmeyen kökler; yani bilgi, sabır, deneyim ve karakter olduğunu etkileyici bir dille anlatıyor. Kitapta yer verilen örnek hikâyeler de oldukça düşündürücüydü. Özellikle Nokia'nın değişime ayak uyduramayarak liderliğini kaybetmesi üzerinden verilen mesaj çok değerliydi: "Mevcut başarı, geleceğin garantisi değildir." Bu bölüm bana, hayatın her alanında öğrenmeye ve yenilenmeye devam etmenin ne kadar önemli olduğunu yeniden hatırlattı. Dün işe yarayan yöntemlerin bugün yeterli olmayabileceğini, değişime direnmenin aslında geride kalmak anlamına geldiğini güçlü bir şekilde hissettiriyor. Thomas Edison'un hikâyesi ise kitabın en ilham veren sayfalarından biriydi. Başarının çoğu zaman başarısızlıkların üzerine inşa edildiğini, pes etmeyen insanların sonunda kendi ışıklarını bulduğunu anlatıyor. "Tüm ampuller ışık saçar ama bazıları karanlıkta icat edilmiştir." cümlesi uzun anlamlı. Çünkü hepimizin hayatında karanlık dönemler oluyor ve bazen en büyük gelişimler tam da o dönemlerde gerçekleşiyor. Yazarın samimi ve sohbet havasındaki anlatımı kitabı oldukça akıcı hale getiriyor. Karmaşık kariyer teorileri yerine gerçek hayat örnekleri, sade anlatımlar kullanılmış. Bu da kitabın okunmasını ve uygulanabilirliği kolaylaştırıyor. #beyazyakanındörtmevsimi
Beyaz Yakanın Dört MevsimiEren Gülsever · Ceres Yayınları · 20265 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Böyle Buyurdu Zerdüşt: Uçurumun Üzerindeki İp
Puan vermedi
Bu kitabı bitirdiğimde Nietzsche'nin fikirlerini öğrenmiş olmaktan çok, kendi içimde sakladığım sorularla yüzleşmiş hissettim. Çünkü Zerdüşt, bana dünyanın ne olduğunu anlatmıyor; benim kim olduğumu sorgulatıyor. Friedrich Nietzsche burada bir ahlak öğretmeni gibi konuşmaz. Bir peygamber gibi de konuşmaz. Daha çok, insanın üzerine örttüğü bütün yalanları tek tek kaldıran acımasız bir arkeolog gibidir. Onun kazdığı yer tarih değil, insan ruhudur. Kitabı okurken sürekli şu düşünceye döndüm: İnsan gerçekten kendi hayatını mı yaşar, yoksa kendisinden beklenen hayatı mı? Nietzsche'nin "sürü ahlakı" dediği şey tam da burada ortaya çıkıyor. Çoğumuz özgür olduğumuzu düşünürüz; fakat inançlarımızın, korkularımızın, ideallerimizin ne kadarının bize ait olduğunu sorgulamayız. Zerdüşt bana, insanın en büyük hapishanesinin duvarlar değil, alışkanlıklar olduğunu hatırlattı. Üstinsan kavramını da hiçbir zaman güç ya da üstünlük meselesi olarak okumadım. Benim gözümde Üstinsan, kendisini sürekli aşmaya çalışan insandır. Dün inandığı şeyi bugün eleştirebilen, kendi hakikatini yeniden kurabilen, konforunu değil dönüşümünü seçebilen insan... Çünkü Nietzsche'nin dünyasında insan tamamlanmış bir varlık değil, sürekli oluş hâlindeki bir ihtimaldir. Kitabın en sarsıcı tarafı ise bana göre ebedî dönüş düşüncesiydi. Eğer aynı hayatı sonsuz kez yaşamak zorunda olsaydım, buna razı olur muydum? Bu soru ilk bakışta metafizik görünür ama aslında bütünüyle etik bir sorudur. Çünkü insanın yaşamına verdiği değer, onun tekrarına vereceği cevapta gizlidir. Ben bu soruyu okurken geçmişime değil, bugünüme baktım. Çünkü tekrar yaşamak istemeyeceğim bir hayatın içinde yaşıyorsam, asıl problem kaderde değil seçimlerimdedir. Nietzsche'nin "Tanrı öldü" sözü de bana hiçbir zaman basit bir ateizm ilanı gibi
Felsefe
Böyle Buyurdu ZerdüştFriedrich Nietzsche · Akış Yayınları · 199447,7bin okunma
Ne diyeceğimi gerçekten bilmiyorum
6/10
·368 syf.··
2026 3. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 22:07
Bu yazarın kitaplarını bir daha alacağımı sanmıyorum. Evde olduğu için ve halihazırda sıkıldığım için dün başladım ve bugün bitirdim. Nasıl desem. Yazım dilini gerçekten beğenmiyorum. Bir şekilde çok kopuk kopuk hissettiriyor. Araya bir betimleme atıyor ama kitapları çok hızlı akıyor. Sürükleyici bir kitaptı buna rağmen. Gerçekten elimden bırakmadan okudum ama arka kapak yazısındaki heyecanı pek bulamadım. Sonu güzeldi ama bilemiyorum o kadar şaşırmadım sanırım. Böyle bir konu daha farklı bir şekilde toplanabilirdi. Gerilim kısmı gerçekten iyi ama onun dışında pek sevmiyorum yazarın kitaplarını. Öyle çerezlik,akıcı ve bitirmelik kitaplar işte. En azından Joshua Projesi gibi bir hayalkırıklığı ile karşılaşmadım. Gerilim kitaplarını seviyorsanız bir şans verebilirsiniz.
PsikozSebastian Fitzek · Pegasus Yayınları · 2023235 okunma
9/10
·112 syf.··
2025 7. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2025 00:00
Edebiyat tarihinin açık ara en "gamsız", en "dünya yansa umrunda olmaz" başkarakterine sahip kitabıdır. Kitabın varoluşçu felsefesini tek bir cümleye sığdırmak gerekirse o da şudur: "Evrenin umurunda değiliz, e o zaman benim de evren umurumda değil; o halde hayde gidip bir kahve içelim." Kitap insanın kanını donduran bana da daha ilk satırlarından "bu ne gevşeklik bre ehli deve" dedirten o meşhur cümlesiyle başlar: "Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum." Normal bir insan böyle bir durumda ne yapar? Ağlar, yas tutar, taziyeleri kabul eder. Bizim Meursault ne yapıyor? Cenazede kahve içiyor, ertesi gün kız arkadaşı Marie ile denize girip, üstüne bir de komedi filmi izlemeye gidiyor. Suç ve Ceza'daki Raskolnikov işlediği suçun ağırlığıyla vicdan azabından yataklara düşüp hummalar içinde kıvranırken, Meursault annesinin cenazesinde sadece "Güneş de ne yakıyor arkadaş" diye terlemeyi dert edinir. Gelelim o meşhur plaj sahnesine. Olaylar gelişir, kumsalda tekin olmayan bir karşılaşma yaşanır ve Meursault cebindeki tabancayla bir adamı vurur. Neden mi? Nefret ettiği için mi? Derin bir felsefi hesaplaşma veya kan davası yüzünden mi? Hayır. Ter damlası gözüne aktığı ve güneş gözünü aldığı için.Kitabın ikinci yarısı tam bir hukuk komedisidir. Meursault cinayetten yargılanmaktadır ama mahkemede kimsenin cinayeti falan konuştuğu yoktur. Savcı: "Sayın jüri, bu adam bir canavar! Neden mi? Adam vurduğu için değil, annesinin cenazesinde sütlü kahve içip ağlamadığı için!" Meursault'un iç sesi: "Acaba mahkeme ne zaman biter, öğle yemeğinde ne yesem... Marie de bugün ne güzel giyinmiş." Meursault, kendi idam davasında bile o kadar sıkılır ki, sanki zorlu bir final haftasında çok çalışıp tüm ezberini unutmuş bir öğrencinin boş sınav kağıdına bakması gibi (yaşayan bilir), kendi
İnceleme
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,4bin okunma
8/10
·200 syf.··
2026 183. kitabı
Son Nefes Havaya Karışmadan #okudumbitti Paul Kalanithi’den okuduğum ilk kitaptı ve açıkçası kalemini bu kadar seveceğimi tahmin etmiyordum. Hem bir doktorun zihninden hem de bir hastanın kalbinden yazılmış gibi duran çok özel bir metin bu. Bir yanda yıllarını tıbba, beyin cerrahisine, insan hayatına adamış başarılı bir hekim; diğer yanda tam hayatının meyvelerini toplayacakken dördüncü evre akciğer kanseriyle yüzleşen genç bir insan… Paul’ün ölümü yalnızca korkutucu bir son gibi değil, hayatın anlamını daha derinden sorgulatan bir eşik gibi anlatması beni çok etkiledi. Dün hastalarının yaşamla ölüm arasındaki çizgisinde duran bir doktor iken, bugün aynı çizginin öteki tarafında kendi nefesini, kendi zamanını, kendi geleceğini düşünmek zorunda kalıyor. Bu geçişi okurken insan ister istemez kendi hayatına da dönüp bakıyor: Neyi erteliyoruz, neye fazla üzülüyoruz, gerçekten ne için yaşıyoruz? Anlatımı öyle sade ama öyle derin ki bazı cümleler sessizce gelip insanın içine oturuyor. Tıbbi tarafı var, felsefi tarafı var, ama en çok da çok insani bir yanı var. Eşiyle kurduğu hayat, yarım kalan hayalleri, baba olma arzusu, doktor kimliğiyle hasta kimliği arasında sıkışması… Hepsi çok gerçek, çok kırılgan ve çok dokunaklıydı. Bu kitap bana ölümden çok yaşamı düşündürdü aslında. Bir nefesin, bir günün, sevdiğimiz insanların, kurduğumuz hayallerin ne kadar kıymetli olduğunu yeniden hatırlattı. Bitirdiğimde içimde hem hüzün hem de garip bir minnet duygusu kaldı. Paul Kalanithi kendi hikâyesini tamamlayamadan gitmiş olabilir ama kelimeleriyle geride çok güçlü bir iz bırakmış. Sarsıcı, düşündürücü, kalbe dokunan ve uzun süre unutulmayacak bir kitap. Hayatın anlamı üzerine durup düşünmek isteyen herkese gönülden tavsiye
Son Nefes Havaya KarışmadanPaul Kalanithi · Altın Kitaplar · 20162,649 okunma