“Böyledir dünya, bir edene bir eden bulunur.”
Sayfa 79
Alıntı
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Büyük burunluların değerinin anlaşıldığı bir evren:
Hamile bir kadın doğum yapar yapmaz, ebe hanım bebeği okulun başpapazına götürür ve tam bir yıl sonra bilirkişiler toplanırlar. Eğer çocuğun burnu Baş Yargıcın kabul ettiği ölçüye göre daha küçük bulunursa, yassı burun, ebleh varsayılır ve iğdiş etmeleri için papazlara teslim edilir. Muhtemelen bana bu barbarlığın sebebini ve bakireliğin suç sayıldığı bizim ülkemizde, nasıl olur da zor gücüyle iktidarsız adamlar yarattığımızı soracaksınız. Bilmelisiniz ki bunu, otuz yüzyıldan beri sürdürdüğümüz, kapımızın üstünde asılı duran bir koca burun görünümlü tabelada şu yazılanlara göre yapıyoruz: Burada, bilge, ihtiyatlı, kibar, hoşsohbet, cömert ve açık görüşlü bir adam yaşar, küçük burunlular da bunlara zıt niteliksizliklerin sürüsüdür. İşte bu nedenle yassı burunlular hadım edilir çünkü devlet, onların kendilerine benzer çocukları olacağına hiç olmamasını daha çok tercih eder.
Dünya kurulduğundan bu yana güzel dünya savaştadır, kötü dünyaya karşı, çirkin dünyaya karşı. Her gün başka bir gün doğuyor, her gün yeni yıldızlar döşeniyor gökyüzüne, diyordu Dursun Dede. Her doğan gün, her gece gökyüzüne yeniden döşenen yıldızlar savaştadır. Her sabah yeni çiçekler açıyor, dünkünden daha güzel, diyordu Dursun Dede, yeni bebeler doğuyor, her gün, her gün yeniden, eskisinden daha sağlıklı. Dünya her gün, her gün, her gün güneş doğarken deri değiştiriyor, yepyeni terütaze oluyor. İnsan, her insan, eğer insansa, her gün, her gün tanyerleri ışırken yeniden doğuyor. Toprağa düşen her tohum, toprağı yaran her filiz yenidir. Gökyüzü her ışıyışında yeniden kuruluyor, dünya yeniden kuruluyor her tan atışında, tohum yepyeni uçuyor, su yepyeni akıyor, ışık yepyeni akıyor. İnsan yüreği yepyeni yepyeni atıyor. Çiçek sevgiye duruyor, yürek sevgiye duruyor, şırlayıp gelen ışık sevgiye duruyor. Ölüm yok, diyordu Dursun Dede... İnsana ölüm yok. İnsan muhabbete, insan sevgiye doğuyor. İnsan sevgiye doğmuyorsa insan olamazdı, o zaman ölürdü işte... İnsan insana doğuyor.
Midesi hassas olan okumasın!
Bu aslında en güzel defnetme tarzımız değil. Filozoflarımızdan biri, artık hafızasının zayıfladığı ve yılların soğuğunun ruhunun hareketlerini uyuşturduğunu hissettiği yaşa geldiği zaman dostlarını şatafatlı bir ziyafet vererek bir araya toplar. Sonra, kendisine doğadan ayrılma kararını aldırtan sebepleri açıklar. Yapmış olduğu güzelliklere daha fazla şeyler ekleme ihtimali bulunmadığından, ona ya lütufta bulunulur, yani ölmesi önerilir yahut çok sert bir yaşama emri verilir. Yani, oy çokluğu ile son nefesi kendi ellerine bırakılırsa, en çok sevdiklerini törenin yer ve gününden haberdar eder. Onlar da müshil alır ve yirmi dört saat hiçbir şey yemezler. Bilgenin evine gelip, güneşe adaklarını sunduktan sonra, tören yatağına uzanmış olarak onları bekleyen yürekli cömerdin odasına girerler. Herkes sırasına göre öpüşmeye koşar, yanına en çok sevdiği gelince, onu şefkatle öptükten sonra midesine yaslar ve dudağını dudağına birleştirerek, serbest olan sağ eliyle, kalbine hançeri daldırır. Sevgili arkadaşı, sevgili dostunun nefesinin kesildiğini hissedinceye kadar, dudaklarını onunkilerden ayırmaz. Sonra, demir parçasını göğsünden çeker, yarasını ağzıyla kapatır, kanını yutmaya başlar ve daha fazla içemeyinceye kadar emer. Hemen ardından bir başkası onun sırasını alır ve birinci arkadaş yatağa taşınılır. İkinci de doymuş olunca, üçüncüye yer vermek üzere, o da yatırılır. Sonunda, bütün katılımcılar doyunca, dört veya beş saat sonra, her birine on altı yahut on yedi yaşlarında bir genç kız takdim edilir. Aşkın tadını çıkarttıkları üç dört gün boyunca, bu birleşmelerden arkadaşlarının hayatının devam edeceğine emin oldukları bir şey doğar diye, tamamen çiğ yedikleri ölünün etiyle beslenirler.
Koysan yüreğimin pervazlarına Bilmem ısınır mı ayaz ellerin
Sayfa 59