"Arada heveslen diyemem. Dur, diyemem.
Durmak ölmektir. En lüzumsuz meşguliyete bile değer katacaksın. İbadet eder gibi kendini vererek çözeceksin düğümleri, kimsenin talip olamadığı kaosları. Parlattığın, tamir ettiğin, özenerek hazırladığın, vakit kaybı görmediğin, elini değil, gövdeni taşın altına soktuğun, nefesinle uyum içinde, zamanın gerginliğine rağmen pes etmediğin badirelerden çoğalarak çıkacaksın. Hayıflanmayacaksın. Travmaların öğrenme merdiveninde basamak olacak maalesef. Zorluklar seni büyütecek ve geliştirecek.
Zorlukları sev de diyemem. Neşeni, heyecanımı, coşkunu bedeninle birlikte taşıyacaksın, öğrenirken ve öğretirken mutlu olacaksın."
"Allah'tan geldik... Allah'a döneceğiz... Aksini bilen söyleyen var mı? Kalpte ne varsa, dilde O' dur. Aslını inkâr edeni gördün mü? Yalan yakışmaz bizlere... Yüzümüzde Nur'dan Eser... Kaldı mı? "
"Benim yüzümden herkese yalan söylüyorsunuz."
"Ahu," dediğinde sesindeki ton yüzünden kalan kelimelerim de alıp başını gitti. Sesi her geçen gün biraz daha yumuşuyor gibiydi ya da bana öyle geliyordu. Yüzü de yakındı gözleri de dudakları da.
Ahu olduğumu onaylayan bir mırıltı döküldü dudaklarımdan. Kendimden beklemediğim kadar uysaldım. "Sadece yanımda dur." dedi bakışlarını gözlerimden koparmadan. "Tam burada, yanımda," diye devam etti. "Anla artık. Beni zorda bırakacak tek şey gözümün önünden ayrılman."
İşte onun ruhumu yaran dalgasının sürtünmesi bana bunu yapabiliyor. Ama beni parçalamayı bitirdiğinde tek parça kalıyorum. Dur duğunda, büyülenmiş gibi hâlâ burada oluyorum.