Kötülüğe karşı durmak, insanın yalnızca dış dünyaya değil, kendi iç âlemine tutulan bir aynadır. İnsanın varoluşunu üç farklı mertebede sınar: Gücünle, sözünle ve nihayet kalbinle… Ve her bir mertebe, kulun Rabbine olan bağlılığının, hakikate olan sadakatinin ince bir ölçüsüdür.
Eliyle değiştirmek, hakikatin yeryüzünde yürüyen adımıdır. Bu, zulme karşı duran bir omuzdur; haksızlığa razı olmayan bir vicdandır.
Bazen bir kapıdan kovulan iyiliği yeniden içeri almak, bazen dağılmış bir yüreği toplamaya çalışmak, bazen de sırf kimse cesaret edemediği için yapılmayanı yapmaktır. Eliyle düzeltmek, insana cesaret ister; çünkü her cesaret eylemi, bir bedeli omuzlamayı gerektirir. Hak yolda yürüyenler, işte bu bedeli ödemeyi göze alanlardır.
Diliyle değiştirmek, kalemin ve kelimenin kudretine tutulan bir tanıklıktır. Söz, bazen bir kılıçtan keskindir; bazen bir elden daha kuvvetlidir.
Hakkı söylemek, susanların arasında ses olmaktır. Yanlışı, kırmadan ama eğmeden ortaya koymaktır. Bir insanın kalbine işleyen en büyük uyarı çoğu zaman bir sestir; merhametle söylenen ama doğruluktan taviz vermeyen bir kelimedir.
Diliyle düzeltmek, insanın hem aklını hem ahlakını kullanmasını gerektirir; çünkü söylenen her söz ya karanlığı büyütür ya da karanlığa bir ışık çakar.
Kalbiyle buğz etmek ise en sessiz ama en derin mücadeledir. Çünkü kalp, insanın Allah’a en yakın olduğu mekândır. Bir kötülüğe gönülden razı olmamak, onu normalleştirmemek, ona alışmamak…
İşte bu, iman sahibinin içte süren cihadıdır. Bir kalp, kötülüğe karşı durmayı bıraktığında, artık kötülüğün rüzgârına kapılmış demektir. O yüzden kalbin sessizliği, teslimiyet değil; bazen içten içe en yüksek haykırıştır.
Bu üç mertebe, insanı kul yapan üç ayrı imtihandır. Kimisi elini uzatacak gücü bulur, kimisi kelimesinin