DEDİ – Peki, tekrar seçim meselesine dönersek… Hangi meselelerin altı çizilmeli?..
DEDİM – Herkes aşağı yukarı altı çizilecek meselelerini tayin etti, propaganda unsurlarını tesbit etti… Ama evvelâ iktidarın son senelere kadar sığındığı şu “12 Eylül sonrası huzur ve güven ortamı” edebiyatının üzerinde durmak lâzım… Karşında sendika olmayacak veya ses çıkaramayacak, demokratik kitle örgütleri olmayacak; şuna sansür, buna baskı; bunun adı demokrasi olacak ve sen “iş barışını getirmiş”, biri ve eskilerin yapamadığı falan ve filan işi başarmış olarak caka yapacaksın!.. “Huzur ve güven ortamı”…
Tabiî birkaç senedir bu mevzuda 12 Eylül öncesiyle kıyaslama yapmak komik olur; hele Doğu ve Güneydoğu’da harp olurken… Sansür edilenler bir yana, sansürden geçebilen haberlere bile bakmak yeter… Bırakın Doğu’yu, Batı’ya bakın… Kısa keseyim, diyeceğim şu: PKK’nın ebesi, 12 Eylül darbecileridir… 1984… Bunun üzerinde durmak lâzım!.. Şimdi böyle bir misali niçin verdiğimi sorarsanız; bir iktidar değişimi olduğu takdirde, gelen iktidara “bizden sonra bakın işler ne hâle geldi!” çamuruna yatılmaması için…
Başbakan Mesut Yılmaz’ın “pişman olmaya bile vakit bulamayacaklar!” iri laflarıyla PKK’ya karşı başlatılan sınır ötesi (Irak) operasyonunun üzerinde çekinmeden durmak lâzım; bundan hiçbir müessesenin görünmeye hakkı yok. Çünkü Mesut Yılmaz, işin rengi değişik olsaydı, bunu şahsının ve partisinin kâr hanesine ekleyerek seçimde caka atacaktı…
12 Eylül döneminin arkasına sığınanlarla beraber, her şeyin büsbütün berbat olduğu şu şartlarda gerçek tahlil yapılmazsa; sonradan yine bütün menfilikler o döneme karşı olan partilerin üzerine yıkılacaktır; bizden söylemesi…
__İşlerin ne hâle geldiğine başka bir misal: Ankara’da polisin maaş artışlarını
1997 - 4. Levha / “SEÇİM VE İBDA YAPISI” - İBDA Yay.