Hayat, değişik tür ve renklerde aşklardan ibaretti. Topraktan aşk fışkırıyordu. Tomurcuk çiçeklenip meyve olma aşkındaydı. Kaynaktan fışkıran duru su, nehirler ve okyanuslarla birleşme aşkı icindeydi. Tane, başak olma aşkını yaşıyordu. Aşkı yaşamaktı yaşamın şahı.
*
Arapça ve Farsçanın tam hakim olacağı bir zamanda Ahmed Yesevi Türk milletinin önüne arı ve duru Türkçe ile çıkmış, Türk milletinin kimlik bunalımına girmesini engellemiştir.
*
“Kuşları seven herkes kuş dilinden anlar. Sevginin dili güçlüdür. Ben birini sevdim mi, duru suların dibine baktığım gibi onun gözlerinin dibindeki renkli taşlara bakarım. Eğer bu taşların renginde yeşillik çoksa beni sevdiğini anlarım. Bu kuş beni seviyor."
“Ama kuşun gözlerine bakmadın”…
“Sesine baktım."
Sevmek, bizi onaran, acısından bile haz aldığımız belki de tek incinme, bütün hüznü, iyimserliği ve ikircimine karşı, sesimizin en duru aktığı yataktır.