Varyozu atıp kıbleye karşı diz üstü çöktüm. Allah'a şükrettim. Sonra başımı eğip suya yüzümü tuttum. Buz gibiydi.
Küçük, duru, sevimli, bir cılga su. Zorlansa övendire kalınlığına varacak.
Bir zaman öyle kalmışım, gözyaşlarım suya karışıvermiş. Ardından abdest alıp iki rekât namaz kıldım. Cenab-ı Hak içimdeki düğümü çözmüş, ufkumu açmıştı işte.
Bundan gerisi kolay.
Yağmur suyuyla dolu bu testi, insana benzer. Yağmur suyu duru, tertemiz tutulursa, incilere can verir, hayat bağışlar. Dolayısıyla değerini bilen için bu en büyük hazinedir. İnsanın içinde de gönül hazineleri saklıdır.
Bu kadar keskin bir bakış, geçici olmayan bir ilginin habercisi olabilirdi ancak. Zehra'ya dikkatle baktı. Acaba duru bir su damlasına benzeyen bu kız bu limanda demir atacak, karar tutturacak mıydı ?
Hayat, değişik tür ve renklerde aşklardan ibaretti. Topraktan aşk fışkırıyordu. Tomurcuk çiçeklenip meyve olma aşkındaydı. Kaynaktan fışkıran duru su, nehirler ve okyanuslarla birleşme aşkı icindeydi. Tane, başak olma aşkını yaşıyordu. Aşkı yaşamaktı yaşamın şahı.
*
Arapça ve Farsçanın tam hakim olacağı bir zamanda Ahmed Yesevi Türk milletinin önüne arı ve duru Türkçe ile çıkmış, Türk milletinin kimlik bunalımına girmesini engellemiştir.
*