Modern İnsanın İflası ve Gerçek İnsanların Sessiz Yürüyüşü
Puan vermedi·225 syf.··
2026 74. kitabı
Bizler bugün adına "gelişmiş" dediğimiz o konforlu hapishanelerimizde, her şeyi kontrol ettiğimizi sanarak yapayalnız bir hayat sürüyoruz. Saatlerin, faturaların, unvanların ve bitmek bilmeyen dijital gürültünün arasında ruhumuzun nasıl çürüdüğünü fark etmiyoruz bile. Marlo Morgan, Bir Çift Yürek ile bizi o steril dünyalarımızdan alıp Avustralya’nın o uçsuz bucaksız, vahşi çöllerine fırlatırken aslında tam olarak bu illüzyonun perdesini yırtıyor. Amerikalı bir kadının, Aborjinlerin deyimiyle bir "Mutant"ın, çırılçıplak ayaklarla çıktığı o dört aylık çöl yürüyüşü, sadece fiziksel bir yolculuk değil modern insanın kendi kibriyle jilet gibi kesildiği bir arınma seansı. Aborjinlerin kendilerine "Gerçek İnsanlar" demesi kibirli bir üstünlük taslama değil, saf bir varoluş gerçeğidir. Onlar doğayı mülk edinmek, onu paraya çevirmek ya da hard disklere kaydedip arşivlemek peşinde değiller. Onlar doğanın bir parçası, onun nefes alan bir hücresi gibi yaşıyorlar. Bizler ayakkabılarımız olmadan toprağa basamaz, yönümüzü bir cihaz olmadan bulamazken bu insanların çölde sadece zihin gücüyle, telepatiyle haberleşmesi ve doğanın sesini dinleyerek su bulması karşısında medeniyetimizin ne kadar aciz ve protez bir yapı olduğunu anlıyorum. Biz dünyayı anlamlandırmak için kütüphaneler dolusu felsefe kitabı deviriyoruz, onlar ise sadece var olarak, evrenin ritmine uyum sağlayarak o anlamın ta kendisi oluyorlar. Kitapta beni en çok sarsan şey, Aborjinlerin dünyaya ve insana bakışındaki o muazzam dürüstlük oldu. Onların dünyasında mülkiyet yok, yalan yok, birbirini basamak olarak kullanmak yok. Doğum günlerini yaşlandıkları için değil, o yıl ruhsal olarak olgunlaştıkları için kutluyorlar. Bu felsefeyi okurken, kendi hayatımda değer verdiğim, peşinden koştuğum o sahte güvencelerin ne kadar
Bir Çift YürekMarlo Morgan · Dharma Yayınları · 200127,5bin okunma
Yolculuklar Arasında Bir Hayat
8/10
·114 syf.··
2026 27. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 21:49
Uzun Hikâye , okurken beni hem duygulandıran hem de düşündüren eserlerden biri diyebilirim. Mustafa Kutlu, sade ama etkileyici anlatımıyla bir ailenin hayat mücadelesini ve insanların değişen yaşamlar karşısındaki duruşunu başarılı bir şekilde aktarıyor. Kitabı okurken kendimi zaman zaman bir tren yolculuğundaymış gibi, hem de her durakta farklı insanları, farklı hikâyeler içindeymiş gibi hissettim. Romanın merkezinde yer alan Bulgaryalı Ali ve Münire'nin hikâyesi, sevginin ve sadakatin hayatın tüm zorluklarına rağmen nasıl ayakta kalabileceğini gösteriyor. Sürekli bir yerden başka bir yere taşınmaları, ekonomik sıkıntılarla mücadele etmeleri ve buna rağmen umutlarını kaybetmemeleri beni etkiledi. Özellikle aile bağlarının ve insanın sahip olduğu değerlere bağlı kalmasının önemi roman boyunca güçlü bir şekilde hissediliyor. Bence Uzun Hikâye, insan ilişkilerini, aile bağlarını ve hayatın içindeki küçük ama değerli ayrıntıları anlatan etkileyici bir eser. Hem duygusal hem de düşündürücü bir roman okumak isteyen herkesin şans vermesi gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum. Temaları: Aşk ve sadakat Aile bağları Göç ve yolculuk Umut Hayat mücadelesi Özgürlük Dürüstlük ve ahlak
Uzun HikâyeMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 202345,5bin okunma
Reklam
Puan vermedi·64 syf.··
Beğendi
·
2026 104. kitabı
Yazarın ölümünden sonra yayınlanmasını vasiyet ettiği, kendi deyimiyle o yüz sayfalık “otobiyografik makale”... Tabii Yapı Kredi’nin puntosunu hesaba katmamış; kısacık görünse de elimizdeki son derece yoğun, katmanlı bir metin. Ben Solstad’la çok uzun zaman önce Mahcubiyet ve Haysiyet ile tanışmıştım; o özgün, altyapısı yoğun anlatıma hayran olmuştum. Kitaplarındaki o derin psikolojik temaların kaynağını (Özellikle İbsen’in Yaban Ördeği’ni merkezine aldığı) hep merak ederdim. Bu metinle anladım ki aslında pek çok hayatta olduğu gibi temeller yine erken çocuklukta ve ailede atılıyor. Anne figürünün gücü, kardeşler arası dengeyi kurma çabası, babayla ve çevreyle olan ilişkiler... Erkek çocuklar için baba figürü daha belirgin görünür ama yazarın da nihayetinde itiraf (kendi deyimiyle) ettiği gibi annesi hayatının asıl belirleyicisi olmuş. Ve tabii ki aşk... Vefat ettiğinde de 27 yıldır birlikte olduğu üçüncü eşinin yeri çok ayrı anlaşılan. Kitabı ona emanet edişi, “O okusun, bir çekincesi olursa bir dostuma (kitapta adı belirtiliyor) danışır, öyle yayımlar.” deyişindeki o muazzam güvenden hissedebiliyoruz bunu. Aslında yayımlanma tarihi için 2050’leri hedeflemişken, kitaba sonradan eklediği o sonsözle bizi şaşırtmaya devam ederek “Fikrimi değiştirdim, 2025 sonbaharında yayımanacak.” diyor ve yazar aynı yıl Mart ayında aramızdan ayrılıyor. Biz de 2050’leri beklemeden bu samimi hayat hikayesini okuyabiliyoruz. Çok net ve maskesiz bir dürüstlük... Otobiyografik eserleri seven biri olarak ben çok ayrı bir lezzet aldım. İlk sıradaki yerini hiçbir şeye kaptırmayan Mahcubiyet ve Haysiyet’in yanına, Banu Gürsaler Syvertsen’in o artık iyice aşina olduğumuz şahane çevirisiyle ekleniverdi. Keşke sayfalar azıcık daha ferah olsaydı demekten kendimi alamasam da iyi ki iyi ki iyi
Nihayet! Mutluluk.Dag Solstad · Yapı Kredi Yayınları · 202617 okunma
Türkiye gezmesi çok ucuz bir ülke ve insanı da yardımsever!
9/10
·288 syf.··
2026 43. kitabı
·
25 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 01:02
İnsanlar doğar, yaşar ve ölür. Arkasında dürüstlük, doğal dostluk ve sıcaklık bırakırsa her zaman yaşar ve de anılır. Bazen böyle oluyor; en sevdikleri, insanın hayatından tak diye çıkıyor, diyor Johann Wolfgang Von Goethe bir kitabında. Oysa, "Hayat bizi yavaş yavaş ölüme alıştırır," diyordu Orhan Kemal El Kızı'nda... #305423857 Ölümler mi hızlanmaya başladı biz mi giderek yavaşlıyoruz? Necip Fazıl Kısakürek misali, "Kefenimizden evvel çürüyoruz." Y - A - V - A - Ş - L - A - Y - I - N . . . Koştukça geç kalıyorsunuz çünkü. Acele ettikçe yetişemiyorsunuz. Oysa bir şehri tanımanın en iyi yolu yürümekten geçer: "Yürüyeceksiniz. Gençseniz ve bir şehirde gönlünüzce yürümüyorsanız orayı gezdiğinizi söyleyemezsiniz." Hızla akıp gidiyor çağ ve o çağın akıntıya kapılıp giden insanlarıyız. Ufacık tatillere kocaman geziler sığdırmaya çalışıyor, gittiğimiz yere en hızlı ulaşım araçlarıyla gidiyor, nereler popülerse orayı gezmeye çalışıyoruz. Ne gezdiğimiz yerleri kendimiz seçiyor ne de oraya dair bilgileri araştırıyoruz. Oysa, "... şehri gezerken bile okuyacaksınız. Yirmi saat geziyorsanız mesela, iki saat okuyacaksınız," diyor İlber Hoca, keşif ancak böyle mümkün, o ruhu koklamak... youtube.com/shorts/2_pLX7mX... "Öğrenmek kolay; fakat hiçbir şey yapmadan sızlanmak daha da kolay." Gel Dünyayı Keşfedelim, Dünyadan Türkiye'ye uzanan bir yolculuk, Asya'nın bozkırlarından yola çıkıyor, Avrupa'yı aşıyor, Balkanları geçiyor, Ortadoğu'dan Türkiye'ye uzanıyorsunuz. Bütün yolculuklar gibi bu yolculuk da kahramanın evine dönmesi ile son buluyor: İzmir'den Ayvalık'a uzanıyor, Eskişehir'i tadıyor, Ani Harabelerinden Kars'a sesleniyorsunuz. Her yol gibi bu yol da muhakkak Aksaray'dan geçiyor, Türkiye'nin İtalya'sı Safranbolu'nun atmosferini soluyor, Kapadokya'yı
Gel Dünyayı Keşfedelimİlber Ortaylı · Kronik Kitap · 2024823 okunma
Puan vermedi·303 syf.··
2026 258. kitabı
Albert Camus, edebiyat tarihinin ve varoluşçu felsefenin en sarsıcı başyapıtlarından biri olan bu eserinde; insanlığın çaresizlik, ölüm ve anlamsızlık karşısındaki o muazzam direnişini epik bir dille ölümsüzleştiriyor. Roman, Cezayir’in Oran kentinde aniden ortaya çıkan ve tüm şehri dış dünyaya kapatan korkunç bir veba salgınını ve bu salgının ortasında kalan insanların psikolojik, ahlaki ve varoluşsal dönüşümlerini konu alıyor. Camus, o alametifarikası olan sade ama hipnotize edici üslubuyla, şehri pençesine alan vebayı sadece biyolojik bir hastalık olarak değil; insanlığın kaçamayacağı o kaçınılmaz "saçma"yı (*absürd*), kötülüğü ve her an kapımızı çalabilecek olan felaketleri simgeleyen devasa bir alegori olarak kurguluyor. Salgının ilk günlerindeki inkar ve bencillik, yerini yavaş yavaş toplumsal bir dayanışmaya bırakırken; Dr. Rieux, Tarrou, gazeteci Rambert ve oda kâtibi Grand gibi karakterler üzerinden yazar, kötülüğe karşı boyun eğmeyen insani erdemi masaya yatırıyor. Karakterler, dünyanın anlamsızlığına ve ölümün acımasizlığına rağmen, sırf "insan olmanın gereği" olarak görevlerini yapmaya ve vebaya karşı savaşmaya devam ediyorlar. Kitap, ikinci Dünya Savaşı’nın ve Nazi işgalinin yarattığı o boğucu karanlığın da edebi bir yansıması olarak kabul edilir. Camus, dinin salgını bir ceza olarak gören dogmatik bakış açısıyla, bilimin ve insan sevgisinin pratik ahlakını karşı karşıya getirerek okuru derin bir vicdani sorgulamaya iter. *Veba*; felaketler karşısında umutsuzluğa kapılmak yerine, yaşama anlam katmanın yegane yolunun direniş, dürüstlük ve dayanışma olduğunu haykıran; her çağda ve her kriz anında insanlığın yüzleşmek zorunda kaldığı o karanlığı ve aydınlığı fısıldayan evrensel ve zamansız bir başucu klasiğidir.
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202024,6bin okunma
Uzun Hikaye
Puan vermedi
Bulgaristan göçmeni Pelvan Sülüman' ın oğlu Ali Bey' in kasabadan kasabaya göç etmekle geçen hayatı, göçebe yaşamın zorluğu, her daim adalet ve doğruluk arayışını, hayatta tutunma çabalarını, baba-oğul ilişkisini oğulun gözünden anlatıyor. Adalet, dürüstlük ve sevginin her türlü güçlüğe karşı ayakta durabileceği vurgulanıyor. Filmini de izlemiştim. Duygu yüklü bir hikaye, okuyun, izleyin, okutturun, izlettirin...
Uzun HikâyeMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 202345,5bin okunma
Reklam
Reklam