Hep böyle oluyor: Hep böyle birdenbire düşüp tekrar tırmanmaya başlıyorum dünyaya…
Nicesi şu zamanlar kokunu içine çekiyor, ey Kâbe.
Attığım her adımda düşler dünyasına biraz daha yaklaştığımı duyumsuyordum. Böylesine temiz topraklarda kurulmuş bu kentin derin derin düşünmekten başka bir yazgısı olamazmış gibime geliyordu. İbrahim'in evi, Mescidü'l-Haram ve Cami avlusunun ortasında da, çevresinde yorgunluktan bitkin düşene dek yürümek için can attığım Kâbe.
Sayfa 292·Kitabı okudu
Aşk
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Dijital Bunalım -II-
paslı bir tren garının unutulmuş anonsuyum ben rayların arasında sıkışmış eski bir yaz akşamı çocukluğumun cebinde gazoz kapağı sesleri ve annemin balkonundan sarkan fesleğen kokusu şehir dediğin biraz egzoz biraz yalnızlık biraz da yağmurdan sonra parlayan asfalt değil mi hangi sokağa çıksam yüzüme kapanıyor çocukluk hangi sokağın adını değiştirseler adresini kaybediyor çocukluğum hangi vitrinde dursam içeri giremiyor kalbim bir adam tanıdım kravatını düğümlerken boğazına yıllar dolanıyordu sabah sekiz vapurunda çay içip ülke kurtarırdı akşam olunca eve bir poşet ekmek ve yorgunluk oğlu bilgisayar başında başka bir kıtaya göçmüş kızı aynalarda filtre arıyordu yüzüne aynı evde dört ayrı yalnızlık büyütüyorlardı aynı mutfaktan beslenip ayrı uçurumlardan düşüyorlardı akıllı ekranlar açık kimsenin birbirine sesi yoktu kimsenin kimseye dokunuşu yoktu eskiden mahalleler vardı kapı önü sandalyeleri çekirdek kabukları ikindiden akşama uzayan dedikodular bir kadın bir tabak dolma götürürdü komşuya bir çocuk düşüp dizini yaralasa tüm sokağın canı yanardı kimsenin zili korku gibi çalmazdı
Dijital Bunalım -II-
paslı bir tren garının unutulmuş anonsuyum ben rayların arasında sıkışmış eski bir yaz akşamı çocukluğumun cebinde gazoz kapağı sesleri ve annemin balkonundan sarkan fesleğen kokusu şehir dediğin biraz egzoz biraz yalnızlık biraz da yağmurdan sonra parlayan asfalt değil mi hangi sokağa çıksam yüzüme kapanıyor çocukluk hangi sokağın adını değiştirseler adresini kaybediyor çocukluğum hangi vitrinde dursam içeri giremiyor kalbim bir adam tanıdım kravatını düğümlerken boğazına yıllar dolanıyordu sabah sekiz vapurunda çay içip ülke kurtarırdı akşam olunca eve bir poşet ekmek ve yorgunluk oğlu bilgisayar başında başka bir kıtaya göçmüş kızı aynalarda filtre arıyordu yüzüne aynı evde dört ayrı yalnızlık büyütüyorlardı aynı mutfaktan beslenip ayrı uçurumlardan düşüyorlardı akıllı ekranlar açık kimsenin birbirine sesi yoktu kimsenin kimseye dokunuşu yoktu eskiden mahalleler vardı kapı önü sandalyeleri çekirdek kabukları ikindiden akşama uzayan dedikodular bir kadın bir tabak dolma götürürdü komşuya bir çocuk düşüp dizini yaralasa tüm sokağın canı yanardı kimsenin zili korku gibi çalmazdı
Dijital Bunaliım -II-
paslı bir tren garının unutulmuş anonsuyum ben rayların arasında sıkışmış eski bir yaz akşamı çocukluğumun cebinde gazoz kapağı sesleri ve annemin balkonundan sarkan fesleğen kokusu şehir dediğin biraz egzoz biraz yalnızlık biraz da yağmurdan sonra parlayan asfalt değil mi hangi sokağa çıksam yüzüme kapanıyor çocukluk hangi sokağın adını değiştirseler adresini kaybediyor çocukluğum hangi vitrinde dursam içeri giremiyor kalbim bir adam tanıdım kravatını düğümlerken boğazına yıllar dolanıyordu sabah sekiz vapurunda çay içip ülke kurtarırdı akşam olunca eve bir poşet ekmek ve yorgunluk oğlu bilgisayar başında başka bir kıtaya göçmüş kızı aynalarda filtre arıyordu yüzüne aynı evde dört ayrı yalnızlık büyütüyorlardı aynı mutfaktan beslenip ayrı uçurumlardan düşüyorlardı akıllı ekranlar açık kimsenin birbirine sesi yoktu kimsenin kimseye dokunuşu yoktu eskiden mahalleler vardı kapı önü sandalyeleri çekirdek kabukları ikindiden akşama uzayan dedikodular bir kadın bir tabak dolma götürürdü komşuya bir çocuk düşüp dizini yaralasa tüm sokağın canı yanardı kimsenin zili korku gibi çalmazdı
Hep böyle oluyor: Hep böyle birdenbire düşüp, tekrar tırmanmaya başlıyorum dünyaya...
Alıntı