Puan vermedi·
Bazı kitaplar olaylarıyla akılda kalır, bazıları ise bıraktığı düşüncelerle. Unutma Bahçesi benim için de öyleydi. Okurken zaman zaman zorlandım çünkü Latife Tekin’in dili alıştığımız anlatımlardan biraz farklı. tam da bu yüzden kitap insanı yavaşlatıyor, durup düşünmeye zorluyor. özellikle geçmişten kaçmanın mümkün olup olmadığı sorusu sık sık aklıma geldi. herkese hitap edecek bir kitap olduğunu düşünmüyorum ama farklı bir okuma deneyimi yaşamak isteyenler için güzel bir tercih olabilir.
Unutma BahçesiLatife Tekin · İletişim Yayınları · 2013903 okunma
Puan vermedi
Oblomov, ilk bakışta tembellik üzerine yazılmış bir roman gibi görünse de aslında insanın hayat karşısındaki kararsızlığını, alışkanlıklarının esiri oluşunu ve hayallerle gerçekler arasındaki uçurumu anlatan çok güçlü bir eserdir. Romanın yazarı Ivan Gonçarov, yalnızca bir karakter yaratmaz; aynı zamanda bir dönemin ruhunu da gözler önüne serer. Romanın başkahramanı İlya İlyiç Oblomov, günlerinin büyük bölümünü yatağında geçiren, sürekli planlar kuran ama bunları hayata geçirmeyen bir aristokrattır. Yapılması gereken işleri bilir, hatta çoğu zaman doğru olanı da görür; fakat harekete geçmek konusunda büyük bir isteksizlik içindedir. Bu nedenle Oblomov yalnızca bir karakter değil, zamanla bir kavrama dönüşmüştür. Rusçada "Oblomovluk" denilen durum, insanın düşüncelerle yaşayıp eyleme geçememesini ifade eder. Kitabı okurken insan zaman zaman Oblomov'a kızıyor. Çünkü önünde fırsatlar var, onu seven insanlar var, hayatını değiştirebilecek imkânlar var. Buna rağmen sürekli erteliyor, bekliyor ve oyalanıyor. Fakat roman ilerledikçe ona kızmaktan çok acımaya başlıyorsunuz. Çünkü aslında Oblomov kötü biri değil; aksine dürüst, temiz kalpli ve kimseye zarar vermeyen bir insan. Onun asıl sorunu, yaşamın akışına katılacak enerjiyi ve iradeyi kendinde bulamaması. Romandaki en dikkat çekici karakterlerden biri de Oblomov'un arkadaşı Andrey Stolz'dur. Stolz çalışkanlığı, hareketliliği ve hayata bağlılığı temsil eder. Oblomov ise durağanlığı ve pasifliği temsil eder. Yazar bu iki karakter üzerinden iki farklı yaşam anlayışını karşı karşıya getirir. Bir tarafta sürekli üreten ve ilerleyen insan, diğer tarafta huzur arayan ama bu huzuru giderek atalete dönüştüren insan vardır. Romanın duygusal yönünü ise Oblomov ile Olga Sergeyevna arasındaki ilişki oluşturur. Olga, Oblomov'un
Oblomovİvan Gonçarov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,9bin okunma
Reklam
Sırça köşklerinizde rahat mısınız?
7/10
·141 syf.··
2026 43. kitabı
Sabahattin Ali’nin Sırça Köşk adlı eseri, ilk bakışta masalsı bir hikâye gibi görünse de aslında insanı, toplumu ve gücü sorgulayan derin bir anlatıdır. Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey, insanların bazen hiç ihtiyaçları olmayan şeylere nasıl inandırılabildiği oldu. Hikâyede sırça köşk, yalnızca bir yapı değildir. Bana göre insanların sorgulamadan kabul ettiği düzenin, korkuların ve çıkar ilişkilerinin simgesidir. Köşkü ayakta tutan şey camlar değil, insanların ona yüklediği anlamdır. Bu nedenle eser, gücün yalnızca onu elinde tutanlardan değil, ona boyun eğenlerden de beslendiğini düşündürüyor. Sabahattin Ali, sade bir anlatımla çok güçlü bir eleştiri ortaya koyuyor. İnsanların sorgulamayı bıraktığında nasıl kolay yönlendirilebildiğini ve zamanla kendi hayatlarını zorlaştıran düzenlerin parçası hâline gelebildiğini gösteriyor. Bu yönüyle hikâye yalnızca yazıldığı döneme değil, günümüze de sesleniyor. Kitabı bitirdiğimde aklımda şu düşünce kaldı: Bazen insanlar yıkamayacakları kadar güçlü yapılarla değil, sorgulamadıkları düşüncelerle çevrilidir. Belki de en sağlam görünen köşkler, aslında en kırılgan olanlardır. Kısacası Sırça Köşk, masal gibi başlayan ama insanı toplum, güç ve sorgulama üzerine düşünmeye zorlayan etkileyici bir eser. Okuyucuya yalnızca bir hikâye anlatmıyor; aynı zamanda şu soruyu da soruyor: İnsan neden kendi kurduğu sırça köşklerin içinde yaşamayı kabul eder?
Sırça KöşkSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 202069,8bin okunma
7/10
·81 syf.··
2026 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 12:54
Spoiler içerir! Öncelikle kitabı okumak istememdeki en önemli sebep, yazar Édouard Levé'nin kitabı yayınevine teslim ettikten kısa bir süre sonra intihar etmiş olmasıydı. Bu durum, kitabı benim için daha merak uyandırıcı hâle getirdi. Zaman zaman ben de ölüm ve yaşam üzerine düşüncelere kapılan biriyim. Sanırım birçok insan hayatının belli dönemlerinde bu tür düşüncelerle karşılaşmıştır. Bu yüzden kitabı okurken en çok merak ettiğim şey, “Bir insan neden intihar eder?” sorusuna bir cevap bulabilmekti. Kitap kısa olmasına rağmen konusu gereği bazı okuyucular için tetikleyici olabileceğini düşünüyorum. Bu nedenle böyle hassas bir dönemden geçen kişilere tavsiye etmem. Bana göre kitap, yalnızlaşan, kendi içine kapanan ve mutsuzlaşan bir insanın yaşadığı süreci anlamaya çalışıyor. Anlatıcı, intihar eden arkadaşının anılarını, davranışlarını ve psikolojik durumunu aktararak onun dünyasına yaklaşmamızı sağlıyor. Kitap kesin cevaplar vermekten çok, okuyucuyu düşünmeye yönlendiriyor ve karakteri anlamaya davet ediyor. Kitapta dikkatimi çeken bir diğer nokta ise aile ilişkileriydi. Bazı ailelerde bir kişi kendini diğerlerinden daha dışlanmış, anlaşılmamış ya da eksik hissedebilir. İntihar eden karakter de aile içinde bu duyguları yaşayan kişi olarak karşımıza çıkıyor. Bu durum oldukça üzücüydü ve bana ailenin bireylerin hayatındaki önemini bir kez daha düşündürdü. İnsanların kendilerini ait hissetmeleri, anlaşıldıklarını ve değer gördüklerini hissetmeleri bazen sandığımızdan çok daha büyük bir fark yaratabiliyor. Ben her zaman hayatın yaşanmaya değer olduğuna ve her koşulda bir umut bulunabileceğine inananlardanım. Bu kitap da bana kendi hayatıma daha fazla değer vermem gerektiğini hatırlattı. Kendimi sevmeyi, sevdiklerime duygularımı zamanında ifade etmeyi ve bir gün
1000Kitap
İntiharÉdouard Levé · Sel Yayıncılık · 20214,176 okunma
Supergirl - Yarının Kadını
7/10
·216 syf.··
2026 2. kitabı
26 Haziran’da vizyona girecek olan yeni Supergirl filmi nedeniyle, hayatımda ilk kez bir Supergirl çizgi romanı okumaya karar verdim. Tercihim ise filmin temel ilham kaynaklarından biri olarak gösterilen Supergirl: Woman of Tomorrow oldu. Arka Bahçe Yayınları’nın siyah kapaklı özel edisyon baskısıyla okuduğum eser, ilk olarak çizimleriyle beni etkiledi. Bilquis Evely’nin çizimleri ve Matheus Lopes’in renkleri, hikâyenin en güçlü tarafı. Bazı sayfalarda durup panellere tekrar tekrar bakmak istedim. Uzayın genişliğini, yabancı dünyaları ve karakterlerin duygularını çok başarılı yansıtmışlar. Hikâye tarafında ise daha farklı düşünüyorum. Bana göre oldukça akıcı ve kendini rahat okutan bir macera olsa da, temelinde çok tanıdık bir intikam hikâyesi anlatıyor. Bu nedenle sürprizlerle dolu ya da çok katmanlı bir senaryo bekleyenler aradığını bulamayabilir. Hikâye yer yer klişelere yaslanıyor ve bazı gelişmeleri önceden tahmin etmek mümkün. Finalde de çizgi roman ve süper kahraman hikâyelerinde sıkça gördüğümüz bir durumla karşılaşıyoruz. Kötü karakterin öldürülmediği, daha farklı bir adalet anlayışının tercih edildiği bir son. Bu yaklaşım artık bana biraz fazla tanıdık gelse de, hikâye en azından karakterlerinin seçimleriyle bu kararı anlamlandırmayı başarıyor. Çizgi romanın asıl başarısı ise Supergirl karakterinde yatıyor. Burada karşımıza çıkan Kara Zor-El, sadece Superman’in kadın versiyonu değil. Yaşadığı kayıpların yükünü taşıyan, öfkelenen, hata yapan ve zaman zaman karanlık düşüncelerle mücadele eden bir karakter. Hikâyenin en ilgi çekici tarafı da buydu. Tom King’in yazdığı, Bilquis Evely ve Matheus Lopes’in görsel anlamda hayat verdiği bu eser, kusursuz bir hikâye anlatmasa da karakteri tanımak ve yaklaşan film öncesinde ilham kaynağını görmek isteyenler için
Supergirl Yarının KadınıTom King · Arkabahçe Yayınları · 04 okunma
Kabuğun Altında Kalanlar
9/10
·141 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
Rüveyda Şener'in ikinci kitabı Kabuğun altındaki. Edebiyat dünyasında Dilsizler Bandosu eseriyle ismini duyuran yazar, yeni kitabını bu güçlü kökler üzerinde büyütüyor. İnsanların da ağaçlar gibi tutunacak bir vatan aradığı, gövdesine kazınan isimlerle yaralandığı, her sonbahar kaybedip her bahar yeniden doğduğu gerçeğini Kabuğun Altındaki 16 güçlü öyküyle dillendiriyor. Zahmetsizce oluşturulduğunu düşündüren sağlam kurgular, bir yerlerden aşina olduğumuz karakterlerin inandırıcılığını artırıyor. Eseri okurken Türkçenin parıltısıyla gözlerimiz kamaşıyor. Usta bir şoför gibi kullandığı kelimeler hikayeye istikâmet kazandırıyor. Dileriz bu velud kalem uzun yıllar yazmaya devam eder. Kabuğun Altındaki her yara ölümcül olmayabilir, yaşamak için sadece fedakarlık yapmak gerek diyerek,16 öyküyü içine alan Kabuğun Altındaki kitabının ilk öyküsü olan Bir Adım Öne'ye geçiyoruz. "Soluk soluğa uyandığı nice uykunun celladı, rahat bir vicdanınsa yargıcı olmuştu." Gaflet anları, insanın boynuna yağlı bir urgan gibi geçer ve unutmaya çalıştığı her an, her köşebaşında insanı yakalar. Öyküde de yer tutucu gencin aklında sadece baklava desenli atkıyla yer tutan bir ölü vardır. Bir gün çıkıp gelir ve katiline hesap sorar. Yazarın paylaştığı epigraftaki gibi zaman ölüleri gömer ve ansızın önünüze atacağı anahtarı kendinde saklar. Kumda Aslan Pençeleri; grafoloji denilen el yazısı üzerinden kişilikleri okuma ilmine yönelik, şizofreni özelliği gösteren bir ruhun hezeyanlarını ele alıyor. Yazarın psikolojik danışman olması karakterin paranoid hayallerinin anlatımını güçlü kılarken çağımız insanına da ayna tutuyor. Diploma, kurs, eğitim, kamp, etkinlik peşinde koşan buna rağmen arzu ettiği yaşama kavuşamayan modern insan çıkmazlarına... Üstelik belgeler çoğalsa da elalemin ilk basamağı
Edebiyat
Kabuğun AltındakiRüveyda Şener · Şule Yayınları · 20259 okunma
Reklam
Reklam