Kadın... Yüzyıllardan beri erkekler tarafından hor görülen,değer verilmeyen, değer vermeyi geçtim insan yerine bile konmayan canlılar. Yani biz... Düşünmekten bile yoksun olduklarını, çocuk doğurmak ve ev işlerini yapmaktan başka hayatta amaçları olmadıklarını, erkekten her anlamda eksik olduğunu söyleyen; konuşmalarını, gülmelerini, sahneye çıkmalarını bile yasaklayan erkekler tarafından aşağılanan kadınlar. Ne zaman iyi, faydalı işler yapmaya kalksa erkekler tarafından öldürülen kadınlar. Askeri diktatörlüğü deviren kadınlar, erkek kılığına girip savaşta orduyu yöneten Carmen Velez, Encarnacion Mares, Amelia Robles, erkek adıyla romanlar yazan Bronte kardeşler, ülkesini son nefesine kadar savunan ama dinsizlik ve ahlaksızlıkla suçlanan muhteşem savaşçı Jeanne d' Arc, matematikte ilerlemiş ve sokak ortasında soyulup, dövülüp, tekmelenip öldürülmüş Hypatia, kadınların oy kullanabilmesi için savaşan Doria Şhafik, Fransız Devrimi sonrası kadın hakları için bildirge talep eden ve bu yüzden giyotinle idam edilen Olympe de Gouges ve daha yüzlercesi. Bu kitapta okuyacağınız adını duyduğunuz duymadığınız birçok kadının başarıları ve hazin sonları. Ölümle sonlanmayan bir başarı yok maalesef. Üstelik kadınların başarılarını kendilerince bahsederken "Erkek gibi kafası var"diye bahsediyorlarmış. Ne kadar sinir bozucu. Kadınların yüzyıllardır, binyıllardır çektikleri gerçekten çok acı verici. Hala da kadınları aşağı ve hor gören mahluklar var. Bu konu hakkında konuşmayacağım bu sefer yoksa sinirleniyorum.
Kitabın yazım tarzı çok değişik geldi bana. İlk başlarda zorlandım okurken. Yazarın her şeyi olabildiğince kısa anlatma huyu varmış anladığım kadarıyla. Kısa ve öz anlatayım demiş yani ama bahsettiği birçok kadını hiç bilmiyordum, anlattığı daha doğrusu anlatmadığı sadece
Şapka
Ülkemize kocaman bir tır yaklaşır. İçinde Afgan mültecilerin bulunduğu koca bir tır. Hükümet telaşlıdır. Suriyeli mültecileri kabul ettik derken nereden çıktı bu Afgan mültecileri..
Ne diyelim? Hükümet mültecilerle uğraşa dursun gelin biz kitap incelememize bakalım.
Almanya'ya iş için giden bir baba, bir gün evine döner. Oğluna sımsıkı sarılır. Sonra ona gününün nasıl geçtiğini sorar. Oğlu da sınıfa yeni gelen arkadaşıyla "Arap kızı camdan bakıyor," diyerek gülüp dalga geçtiklerini anlatır. Babası pek belli etmez ama biraz bozulur. Ve oğlunu bir köşeye çekip başlar, başından geçenleri anlatmaya..
"Yoksulduk, köyümüzden iş bulma umuduyla kalkıp Almanya'ya gelmiştik. Kimseyi tanımıyordum, dillerini bilmediğimden konuşulanları da anlamıyordum.Onlardan çok farklıydım. Onlar sarı saçlı, mavi gözlü iken ben kara gözlü, siyah saçlıydım. Bir gün bir şapka bulmuştum. Saçlarım gözükmesin diye derste bile, her zaman öğretmenimin uyarılarına aldırmadan sürekli bulduğum, o şapkayı takardım. Sırf sınıf arkadaşım siyah saçlarımı görmesin, benimle alay etmesinler diye.. "
Babası oğluyla konuşmayı böyle bitirir. Ardından babasını dinleyen çocuk, hatasını anlar ve arkadaşından af diler.
###
Zamanında iş için Almanya'ya giden göçmenler gibi Suriyeli öğrenciler de benzer durumda..
Yabancı bir okul, yabancı arkadaşlar..
Keza içlerinden Türkçe konuşmayı bilenler varsa onlar daha şanslılar.
İlkokul öğretmeniyim, Suriyeli bir öğrencime okuma yazma öğreteceğim. Bir gün başladık öğrenmeye.. İlk başlarda öğrencim öğrendiği harfleri aynı Arap harfleri gibi sağdan sola doğru yazıyor. Ona, "Neden böyle yazdığını soruyorum?" "Öğretmenim biz Suriye 'de böyle öğrendik," diyor.
Neyse Türkçe'de harfler öyle yazılmaz. Böyle soldan sağa doğru gidilerek yazılır, diye gösteriyoruz.
Çocukta
ŞapkaZülfü Livaneli · Doğan ve Egmont Yayıncılık · 20191,217 okunma