Ubeydullah b. Utbe, Ömer b. Abdülaziz'e şu beyitleri yazdı: "Nezdinden sûreler inenin adıyla, O'na hamd ile, Ey Ömer! Eğer veda edeceğini biliyorsan Dikkatli ol! Çünkü ancak dikkatli olan kâr eder. Sıkıntılara karşı metin ol ve rıza ile boyun eğ. Sana istemediğin şeyleri getirse de kader! İnsanoğlunun katışıksız sevinci mi var? Bir mutluluk, Varsa eğer... Onu takip eder üstüste kederler!".
Sayfa 219·Kitabı okuyor
Korel öğretmişti bunu, kendinden bir parça bırakır gibi; sanki o ölü beden bunu hissederdi ve derdi ki, yalnız değilim, hiç olmadım, hiç unutulmadım. Her zaman olduğu gibi mezara baktı ve kendinden tek bir cümle verdi Korel'e; "Seni unutmadım, Korel ve üzgünüm, ben bugün de ölmedim."
Alıntı
Reklam
Sizinle yıldızlar arasındaki boşluk aslında zamandı
Astronomi aslında tarihti. Çünkü uzay, zamandı. Joan'un evrenle ilgili en sevdiği şey de buydu. Güney göğünde parlayan kırmızı yıldız Antares'e baktığında, otuz katrilyon kilometre ötedeki bir noktaya bakıyordu. Ama aynı zamanda beş yüz elli yıl öncesine bakıyordu. Antares o kadar uzaktaydı ki ışığının Dünya'ya ulaşması beş yüz elli yıl sürüyordu. Beş yüz elli ışık yılı uzaklık. Yani gökyüzüne her baktığında, sadece uzağı değil, geçmişi de görüyordu. Ne kadar uzağı görürseniz o kadar geçmişe bakabiliyordunuz. Sizinle yıldızlar arasındaki boşluk aslında zamandı. Yine de çoğu yıldız o kadar uzun süredir orada parlamaya devam ediyordu ki gelmiş geçmiş bütün nesiller onları görmüştü. Gökyüzüne bakıp Akrep takımyıldızının ortasındaki o kırmızımsı hale Antares'i gördüğünüzde aslında MÖ 1100'lerde Babillilerin de tarihe kaydettiği yıldıza bakıyordunuz. Gece göğüne bakmak insanlık tarihi boyunca aynı yıldızlara bakan, aynı göğü paylaşan sayısız insana eşlik etmek demekti. Zamanın akışına tanıklık etmekti.
Sayfa 47·Kitabı okuyor
Alıntı
İmam Ebü Hanife (Allah ondan razı olsun) şöyle demiştir: Allah Teâlâ'nın sıfatları ezelidir, sonradan meydana gelmiş (muhdes) veya yaratılmış (mahlûk) değildir. Kim bu sıfatların yaratılmış veya sonradan meydana gelmiş olduğunu söylerse yahut bu hususta duraklar (tevakkuf eder) veya şüphe ederse, Allah Teâlâ'yı inkâr etmiş olur. Kur'an, Allah Teâlâ'nın kelâmıdır. mushaflarda yazılı, kalplerde muhafaza edilmiş, dillerle okunmuş ve Hz. Peygamber'e indirilmiştir. Bizim Kur'an'ı telaffuz etmemiz (lafzımız), yazmamız ve okumamız mahlüktur; fakat Kur'an'ın kendisi mahlük değildir.
1000Kitap
Oyunların dışardakı mıymıntı, dışardaki sünepe sürüklenişe karşılık, herkesin bir Napolyon veya Çakmak kesildiği meydan muharebelerinin- başlaması çok gecikmez: Bir masada, briç'i bir güzel sanat, bir fen sayanlar, aralarında zenaat edinenler de olduğu halde, öbür masada Emin Mahir veya üniversite lokantasında yenecek yemeğin parasını hedef tutan sıfır'cılar, başka bir masada ise Çarşıkapı akşamcıları iş başına geçerler. Böylece kaderin çarkları dönmeğe başlar: Ayın yirmisinden, belki de on beşinden sonrasının kaderi, öğle yemeğinin, çorap veya gömlek paralarının kaderi, üni-versite taksitlerinin kaderi çizilmeğe başlar. Saatler ilerler, az ötedeki câminin minarelerine müezzinler üç defa iner çıkarlar, otobüs seferleri durur, gün erir. Küllük birdenbire boşalmaz, Küllük dağılır: Önce emekliler, sonra kazananlar, onların arkasından kahve parası bile kalmıyanlar gün görmüş, Yahya Kemal'e nargile, Köprülü'ye çay vermiş garsonla uzun, filozofça konuşmalardan sonra- ve nihayet ne kazanmış ne de kaybetmiş olanlar. En sonra bunlar; çünkü insan Küllük'te ya kazanmalı veya kaybetmelidir. Günü kurtarmak veya yarına bağlamak. Küllük, işte, kuşatılmıştır, demir çemberle kuşatılmıştır, fakat Küllük'ten yarmalar yapılır. Küllük'ten yarmalar gece başlamadan, akşamın bitimiyle yapılır, gruplar halinde veya tek tek yapılır ve İstiklâl caddesine, kadın, yani aşk ütopisinin fethine, içkinin, yâni bir başka dünyanın veya bütün bir mâzinin, ana baba ocağının fethine gidilir. Bu hos bir seydir, fakat ah ordular her zaman böyle darmadağın dönmeseler.
Sayfa 142·Kitabı okuyor
Küllük
Bu bir kahvedir; Bayezid'de meydanın sağ tarafında, içerlek bir şey. Oraya "Küllük" derler. Küllük'ün bir bahçesi, bahçesinde yaşlı ıhlamur ağaçları, dalyan boylu akasya ve kestane ağaçları vardır. Küllük baharı ve yazı bütün zerreleriyle bu ağaçlar sayesinde duyar. Gerçekten de Küllük'ün mevsimleri tam bir duyuşu vardır. Mevsimleri ve hele sonbaharı, sonbaharın başlangıcını, başlayışını. Sonbaharda mor bulutların, mor ve alçak bulutların hani bir baskın edişi vardır; her yer birdenbire kararıverir, yaprakların yeşili esmerleşir, esmerleşen yeşil yapraklarda bir ürperme, bir titremedir başlar, pır pır titrerler, titrer dururlar. Hava artık o hava, rüzgâr o rüzgâr değildir. İnsanın etine ıslak, rahatsız edici, endişelendirici bir şeyler dokunur, evi düşündürür. Küllük'ün yazlık müşterileri vardır: Biz bu vefasızlara kırlangıçlar deriz. Kırlangıçlar, daha kestaneler o güzelim yapraklarını dökmeden Şehzadebaşı'na veya Aksaray'a göç ederler. Bu hazin bir şey olur, fakat üzerinde durmağa değmez: Kalsalar ne olacak sanki; ne onlar Küllük'ün hurda bir vagona benzeyen salaşına hakkını verebilirler, ne de Küllük onları mide fesadına uğramadan benimsiyebilir, kısacası kırlangıçlar sonbaharla birlikte gittiklerine bal gibi iyi ederler. Sonbahar geçer kış gelir; yollar kapanır kardan.. veya yağmurdan, çamurdan, soğuktan, can sıkıntısından, hayatın boşluğundan veya asıl doğrusu hepsiyle birden yollar kapanır.. ve biz, kırk kişi, üç dört aylık hayatımızı kurmağa başlarız: Bu kırk kişinin içinde bütün dünya insanları toplanır, bu kırk kişinin arasında dünyanın bütün bağları kurulur: Birbirimizle kavga ederiz, dost oluruz, gruplara ayrılır, borç alır, öder veya ödemeyiz, borç verir, alır veya alamayız. Sırası gelir küskünlüklere son verir, sırası gelir dostlarımızla bozuşur ve
Sayfa 140·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam