Bu bir kahvedir; Bayezid'de meydanın sağ tarafında, içerlek bir şey. Oraya "Küllük" derler. Küllük'ün bir bahçesi, bahçesinde yaşlı ıhlamur ağaçları, dalyan boylu akasya ve kestane ağaçları vardır. Küllük baharı ve yazı bütün zerreleriyle bu ağaçlar sayesinde duyar. Gerçekten de Küllük'ün mevsimleri tam bir duyuşu vardır. Mevsimleri ve hele sonbaharı, sonbaharın başlangıcını, başlayışını. Sonbaharda mor bulutların, mor ve alçak bulutların hani bir baskın edişi vardır; her yer birdenbire kararıverir, yaprakların yeşili esmerleşir, esmerleşen yeşil yapraklarda bir ürperme, bir titremedir başlar, pır pır titrerler, titrer dururlar. Hava artık o hava, rüzgâr o rüzgâr değildir. İnsanın etine ıslak, rahatsız edici, endişelendirici bir şeyler dokunur, evi düşündürür.
Küllük'ün yazlık müşterileri vardır: Biz bu vefasızlara kırlangıçlar deriz. Kırlangıçlar, daha kestaneler o güzelim yapraklarını dökmeden Şehzadebaşı'na veya Aksaray'a göç ederler. Bu hazin bir şey olur, fakat üzerinde durmağa değmez: Kalsalar ne olacak sanki; ne onlar Küllük'ün hurda bir vagona benzeyen salaşına hakkını verebilirler, ne de Küllük onları mide fesadına uğramadan benimsiyebilir, kısacası kırlangıçlar sonbaharla birlikte gittiklerine bal gibi iyi ederler.
Sonbahar geçer kış gelir; yollar kapanır kardan.. veya yağmurdan, çamurdan, soğuktan, can sıkıntısından, hayatın boşluğundan veya asıl doğrusu hepsiyle birden yollar kapanır.. ve biz, kırk kişi, üç dört aylık hayatımızı kurmağa başlarız:
Bu kırk kişinin içinde bütün dünya insanları toplanır, bu kırk kişinin arasında dünyanın bütün bağları kurulur:
Birbirimizle kavga ederiz, dost oluruz, gruplara ayrılır, borç alır, öder veya ödemeyiz, borç verir, alır veya alamayız. Sırası gelir küskünlüklere son verir, sırası gelir dostlarımızla bozuşur ve