"Peki, şimdi Kensington Bahçeleri'nde yaşamıyorsan... "
"Hala bazen gidiyorum oraya. "
"E o zaman genelde nerede yaşıyorsun?"
"Kayıp çocukların yanında."
"Kim onlar?"
"Dadıları başka tarafa bakarken pusetlerinden düşen çocuklar. Yedi gün içinde kimse onlara sahip çıkmazsa uzaklara, masraflarını üstlenen Hiçbiryer'e gönderilirler. Ben de onların kaptanıyım. "
"Ne kadar eğlencelidir kim bilir! "
"Evet," dedi kurnaz Peter," fakat oldukça yalnızız biz. Yani hiç kız arkadaşımız yok. "
"Öbür çouklar arasında kız yok mu?"
"Ah, hayır... Kızlar pusetlerinden düşmeyecek kadar akıllıdır. "
Nedir bu gurur ve nedir bu gaflet?
Nedir bu haşmet, nedir bu istiğna, nedir bu azamet?
Elindeki ihtiyar bir kıl kadardır ve iktidarın bir zerre kadardır.
Ve hayatın söndü, ancak bir şu'le kaldı. Ömrün geçti, şuurun söndü, bir lem'a kaldı.
Şöhretin gitti, ancak bir an kaldı...
Zamanın geçti, kabirden başka mekânın var mı?
Bîçare! Aczine ve fakrına bir had var mı? Emellerin nihayetsizdir, ecelin yakındır. Evet böyle acz ve fakrınla iktidar ve ihtiyardan hâlî bir insanın ne olacak hali? Hazain-i rahmet sahibi Hâlık-ı Rahman-ür Rahîm'e, böyle bir acz ile itimad etmek lâzımdır. Odur herkese nokta-i istinad. Odur her zaîfe cihet-i istimdad...
"On yılımı bunu telafi etmeye, verdiğim zararı geri almaya çalışarak geçirdim. Evet, çok sayıda DÜ öldürdüm ama sebebi zulüm, şiddet ya da kin değildi. Bunu, insanları -yaşayan, masum insanları- karanlıkta bulduğum canavarlardan korumak için yaptım."
Sorumluluğa ve hayata evet demek, hiç de kolay değildir. Ama işte bütün zorluklara rağmen sorumluluğa "evet" diyen insanlar vardır. Ve Buchwald kampının tutukluları şarkılarında " Hayata gene de evet demek istiyoruz" derken sadece şarkı söylemekle kalmayıp yaptılar da bunu.
...Dolayısıyla bugün, nispeten karşılaştırılamayacak kadar rahat şartlarda bizler yapamayacak mıyız aynı şeyi?