Stres hastalığa nasıl dönüşebiliyor? Stres; güçlü duygusal uyarıcılara verilen karmaşık bir dizi fiziksel ve biyokimyasal yanıttır. Fizyolojik açıdan; duygular, insanın sinir sistemindeki elektriksel, kimyasal ve hormonal yükleri boşaltır. Duygular; ana organlarımızın işlevini, bağışıklık savunmalarımızın bütünlüğünü ve vücudun fiziksel durumunun yönetimesine yardımcı olan dolaşımdaki birçok biyolojik maddenin çakışmasını etkiler ve aynı zamanda bunlardan etkilenir.
Anlaşılması çok zor olsa da, bazen aynı satırı defalarca okumak gerekse de anlaşılmaya başladıktan sonra okuyucunun elinden tutup, iç dünyasında muhteşem bir seyahate çıkarıyor ve en sonunda karanlık tünelin sonundaki aydınlığa getirip bırakıyor. Bu açıdan bakıldığında aslında Kierlegaard , umutsuzluğun değil umudun kitabını yazmıştır.
Dünyanın kum saati boşaldı ve yüzyılın tüm gürültüleri sustu, çılgın ve kısır çabamız bitti. Her şey sessizlik içindedir artık. Başın ister tacın pırıltısını taşısın, ister yalnızca basit insanların arasında kaybolsun, ister günlerin sıkıntılarına ve alın terlerine sahip ol, ister Dünya durduğu sürece ünün yücelsin eğer yaşamın umutsuzluğu taşıyorsa gerisinin hiçbir önemi yoktur. İster zaferler ister yenilgiler söz konusu olsun senin için her şey kaybedilmiştir. Sonsuzluk seni içine almaz, seni kendi ben'ine, kendi umutsuzluğuna çivilemiştir.
Yukarıdaki satırların sahibi Soren Kierkegard. Varoluşçuların babası sayılan Danimarkalı filozof. Anlık zevklerin peşinde koşmaktan dizlerinde fer, sahte ışıklara bakmaktan gözlerinde nur kalmamış olan ve modern hayatın kıskacında, aldatan sefalar, bitmeyen cefalar içinde, görünmeyen prangalarla bağlanmış halde, ben aslında özgürüm, ben aslında mutluyum naraları atan insanın gizli acısının farkına varan nadir insanlardan biri.
Sonsuzluk için yaratılmış olduğu halde ne bir Tanrının varlığını ne de kendi ben'inin bu Tanrı için var olduğu gerçeğini hissedemeden, kendisi için değerli ve sonsuz hayatını besleyecek olan şeyi bırakıp da fâni ve değersiz şeylerle oyalanmasını insanoğlunun en büyük sefaleti olarak görmüş ve "Tüm bu sefalet karşısında sonsuza kadar ağlayabilirim" diyerek, insan nasıl kurtulur, mutluluğa nasıl ulaşır sorusunun peşine düşmüştür.
Kierkegard 'a göre insanın
"hayata sığmak kolay değil, elin kolun sığsa tuttukların sığmıyor, ayakların girse hayallerin girmiyor, belin dönse gözün arkada bıraktıklarında kalıyor, hep bir darlık, darlık, sıkışma, sonra da bakılıyor ki insan gire gire daha giriş kapısında durmuş, orayı da tıkamış, ötesi bomboş, yiğitsen ilerle."