Sartre, Orphee Noir başlıklı yazısına şöyle başlıyor: "Siyah ağızları susturan tıkacı çıkardığınız zaman, ne söylemelerini bekliyorsunuz onlardan? Size övgü okumalarını mı? Dedelerimizin, enselerine basarak önlerinde secdeye vardırdığı bu insanlar başlarını yerden kaldırdıkları zaman, onların gözlerinde ne bulacağınızı sanıyorsunuz? Hayranlık parıltısı mı?" Bunun cevabını ben de bilmiyorum, bildiğim şu: Benim, gözlerime ebedi bir sorudan, sükun bulmayan bir sorgulamadan başka bir şey bulmak için bakanlar düş kırıklığı içinde bakışlarını başka yere çevirmek zorunda kalacaklardır. Ne olumlama, ne de nefret. Eğer haykıracaksam, bu bir Siyahın haykırışı olmayacaktır. İşte buradan, tam bu noktadan dünyaya bir kere daha bakıyor ve görüyorum ki, renk problemi, Siyah adam problemi yoktur, hayır! Yahut, en azından, eğer böyle bir problem varsa, bu, Beyaz adamı ancak arızi olarak ilgilendirir. Bu, derinlerde, karanlıkta olup biten bir hikaye. Ve içimde bir güneş taşıyorsam eğer, bu güneş, içimde kıyı bucak gün görmemiş ne varsa, önce beni aydınlatmalıdır.