Yeşayahu (Yeşaya) 24:5-6
Dünyada yaşayanlar onu kirletti. Çünkü Tanrı'nın yasalarını çiğnediler, Kurallarını ayaklar altına aldılar, ebedi antlaşmayı bozdular. Bu yüzden lanet dünyayı yiyip bitirdi.
Din
Sis
"Sarmış yine âfâkını bir dûd-ı munannid, Bir zulmet-i beyzâ ki peyâpey mütezâyid. Tazyîkının altında silinmiş gibi eşbâh, Bir tozlu kesâfetten ibâret bütün elvâh; Bir tozlu ve heybetli kesâfet ki nazarlar Dikkatle nüfûz eyleyemez gavrine, korkar! Lâkin sana lâyık bu derin sürte-i muzlim, Lâyık bu tesettür sana, ey sahn-ı mezâlim! Ey sahn-ı mezâlim…Evet, ey sahne-i garrâ, Ey sahne-i zî-şâ'şaa-i hâile-pîrâ! Ey şa'şaanın, kevkebenin mehdi, mezârı Şarkın ezelî hâkime-i câzibedârı; Ey kanlı mahabbetleri bî-lerziş-i nefret Perverde eden sîne-i meshûf-ı sefâhet; Ey Marmara'nın mâi der-âguuşu içinde Ölmüş gibi dalgın uyuyan tûde-i zinde; Ey köhne Bizans, ey koca fertût-ı müsahhir, Ey bin kocadan arta kalan bîve-i bâkir; Hüsnünde henüz tâzeliğin sihri hüveydâ, Hâlâ titrer üstüne enzâr-ı temâşâ. Hâriçten, uzaktan açılan gözlere süzgün Çeşmân-ı kebûdunla ne mûnis görünürsün! Mûnis, fakat en kirli kadınlar gibi mûnis; Üstünde coşan giryelerin hepsine bî-his. Te'sîs olunurken daha, bir dest-i hıyânet Bünyânına katmış gibi zehr-âbe-i lânet! Hep levs-i riyâ, dalgalanır zerrelerinde, Bir zerre-i safvet bulamazsın içerinde. Hep levs-i riyâ, levs-i hased, levs-i teneffu'; Yalnız bu… ve yalnız bunun ümmîd-i tereffu'.
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
"İNCİ" Sen benim en büyük sürprizimsin
50. BÖLÜM DEVAMI... Yüzümü avuçlarının arasına aldığında, direnmedim. Hayatım boyunca ördüğüm devasa surların, onun dokunuşuyla kumdan kaleler gibi dağılmasına izin verdim. Beni göğsüne çektiğinde, kucağında parçalara ayrılmaktan korkmadım. Aksine, dağılmış tüm parçalarım onun kollarında doğru yerlerini buluyordu. Başımı kalbinin üzerine yasladım; o düzenli, güçlü atışların her biri bana "buradasın, güvendesin, benimlesin" diyordu. Dakikalar geçti... Belki de zaman, bizim bu sükûnetimize saygı duyup akmayı bıraktı. Gölün kıyısında, rüzgarın ve hatıraların ortasında, birbirimize sarılmış halde öylece kaldık. Hayatım boyunca kaçışım, meğer Serkan’ın kollarında son bulması içinmiş. Huzurun tam kalbindeydik cebimde unuttuğum metalik ses, evrenin bu eşsiz akordunu hoyratça bozuverdi. Telefonum, sihirli anın orta yerine hançer gibi saplanarak çalmaya başladı. Nasıl olur da bu anı, korumak için bu lanet cihazı susturmayı akıl edemezdim? Ekrandaki "Özlem" yazısını gördüğümde, içimdeki çocuksu neşenin mum alevi gibi titrediğini hissettim. Serkan’a mahcup bir bakış fırlattım; o ise centilmenlik abidesi gibi, anlayışla başını sallayıp bana o dar alanı açtı. Parmaklarım, istemeye istemeye yeşil tuşa dokundu. "Efendim, Özlem." Karşı taraftan gelen ses telaşlı ve nefes nefese kargaşanın habercisiydi: "İnci, umarım rahatsız etmiyorumdur, kusura bakma ama..." Sesi, özürden ziyade kaçınılmaz görev emrinin ayak sesleri gibi yankılanıyordu. İçimden bir ses "Çok önemli, her şeyi mahvediyorsun!" diye haykırırken, dışarıdan sadece nezaketle, "Yo, önemli değil. Seni dinliyorum," diyebildim. Oysa Serkan’la aramızdaki görünmez, elektrikli bağın saniye saniye sönmeye başladığını hissediyor, içim yanıyordu. "Nişan hazırlığı yaptığımız Sevcan Hanım aradı. Bazı sıkıntılar çıkmış, sana
1000Kitap
beynim alev aldı
Nietzsche’nin Ebedi Dönüş fikri şunu sorar: Hayatını, en küçük ayrıntısına kadar, sonsuza dek aynı şekilde yeniden yaşamayı kabul eder miydin? Bu düşünce, insanı kendi seçimleriyle yüzleştirir; bir lanet mi yoksa “evet” diyebileceğin bir yaşam mı yaşadın? Amor Fati ise bu soruya verilebilecek en radikal cevaptır: Kaderini sevmek. Bu, hayata pasif bir boyun eğiş değil; acıyı ve zorluğu da yaşamın içine dahil edip onlardan kaçmadan onları sahiplenme cesaretidir. Çünkü Nietzsche’ye göre insanı yalnızca mutluluk değil, çatışma ve acı da şekillendirir. Ama bu, her acının mutlaka insanı yücelttiği anlamına gelmez; bazıları sadece yıpratır. Yine de soru değişmez: Tüm bunlara rağmen, hayatına bütünüyle “evet” diyebilir misin?
Alıntı
Allah Teâlâ’nın Lanet Ettiği Bir Kavim; Yahudiler
İsrail, yine gerçek yüzünü gösterdi. Gazze’de çocuk, kadın, genç, yaşlı demeden her yeri bombaladı. Özellikle de hastane ve okul gibi sivil Müslüman halkın sığındığı yerleri hedef aldı. Öyle gözü dönmüş ki Dünya’nın gözü önünde uluslararası hukukta bile savaş suçu kabul edilen her türlü katliamı yapmaktan çekinmiyor. Buna rağmen Amerika başta olmak üzere, birçok Batı ülkesi kendilerine destek veren açıklamalarda bulunduğu gibi; bazıları da bizzat fiili olarak destekliyor. Biz de İsrail’in bu vahşi tutumuna karşı 3 gün yas ilan edip bayrakları yarıya indirmekle görevimizi ifa ediyoruz! İsrail’in yaptığı bu vahşet, Yahudilerin ne kadar nankör, insaniyetten yoksun, ne derece zalim, acımasız ve Müslümanlara karşı kin ve nefretle dolu olduklarını bir kere daha göstermiştir. Yahudiler, bugün Ortadoğu’nun işgalinde olduğu gibi tarih boyunca savaşlar, ihtilâller çıkarmış, entrikaları hiç bitmemiştir. Her çeşit fitne-fesat hareketinin altında mutlaka bir Yahudi parmağının çıkması mümkündür. Kendilerini seçilmiş üstün ırk görerek geçmişte diğer halklara zulmetmekten hiç çekinmemiş bugün de aynı zalimliklerini sürdürmektedirler. Kur’ân-ı Kerim’de zikredilen Allah (Celle Celâluhû)’nün ve peygamberlerinin lânetini hak eden Yahudilerin tabiatı olan bir takım çirkin özellikleri şunlardır: Yahudiler, Müslümanlara karşı son derece düşmandırlar: Yahudiler İslâm’ın ilk yıllarından itibaren Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) ve Müslümanları en büyük düşman olarak görmüş ve bu düşmanlıklarını nesilden nesile devam ettirmişlerdir. Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: لَتَجِدَنَّ اَشَدَّ النَّاسِ عَدَاوَةً لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا الْيَهُودَ وَالَّذ۪ينَ اَشْرَكُوا “İnsanlar içerisinde Müslümanlara düşmanlıkta en şiddetli olanların, (öncelikle) Yahudiler ve (onlardan
Hayat ve İnsan
Ömer Nasuhi Bilmen İsmet İstanbulî İsmet İstanbulî Yemeklerin evvelinde “Besmele-i şerife”yi okumalı, sonunda da “Elhamdülillah” demelidir. Büyük İslam İlmihali Ömer Nasuhi Bilmen İsmet İstanbulî İsmet İstanbulî Hadîs-i şerif: “ALLAH Teâlâ rüşvet alana da, rüşvet verene de, bunların arasında rüşvete vasıta olana da lanet buyursun.” Büyük İslam İlmihali Ömer Nasuhi Bilmen İsmet İstanbulî İsmet İstanbulî eğer fakir bir kimse, bir zaruret dolayısıyla bir malını böyle noksanına satıyorsa, onun zararına meydan vermemeli, o malı mümkün olduğu kadar değeriyle satın almalıdır. Bu, bir yardımlaşma, bir sadaka mahiyetinde olmuş olur. Büyük İslam İlmihali Ömer Nasuhi Bilmen İsmet İstanbulî İsmet İstanbulî
Din