10/10
·517 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2026 09:25
Kitap mı beni okudu yoksa ben mi kitabı okudum bilemedim dostlar... İlk kez kendinin farkında olan Martin'in okudukları onu ayıltmış olsa da ruhunu hiçbir şekilde doyurmuyor... Huzur içinde uykuya dalmayı dahi unutuyor... Martin ilkin aşkın yolunu ve dilini bulamıyor ve sevdiceği Ruth'un masumiyetinden korkuyor. Sevdasına leke getirecek sadakatsiz bir âşık değil Martin... "Aşka" kibirli bakmayan Martin, aşkı aklın ötesinde ve üstünde görüyor... Fakat farklı sınıftan olması onun aşkını büyük imtihana tâbi tutuyor... Sevdiceğinin onu kendi sınıfından biri yapmaya çalışmasını fark eden Martin, aydınlandığı süreçte daha önceden saygı duyduğu burjuva sınıfı ve sözde eğitimli insanların çirkin yüzüyle tanışıyor...Lanet ediyor sonra ruhu çırılçıplak kalmış sisteme... Güçlünün hayatta kalması ve kuvvetinin egemen olmasına inananlara isyan ediyor... Ama bu başkaldırı onu başarıya taşıyor aynı zamanda... İçtiği sigarayı, ettiği küfürü bile sevdiğini söyleyen sevdiceğinden de soğuyor Martin... Ve artık yaşamaya bile arzu duymayan Martin ebedi uykuya dalarak yaşam ve ölüm arasındaki hazzı da yaşıyor... İnsanın bildiği ama deneyimlemek istemekten korktuğu tek şey de ölüm değil miydi zaten...Yaşamak yine de güzeldi Martin dedim ve kitabı öyle kapattım... #martineden #okudumbitti #bookstagram #okurbaz #tavsiyekitap
1000Kitap
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025134,9bin okunma
Puan vermedi·208 syf.··
Beğendi
·
2022 11. kitabı
Ebu Cehil öldü ama,zihniyeti hâlâ yaşıyor... Bir kere,ahlaksız insan olmaz.Ya güzel ahlak sahibidir ya da kötü ahlak.! ​"-Arkadaşların, biliyorsunuz bütün bunlar emperyalist güçlerin oyunu. İslâm’a karşı duramayacaklarını anlayınca, işe, kadını sokağa çekmekle başladı. Onlar çok iyi biliyorlardı ki, kadını İslâmi hassasiyetinden kopardılar mı işleri kolay olacaktı. Ve onlar biliyorlardı ki, kadını bozdular mı, toplumu bozmuş olacaklardı. İnşaallah, sizler ümit veriyorsunuz, bu oyunu bozacak olanlar sizsiniz. Bilinçlenen asrın Zeynepleridir. İslâm'a sarılan, zamanın Sümeyyeleridir. Kısacası ümit sizde, siz, asrımızın genç kadınında." İnsanlar hata yapabilirler, bizler insana bakıp İslâm’ı tarif etmiyoruz. İslâm’a bakıp, insan tarifi ediyoruz. İmanın hakikatini bilememek. İman hangi durumda kabul görür? Hangi durumda kabul görmez? Allah'ın bizden istediği imanın gerekleri nelerdir? Hangi fiiller imanı zedeler? Her şeyden öte, Allah vardır diyen herkes müslüman olur mu? Görüldüğü gibi, Allah’a ait olan bir çok şeyi kabul ettikleri halde, bu onların imanlı sayılmalarına yetmiyor. ​Zülal araya girdi: ​— Yani, kafana göre takılmayacaksın. Senden, nasıl inanman isteniyorsa öyle inanacaksın. Öyle mi? ​— Evet. Ve bir de inanman gerekenlerin hepsine inanacaksın. Birine, tamam inandım. Ama, şu kural işime gelmedi demek yok. Çünkü, birini inkar, hepsini inkar gibidir. ​"– Sonuçta, bir insandan çıkmamış mıdır? Her bir izm, bir insan uyduruğu değil midir? ​– Evet. Elbette ki, her birinin bir sahibi var. ​– Sonuçta, bunlar birer insandır. Ve insanları yönetmek, idare etmek için kurallar belirliyorlar. Allah’ta, insanları idare etmek için, kurallar belirlemiş. Allah, herkesten, herşeyi daha iyi bildiğine göre, hangi kuralları benimsememiz lazım. Kaldı ki, bir insanın adı,
Zamanın ZeynebiSabiha Ateş Alpat · Beka Yayınları · 20001,126 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
5/10
·112 syf.··
Beğendi
·
2025 85. kitabı
Konstantiniyye Oteli’ndeki “edebi ve ebedi gölgeler” bölümünün genişletilmesiyle ortaya çıkan Gölgeler, romanın arka planda bıraktığı edebi yüzleri ön plana çıkarıyor. İstanbul’un belleğinde yer etmiş yazarlar, şairler ve düşünürler birer “gölge” olarak sayfalarda dolaşıyor. Bu isimlerden bazıları Fatih Sultan Mehmed, Mustafa Kemal Atatürk, Halide Edip Adıvar, Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali, Yaşar Kemal…Ancak bu büyük isimler, eserlerinde kullandıkları mahlaslarıyla — yani takma adlarla — anlatılıyor. Bu lakaplardan bazıları ise şöyle; “Avni”, “Asım Us”, “Halide Salih”, “Kemal Sadık”, “Saksağan”… Evet, kitabı okudum bitirdim ve dürüst olacağım “ne anladın?” derseniz… açıkçası hiçbir şey. Zülfü Livaneli’nin kalemini çok severim, hatta 10’dan fazla kitabını okumuşumdur. Bu yüzden beklentim yüksekti ama bu kitap beni maalesef hayal kırıklığına uğrattı. Yazılma amacı elbette değerli, büyük isimleri unutmamak, edebi bir saygı duruşu oluşturmak güzel bir fikir. Fakat hikâye anlamında olay örgüsü yok denecek kadar zayıftı. Bu nedenle kitaba bir türlü konsantre olamadım ve gerçekten içine giremedim. Sonuç olarak beni pek tatmin etmedi. Kendi adıma tavsiye edebileceğim bir kitap değil.
GölgelerZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 20185,2bin okunma
Bu Ülke kitap tahlili
10/10
·339 syf.··
Beğendi
·
2025 35. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 30 Kasım 2025 08:13
Kitap beş bölümden oluşur. İlk bölümün başlığı “Sihâm-ı Kazâ (Kaza Okları)”dır. Tevrat’ta Babil’in anlatıldığı kısımdan alıntıyla başlayan bu bölümde ve “Biz ve Onlar” başlıklı ikinci bölümdeki yazılar ağırlıklı olarak Batı’ya ve Batılılaşmaya ilişkin eleştirilerden oluşur. Söz gelimi siyasetteki “sağ” ve “sol” eğilimlerin Batı’daki çıkış noktası anlatılarak Türkiye’deki yansımalarına değinilir. Sağ, Avrupa’da kötülenirken ve yakın tarihin “günah tekesi” haline getirilirken, Türkiye’de ise mukaddesatçılığın bayrağı haline getirilir. Türkiye’den başka da elinden tutanı kalmamıştır. Hâlbuki Hristiyan Avrupa’nın bu habis kelimelerinden kurtulmak gerekir. Kendi gerçeği kendi kelimeleriyle anlayıp anlatmak, her namuslu yazarın vicdan borcudur. Cemil Meriç ilk bölümdeki yazılarında dil meselesini öne çıkarır. Çünkü kelâm bütünüyle haysiyettir. Kamûs (sözlük), bir milletin hafızasıdır. Türk yazarı dil sürekli değiştiği için talihsizdir. Bu dile eklenen “izm”ler de Türk milletinin idrakine giydirilen Avrupalı deli gömlekleridir. İdeolojiler siyaset dünyasının haritalardır. Ancak tehlikeli bir yolculukta pusulaya da ihtiyaç vardır ve bu pusula da şuurdur. Tarih, millet, kişilik şuuru. İdeolojinin peşine takılanlar ise pusulasızdır. Türkiye’nin kaderini aydınlığa taşımak için tüm ideolojilere kapıyı açmak hepsini tanımak ve tartışmak gerekiyor. Bu sebeple de düşünceye sonsuz bir hürriyet verilmelidir. Bugün Türk aydınının sıkça tekrarladığı şikâyet; bu ülkede yaşanmayacağıdır. Çünkü Türkiye’nin insanından şikâyetçiler, yani kendilerinden. Türk aydını Kitâb-ı Mukaddes’in Serseri Yahudisi. Kaçanlar ne Türk ne de aydındır. Çünkü mazisindeki ihtişamdan utanmaya başlamış, utandıkça da unutur olmuştur. Bu sebeple “Ben Avrupalı’yım”, “Asya bir cüzamlılar diyarıdır.” demeye
Edebiyat
Bu ÜlkeCemil Meriç · İletişim Yayınları · 202425,3bin okunma
İyi hayat mümkün değil
Puan vermedi·496 syf.··
2025 7. kitabı
“iyi hayat” mümkün değil; sadece “daha az kötü” var. hayat dediğimiz şey, aslında istikrarsız bir tesadüf zinciri… işte bu cümlelerle kitabı tanımlamak ve böyle başlamak istedim incelemeye. `kate atkinson` dışarıdan bakınca sil baştan temasını oyunlaştıran bir roman yazmış gibi duruyor ama aslında sadede spirial zaman üzerine acı çekmeyi anlatıyor. atkinson, döngüselliği adeta bir laboratuvar gibi kullanıyor. kader, tesadüf, bellek, travma ve “yaşamın tekrarlanabilirliği” üzerine karanlık bir deney yürütüyor. `nietzsche`'nin ebedi dönüş (bengi dönüş) fikrini andıran, ama ondan çok daha kirli ve insani bir düzlemde. ursula'nın yeniden doğuşları bir lütuf değil, çoğu zaman lanet. roman, “mükemmel hayat” fantazisini değil, hayatta kalmanın ne kadar rastlantısal olduğunu gösteriyor. her döngü, önceki hayatın bulanık tortusunu taşıyor: `déjà vu`'lar, sezgiler, bir türlü adını koyamadığı bir iç sıkıntısı. hafızanın bedensel ve hatta ruhsal bir seviyede sürdüğüne dair ciddi bir tartışma açıyor atkinson psikanalitik okura da, varoluşçu okura da kapı aralayan bir yerden. öncelikle ursula'nın amacı hiçbir zaman en iyi hayatı bulmakdeğil. çoğu döngüde tek hedefi bir sonraki ölümden kaçmak. yani döngüler özgürlük değil, sisifos işi bir sürünme hâli. bence en önemli detaylardan biri, bir şekilde ailenin hep varlığını koruması. yani todd ailesi her döngüde aynı: sylvie, hugh, maurice, pamela, teddy… bu da aslında kara ve atalar üzerine yoğunlaşan insanlar için yine ıldukça tanıdık bir tema. ursula'nın “aynı” insanlarla yaşadığı hayatlar tamamen başka yerlere savruluyor. atkinson burada insan karakterinin sabit olmadığını, bağlamın kişiliği baştan yazdığını gösteriyor. aynı insan, başka bir dünyada bambaşka biri. spiritüel açıdan da, klasik reenkarnasyondan çok ruhun çözülmeyen
Alıntı
Hayat, Sil BaştanKate Atkinson · Yapı Kredi Yayınları · 2015159 okunma
Für Das Deutsche Reich
10/10
·928 syf.··
2022 22. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 20 Şubat 2022 00:00
HEIL HİTLER Nasıl başlanır bilmiyorum; ama bir yerden başlamak lazım anlatmaya . İnceleme yazısı mı olacak emin değilim; fakat belli bir kitlenin hoşuna gitmeyeceği kesin. Günümüzde 10 insandan 9' u Hitler'i sevmiyor. Sebebi ise yahudilere (insanlara değil) yaptığı zulm. Sanki bir tek yahudiler öldürüldü. Ya da yakılan kitaplar. Belki saldırganlık politikası hatta dünyayı süreklediği kaos(!) gibi sebepler. Neyseki Hitler bu kitabında kimseye bir gül bahçesi vaadetmiyor. O zamanın Alman halkı da bir gül bahçesi istemiyor olacak ki milyonlar, tereddütsüz bir şekilde Hitlerin izinden gidiyor ve zamanında Alman halkı Hitler'i, kendi duygularının tercümanı olarak gördüğüde aşikardır. Söylenilecek en güzel şeyde aslında Hitler'i yaratan yine bu milyonlar oldu. "Ben bugün yalnız şu anlayışa göre hareket ediyorum: Kaybedilen topraklar yaygaracı parlamenterlerin keskin dilleri ile geri alınmaz, bu topraklar ancak keskin kılıçlarla, kanlı kavgalarla geri alınabilir." İnsanların yaptığı duygu politikası, büyük bir hızla kitleleri ele geçirmiş bulunmakta. Günümüzde Hitler hakkında hiçbir bilgisi olmayan bir insan bile, bugün Schindler'in Listesi filmini izlediğinde "Katil Hitler", diye bağırabilir. Hepimiz biliriz o vurucu sahneyi. "Bu saat iki yahudi eder. Bununla iki yahudi daha kurtarabilirdim." ya da Hayat Güzeldir filminde Roberto Benigni'nin canlandırdığı Yahudi baba rolü ve çocuğuna gösterdiği ilgi, hepimizin ciğeri parçalanmıştır eminim; ama mesele bu mu değil! Bugün Hitlerin katil(!) olması ya da Yahudilerin sabun yapılması değil mesele. Yerlerini, bulundukları mevki ve topraklarda ki kendi konumlarını ebedi kılmak. Sadece yahudiler mi öldürüldü? İnsanlardan bahsetmemin sebebi bu işte. Önemli olan insan diyebilmemiz. Kimse Hitlerin katlettiği zencilerden bahsetmiyor ya
Siyaset
KavgamAdolf Hitler · Bilge Karınca Yayınları · 200212,8bin okunma