Küçük çocukların olduğu her yerde; çocuk parkında, Starbucks'da ya da anaokulunda arka planda övgü korosunu duyabilirsiniz: "Aferin oğlum," 'aferin kızım," "Harikasın canım." Çocuklarımızı takdir etmekle, harika çocuklara sahip olan harika bir ebeveyn olduğumuzu çevremize sergileyip bir süreliğine kendi özgüvenimizi yükseltebiliriz - fakat aslında çocuklarımızın benlik duygusu için faydalı bir şey yapmıyoruz.
Anne babamızdan farklı olmak için bunca çabalarken aslında hemen hemen aynı şeyi yapıyoruz çünkü tıpkı düşüncesizce eleştiren önceki kuşak gibi, düşüncesizce boş övgüler dağıtıyoruz, hepsi bu.
Şayet çocuğumuzu, onun dünyasını, neler hissettiğini düşünmekten kaçınmak için övgüleri peş peşe sıralıyorsak, tıpkı tenkit yağdırırken olduğu gibi aslında kayıtsızlığımızı ifade ediyoruzdur. Bu noktada baştaki soruya dönüyorum - çocuğun özgüvenini güçlendiren övgü değilse nedir? Psikanaliz eğitimimi tamamladıktan bir süre sonra, bu konuyu seksen yaşındaki Charlotte Stiglitz adlı bir kadınla konuşmuştum. Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz'in an nesi olan Charlotte, uzun yıllardır kuzeybatı Indiana'da okuma dersi veriyordu. "Küçük bir çocuğu zaten yapıyor olması gereken şeyler için takdir etmem," dedi bana. "Gerçekten zor bir şey yaptığı zaman överim - oyuncağını paylaşmak veya sabır göstermek gibi. 'Teşekkür ederim' demenin de önemli olduğunu düşünüyorum." Acıkan bir çocuğa atıştırmalık bir şeyler vermekte geciktiğimde, yardım etmem gerektiği zaman sabırlı davrandıklarında teşekkür ederim. Ama oyun oynayan veya kitap okuyan bir çocuğa övgüler yağdırmam." Ne büyük ödüller, ne korkunç cezalar - Charlotte bunların yerine bir çocuğun ne yaptığına ve nasıl yaptığına odaklanıyordu.
Ya tembellikten ya gayret eksikliğinden ya da
muhtaçlıktan birbirlerini asla bırakamazlar. Muhtemelen her iki taraftaki ebeveyn de uygun eşleşmeyi görür ve bir düşüncesizlik anında başlayan alışkanlıkla devam eden ilişki
pasif bir şekilde oldubittiyle kabul edilir. Burada hiçbir fayda olmadan zarar birikir.
Dostluk asla tek taraflı olmaz. Gönülden gönüle pencere vardır, derler. Ben kendi gönlümün yandığını biliyorum. Beni niçin böyle perde arkasında bırakıyorsun? Hiç demiyorsun ki , bu nasıldır? Evet dedim. Benim bir adetim vardır, her kimi seversem önce ona karşı sert davranırım; ta ki her şeyimle onun olayım. Etimle, derimle, iyi ve kötü her şeyimle ona bağlanayım. Çünkü iyilik öyle bir şeydir ki, beş yaşında bir çocuğa karşı bile yapsan o senin çocuğun olur.
Sayfa 344 - Şimdi birine böyle kötü davransak kaç tanesi dostumuz olurdu.