“ Görünen o ki namazın güzelliğinin bir üst sınırı yok ve kişi beş vakit namazından ayrılmadığın sürece bu güzellik zamanla artıyor. O arttıkça mümin hayatta ne kadar çok şeyin tehlikede olduğunu, kazanılacak mükafatın, kaybedilecek potansiyelin ne kadar büyük olduğunu daha iyi fark ediyor. Böylelikle dinine bağlı bir Müslüman ebeveyn, kuşkusuz İbrahim peygamberin duasının önemini de kavrıyor: ‘Rabbim beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle. Ey Rabbimiz, duamızı kabul eyle…’(Amin)…”
..kavgaları yaşlıların gözünde doğaldı. Çünkü zamanında onlarda kavga etmişlerdi, ana babaları da onları dövmüştü. Burada yaşam her zaman böyleydi, yıllar bulanık bir sel gibi ağır ağır bir yerlere doğru akıp gidiyordu, geçmişin aynı düşünce, davranış alışkanlıklarının bütünüyle, sımsıkı bağlıydı. Kimse de bu yaşam biçimini değiştirmeyi denemek istemiyordu.
Ainswort ve meslektaşları da anneler ve çocuklarıyla ilgili benzer araştırmalar yapmış ve üç tür ebeveyn- çocuk ilişkisi belirlemiştir ( Ainswort ve diğerleri, 1978). Birinci tür, güvenli çocuk- anne ilişkisidir. Bu ilişkide anneler çocuklarına karşı ilgili ve duyarlıdır. Bu tür bağlılık geliştiren çocuklar, anneleri yanlarında olmasa bile ona ulaşabileceklerini bilirler. Güvenli çocuklar mutlu ve öz güven sahibi olmaya eğilimlidir. Bunun tersi türde ise kaygılı-kararsız bir ilişki vardır. Bu ikilide anne, çocuğun gereksinimlerine karşı ilgili ve duyarlı değildir. Anne ayrıldığında çocuk kaygılanır, çoğu zaman gözyaşlarına boğulur. Bu çocuklar, diğer yetişkinler tarafından sakinleştirilemez ve alışık olmadıkları durumlarda genelde korku duyarlar. Üçüncü olarak kaçınmalı ilişkiler vardır. Bu ilişkideki anneler de, çocuklarına karşı çok duyarlı değildir. Ancak çocuk bu tavra anneye karşı uzaklık ya da duygusal kopukluk geliştirerek tepki gösterir. Bu çocuklar, anne ayrıldığında çok kaygılanmaz, anne döndüğünde de ona çok ilgi göstermez.