YouTube kitap kanalımda Kötü Çocuk kitabını yorumladım! : ytbe.one/q-_bzyWLIGI
Işıltılı hayatlar, bol bol ergenlik hormonu, mutasyonla üretilmiş domatesler ve en çok da kendisini dünyanın en bad boy’u zanneden ERRRKEKKKKler… İşte bunların hepsi Kötü Çocuk kitabı arkadaşlar.
İncelemeye başlamadan önce yine şunu söylemem gerek. Bu incelemenin altına yazılan her yoruma karşılık olarak bu tür kitaplarla vakit kaybetmemeniz açısından daha nitelikli kitaplar önerdim, yorumlar kısmına bakarak efsane kitap önerileriyle karşılaşabilirsiniz!
Kitabın başrolü Kayla’nın bir gün canı sıkılır ve tabii ki de bir bad boy arayışına sürüklenir, sonra da kolejde tanıştığı Meriç ile birlikte olaylar gelişir. Atahan Koleji’ne gidecek olan Kayla, kendisini birden ergenlik hormonlarından dolayı alınlarındaki sivilceleri Etna Yanardağı kadar büyümüş çocuklar arasında bulur. Acaba hayatının en zor kararını nasıl verecek ve hangi bad boy’u seçecektir Kayla, hangi bad boy’un bad girl’ü olacaktır?
Kitabın kapağından başlamak gerekirse kapaktaki ismi biraz araştırmam neticesinde isminin Vini Uehara olduğunu öğrendim. Hatta bu çocuk sırf bu kitabın tanıtımları için Türkiye’ye getirilmiş ve hatta onun geleceği yere gelebilecek 1500 insan da sosyal medyada çekiliş yoluyla belirlenmiş. Arkadaşlar biz Dune evreni gibi başka bir paralel evrende mi yaşıyoruz bilmiyorum ama ülkemizde gerçekten çok garip kafada işler dönüyor, buna kesin olarak eminim.
Pis Yedili’deki Orço’nun serüvenlerini izlesem zamanımı bunu okumaktan daha verimli geçirebileceğim bu kitabın, televizyonda Arka Sıradakiler dizisi açıkken yazıldığını düşünmekteyim. Hatta Arka Sıradakiler dizisindeki Oktay ile Gamze’nin boyutlarını yarı yarıya küçültüp bir de onları o ergen halleriyle Miniatürk’e falan koysaydık bence Kötü Çocuk
“Çivisi çıkmış bir dünyada yaşıyoruz.” demiş Gündüz Vassaf.
Ne kadar doğru demiş.
Kitabı okumadan önce yazarın dünya görüşünü, düşünce yapısını anlamak için bu müthiş röportajının yararlı olabileceğini düşünüyorum.
youtu.be/ujfgSmFYuWM
Kitap ilk olarak “Geceye Övgü” ile başlıyor. Gece ve gündüze bakış açımızı sorgulatıp, en temel günlük alışkanlıklarımızın bizi nasıl hapsettiğini ve farkında olmadan nasıl bir totaliter düzen içinde olduğumuzu görüyoruz.
Bir başka bölümde ise kelimelere dikkat çekiyor yazar.
Demokrasi ve sevgi kelimelerini nasıl kolay kullandığımıza, içindeki anlamı boşalttığımıza ve tanımlamaya gittikçe bu kelimelerden iyice uzaklaştığımıza dikkat çekiyor.
En basit olarak yaşadığımız evlerimizde bile farkında olmadan bir düzenin kurbanı olduğumuzu görüyoruz.
Yazar kitabın bitimine kadar seçme-özgürlük, kahramanlar, hainlik, aşk, çocuk gibi bir çok kavrama değiniyor.
Kitabın bitiminde düşündüğüm tek şey hiçbirimizin yaşamımızın hakimi olmadığı ve totaliter bir düzenin farkında olmadan kurbanı olduğumuzdu.
Franz Kafka’nın bir sözü var. Eğer okuduğumuz bir kitap bizi kafamıza vurulan bir darbe gibi sarsmıyorsa, niye okumaya zahmet edelim ki? Böyle hissettiren nadir kitaplardan oldu bu kitap.
Keyifle okumanızı dilerim.