Kendi kendime şunu soruyorum: Ona iyice bağlandığım zaman, yanımda olması benim için zevk değil bir zorunluluk olduğu zaman, aşk yüreğime iyice yerleştiği zaman ne olacak? O zaman kendimi nasıl ondan ayırabileceğim? Bu acıya dayanabilecek miyim? İşin sonu kötüye varacak. Daha şimdiden bunu düşünmek beni ürpertiyor. Peki ama bu mektubu size niçin yazıyorum? Niçin doğrudan yanınıza gelip sizi her gün daha fazla görmek istediğimi, halbuki sizi görmemem gerektiğini söylemedim? Fakat kendiniz düşünün; bunu yüzünüze söyleme cesaretini nasıl bulabilirdim? Bazen buna benzer şeyler söylemek üzereyken birdenbire başka şeyler söylüyordum. Belki söylesem üzülürdünüz ya da benim iyi niyetimi anlamayarak bunu bir hakaret sayardınız. Bense buna dayanamazdım, sözlerimi geri alırdım, iyi niyetlerim toza toprağa karışır ve sonunda ertesi gün buluşmak için sözleşirdik. Şimdi sizden uzakken durum çok farklı! Tatlı gözleriniz, sevimli, güzel yüzünüz karşımda değil; önümdeki kağıt sessiz ve sabırlı. Size şu cümleyi rahat rahat yazıyorum (yalan; hiç de rahat değilim): Artık birbirimizi görmeyeceğiz (bu doğru).