Kitabın fotoğrafını sokakta, sokak lambasına doğru çektim. Çünkü Mevlut gibi, gece dışarı çıktım, bir bozacı edasıyla gezdim sokakları. Onun gibi yürüdüm, onun gibi düşündüm, onun gibi baktım etrafa. Hatta yakın zamanda köpek ısırdığı için, köpeklerden de korkum Mevlut gibi.
1969'dan 2012'ye kadar geçen bu hikayede eğer ki doğumunuz 1995 öncesi ise bol bol küçüklük, gençlik hatıralarınız canlanacak gözünüzün önünde.
90 kuşağı çocuğu olarak bol bol "bozacı" abileri hatırlıyorum. Kaç sefer almışlığımız vardır. Pekte sevmezdik aslında, koştur koştur peşinden gitmezdik ama bir gece o sesi duyduğumuzda alırdık.
Babam 66 doğumlu, güvenlik görevlisiydi. Annemde çalışmadığı için tek bir maaş yetmezdi. İyi hatırlıyorum, helva satardık, kuruyemiş, karpuz, ekmek, kışın gelirdi dondurma satardı. Ara sıra yardıma giderdim. Fiat Bis marka arabayı bilirsiniz, o arabanın arkasında neler sattık neler. Küçükken giderdim babamla, neler yaptık neler. Şu an bal satıyoruz. Arıcılık yapıyoruz, hala bitmek bilmeyen bir mücadelenin içindeyiz.
Mevlut'u okurken tüm hayatım aklıma geldi. Daha doğrusu ben 90'lara kadar bir şey görmedim, anlatılanları biliyorum fakat 90'lar kısmını okudukça küçüklüğüm aklıma geldi. Seyyar satıcılık yaptığım tek kısım sanırım 90'lar çocukları gibi simit satmaktı. Her sabah 4'te kalkıp, fırına gidip simitleri alıp hemen başlardım simit satmaya; "simit yeeee, hayde yeee, simitlerim sıcak ablaaa!"
Çok severdim, sabah meyve suyu ile kesin iki tane yerdim.
Kitap, ülkenin geldiği durumu, insanların geldiği konumu tek tek bize gösteriyor. Adım adım nereden nereye gelmişiz, nasıl gelmişiz hepsini görebiliyor, görmekle kalmıyor yaşıyoruz.
İstanbul'un geldiği duruma Mevlut içten içe ağlarken, bizde İstanbul'un eski fotoğraflarına baktıkça, İstanbul'u izledikçe hem