Tek cümleyle; Fyodor'un "pek yakın bir zamanın sıradan bir tipi" olarak nitelendirdiği 40 yaşında bir adamın kendisi ve hayata dair fikirleri ile derinden etkilendiği arkadaşlarıyla beraber bulunduğu bir akşam yemeği ve sonrasında tanıştığı bir kadınla arasında geçen olayları anlatır.
Fakat bu başyapıt aslında tek seferliğine okunup rafa kaldırılacak bir kitap değildir. Yalnızca "insan" olmaktan ötürü dönem dönem okunması gereken bir başucu kitabı, layık olduğu yerdir de orası; çünkü her okunduğunda bambaşka cümlelerin altının çizildiği farkedilir ya da önceki çizilenler üzerinde daha derin düşünülür. 26 yılın derinliği, yeraltına dışardan baktığımı sandığım yerden bana ne gösterdi? Ben insanın kötü olmayı nimetten sayan ama aslında hiçbir şey olmayı beceremeyen aciz bir varlık olduğunu ve kendisi de başta olmak üzere kimseye bunu söyleyemediğini gördüm ve bizzat kendimin de yeraltında olduğunu farkettim, ne yazık! Çünkü benim türüm sayılamayacak kadar çok -kıskanma, hor görme, küçümseyebilme gibi- tüm rezil meziyetleri taşıması ve malesef ilk çıkmazda bunları kullanmasına karşılık, bir çeşit iflah olmaz kendini beğenme lüksüne de sahipti. Demek oluyor ki; hep birlikte yeraltındayız. Nasıl oraya düştük? Bunun da yolları izah edilmiş kitapta, dikkatli okuyunca farkedeceksiniz. Doğru ve yanlış olan birbirinden net iki yol var iken, doğruyu düşünerek yanlışa gitmedik mi; İçimizde deli dev öfkeler biriktirirken, gösterişten bir güçle ayakta durmaya çalışmadık mı ama işte en sonunda tökezleyip yeraltına çakıldık. Yeraltından yollar yani... Bu arada kitaptaki anlatım şaşırtacak biraz sizi, vurdumduymaz bir tavırla sözcüklerden bozma bir azar yiyebilirsiniz, şuan benim yaptığımı düşündüğünüz gibi. Ama mazur görün onu da; zamanında her şeyi fazlasıyla anlayan bir adamın