ece

ece
Ankara
185 okur puanı
Aralık 2017 tarihinde katıldı
Puan vermedi·216 syf.··
2023 11. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 02 Nisan 2023 22:17
Süreyya Ağaoğlu Bir Ömür Böyle Geçti - Sessiz Gemiyi Beklerken Fikir insanlarını kendi kalemlerinden tanımak gerekir. Bu nedenle Türkiye'nin ilk kadın avukatı, kadın hakları savunucusu Süreyya Ağaoğlu kalemiyle şöyle demiştir: ''Ben de, bu sene artık yaşımın çok ilerlediğini, hadiseleri unutma ihtimali belirdiğini görüp, benden sonra gelenlere faydalı olur düşüncesi ile hatırlayabildiklerimi yazmaya başladım.'' O aslında yaşadığı dönem itibariyle Osmanlı İmparatorluğu'nun son zamanlarını, Kuva-yı Milliye'yi, Cumhuriyet'i anlatmayı hedeflemiştir fakat bir avukat olarak ben bu sayfalardan, kendisinin faydalı olmasını istediğinden daha fazla istifade ettim. 1903'te Azerbaycan'da dünyaya gelmiş, 5 kardeşin en büyüğü, çocukluğundan beri avukat olmak ister. Babası ünlü bir anayasa hukuku profesörü, aynı zamanda gazeteci ve siyasetçi. Yedi yaşında Türkiye'ye -İstanbul'a- gelir ve tahsil hayatı burada başlar. Son derece zeki, sosyal hatta biraz yaramaz bir öğrencidir. Kendi deyimiyle öğrencilik yıllarındaki yaramazlığını ruhunu kaplayan isyan hislerinin bir tezahürü olarak ifade etmektedir. Çünkü o yıllarda vatanın işgal altında olması ve siyasi meseleler yüzünden bir süre babasından uzakta kalması sebebiyle üzgündür. Buna rağmen kardeşi Tezer ile birlikte öyle bir ortamda dahi eğitim hayatlarına başarıyla devam etmişlerdir. (Kız kardeşi Tezer Taşkıran; ünlü felsefeci, eğitimci ve siyasetçidir. Mantık ile ilgili, Atatürk'ün de sonradan okuyup katkıda bulunduğu- bir kitabı bulunmaktadır. Bununla birlikte diğer kardeşleri Abdurrahman, Samet ve Gültekin Ağaoğlu: yine ülkenin önemli hukukçu, siyaset ve bilim insanlarıdır.) Liseyi bitirdiğinde ise, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine öğrenci olarak kayıt olabilmek için üç kız arkadaşını ikna etmeye çalışıp başarmış ve Türkiye'nin ilk kadın hukukçuları olarak onlar
Hukuk
Bir Ömür Böyle Geçti - Sessiz Gemiyi BeklerkenSüreyya Ağaoğlu · Yapı Kredi Yayınları · 202342 okunma
Reklam
Puan vermedi·128 syf.··
2021 10. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 03 Mart 2021 15:34
·
Edebiyatta bağımsız kadınlar…Şehir şehir gezen, her gittiği şehirde etkisinden bir türlü kurtulamadığı yazarların yaşantılarından izler bulan, geçmişe ve yaşamadığı zamanları aklında canlandıran ve bunları tasvir ettiği bir anı eseri Yaşamın Ucuna Yolculuk. Biraz bıkmışlık ve hayattan vazgeçmişlik barındırıyor içinde ama öyle ki her seferinde hayatı seçtiğini söylüyor. Yaşlandıkça yalnızlaştiğini söylüyor, bazen bundan şikayetçi değil kendi odasında içtiği sabah çayının beklentisi içinde. Bazen de insanın yalnız kalamayacağını ve gittiği şehirlerde gördüğü yalnız yaşlı kadınlar gibi olmak istemediğini dile getiriyor. Konuşacak birileri arıyor. Başlangıçtan beri içinde taşıdığı kendiyle hesaplaşmaları anlatıyor; tüm kızgınlıklar, pişmanlıklar vs. ‘’Böyle olmasına gerek var mıydı?’’ ile biten cümleler… Daima daha fazlasını algılamak zorunda olduğunu hissediyor. Yolculuk onun kaderi, giderken kendinden uzaklaştığını uzaklaştıkça kendini bulduğunu ancak sürekli gitmek istemenin de hiçbir yerde olmamak anlamına geldiğinin bilincinde. Toplumdan yabancılaşmasının sebebi takdir edilen ve başarı olarak görülen şeylerin onun için çocuk oyuncağı olması ancak Tezer’in başarı anlayışı oldukça farklı: insanın iç dünyası. Toplumdaki bu algının değişmesi gerektiğini düşünüyor. Devamlı bir huzursuzluk hali var zar zor uykuya dalabildiği ve çok az uyuyabildiği geceler ama tüm yaşadıklarını bu huzursuzluk vesilesiyle kelimelere döküp hayata katlanabiliyor; sevgiye inanmadığı ve sevgisizlikten kaçınmanın mümkün olmadığını hissettiği zamanlarda… Hiç geçmeyen diş ve baş ağrıları… Tezer’e sormak isterdim; Torino’da gece bir otel odasında yalnız değilken şimşek ve gök gürültüsü ne denli korkunç olabilir ki? Belki bunun cevabı onu anlamaya yeterdi. Keşke yaşasaydı ve en sevdiği yaz
Edebiyat
Yaşamın Ucuna YolculukTezer Özlü · Yapı Kredi Yayınları · 202114,7bin okunma
Puan vermedi·500 syf.··
2021 1. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 02 Ocak 2021 18:39
1700 sonları İngiltere... Bütün hayatı kalabalık şehirlerde geçmiş ve şehir yaşantısına alışkın olan bir adamın birkaç haftalığına gittiği bir köyde kiraladığı bir çiftlik sahiplerinin dramatik hayat hikayelerini merak etmesiyle başlıyor kitap. Olaylar çoğunlukla iki aile- iki soyisim etrafında döndüğü için okurken kafanız biraz karışabilir. Fakat Bronté olay dizgisini geçmişten geleceğe resmen kronolojik bir şekilde anlattığı için bu karışıklık kolaylıkla bertaraf edilebilir. Basit, sade ve anlaşılır bir dili var. Bir diğer Bronté olan ablası Charlotte'nin anlatımında çoğu kez denk geldiğim "tevekkeli değil" deyimini görmek bir Jane Eyre hayranı olarak beni pek duygulandırdı... Sevgisi zamanla intikam alma hırsına dönüşen oldukça kötü bir adam olarak Bay Heathcliff'i okuyacaksınız. Aslında her bir karakter birbirinden son derece farklı ve yabancı duyguların bir kesişimini barındıracak kendi iç dünyasında. Mantık ve kalp ikilemi içinde devamlı kaybolan bir kadının yaptığı bir seçimin sonuçlarına şahit olacaksınız. Ölüm, bir ruhu sevmeye engel olmayacak. Bir kadın öldükten sonra onu farklı şekillerde seven birbirine düşman iki adam anlatılacak. Biri huzur ve sessizlik içinde son nefesini verecek ama bizim Heathcliff'imiz büyük bir vazgeçiş, bir pişmanlıkla... Bronté'un başkarakterimizdeki bu vicdan sorgulamasını 4-5 sayfada değil, daha uzun tasvir etmesini beklerdim. Herkesin değiştiğini sandığı ve anlamsız çabalayışlarının boşa olduğunu farkındalığından oluşan bir dönem vardır. Sayfaları çevirirken kendi kendinize hayatın bir öfkeyi canlı tutmaya değmeyecek kadar kısa olduğunu düşüneceksiniz. Sonra bir ışık yanacak; Her öfke, söner.
Uğultulu TepelerEmily Brontë · Martı Yayınları · 201257,8bin okunma
Puan vermedi·127 syf.··
2020 3. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 19 Mart 2020 21:21
*** Virginia Woolf’un 1928 yılında ilk defa kadın öğrenci kabul etmeye başlayan Cambridge Üniversitesinde kadın ve kurmaca hakkındaki fikirlerini açıklamak üzere kadın öğrencilere hitaben yaptığı bir konuşmaya dayanır.Okuyan okumayan herkesin bildiği feminizm ideolojisinin başyapıtlarından biridir. Yaşadığı dönemde ve daha öncesinde başta edebiyat olmak üzere birçok alanda katı bir şekilde etkisini gösteren erkek egemenliği ve kadının yaratıcı gücünün çeşitli baskı ve engellemeler sonucu köreltilmesi karşısında; kendi deyimiyle kadının içindeki dilsizliğinin ve kaydedilmemiş yaşamının birikimini hissederek günlerce kütüphanelerde yaptığı araştırmalar sonucu yazdığı bir denemedir.Adıyla neredeyse özdeşleştiği bilinçakışı tekniğiyle Woolf; teyzesinden 500 sterlin miras kalan kurmaca karakteri Mary Seton üzerinden bir kadının yaratıcı gücünü şu üç şeye bağlı olduğunu iddia etmiştir: Para kazanmak, bir odaya sahip olmak ve kendisine boş zaman yaratmak. Aslında vurgulamak istediği entelektüel özgürlük ve yaratıcılığın büyük ölçüde maddi güç ile imkanlara dayandığı; hatta çoğu zaman yeteneği bile geride bırakabildiği fikridir. Bir kadının neden Shakespeare olamadığını trajedik bir şekilde Judith örneğiyle açıklar; Judith, Shakespeare’in kız kardeşidir, abisiyle aynı ölçüde yaratıcılık yeteneğine sahip olmasına rağmen kadın olması nedeniyle ailesi tarafından abisine sunulan maddi imkanlar kendisine sunulmamış ve zorla evlendirilmek istendiği için evden kaçmış fakat dışarıda da toplum baskısı sevdiği işi yapmasına mani olmuştur. Şans eseri bu imkanlara sahip olan bir kadın yeteneğinin yapıtları ise; erkek egemen toplumun yarattığı kadın düşmanı olarak tabir edilen birden fazla erkek ve kadın yazarın görüşleri dikkate alınarak kağıda geçirilmemiştir. Kadınların tarihteki
Kendine Ait Bir OdaVirginia Woolf · İletişim Kitabevi · 202148,1bin okunma
Yeraltından yollar
Puan vermedi·158 syf.··
2020 2. kitabı
·
133 günde okudu
·
Okunma: 17 Şubat 2020 17:57
Tek cümleyle; Fyodor'un "pek yakın bir zamanın sıradan bir tipi" olarak nitelendirdiği 40 yaşında bir adamın kendisi ve hayata dair fikirleri ile derinden etkilendiği arkadaşlarıyla beraber bulunduğu bir akşam yemeği ve sonrasında tanıştığı bir kadınla arasında geçen olayları anlatır. Fakat bu başyapıt aslında tek seferliğine okunup rafa kaldırılacak bir kitap değildir. Yalnızca "insan" olmaktan ötürü dönem dönem okunması gereken bir başucu kitabı, layık olduğu yerdir de orası; çünkü her okunduğunda bambaşka cümlelerin altının çizildiği farkedilir ya da önceki çizilenler üzerinde daha derin düşünülür. 26 yılın derinliği, yeraltına dışardan baktığımı sandığım yerden bana ne gösterdi? Ben insanın kötü olmayı nimetten sayan ama aslında hiçbir şey olmayı beceremeyen aciz bir varlık olduğunu ve kendisi de başta olmak üzere kimseye bunu söyleyemediğini gördüm ve bizzat kendimin de yeraltında olduğunu farkettim, ne yazık! Çünkü benim türüm sayılamayacak kadar çok -kıskanma, hor görme, küçümseyebilme gibi- tüm rezil meziyetleri taşıması ve malesef ilk çıkmazda bunları kullanmasına karşılık, bir çeşit iflah olmaz kendini beğenme lüksüne de sahipti. Demek oluyor ki; hep birlikte yeraltındayız. Nasıl oraya düştük? Bunun da yolları izah edilmiş kitapta, dikkatli okuyunca farkedeceksiniz. Doğru ve yanlış olan birbirinden net iki yol var iken, doğruyu düşünerek yanlışa gitmedik mi; İçimizde deli dev öfkeler biriktirirken, gösterişten bir güçle ayakta durmaya çalışmadık mı ama işte en sonunda tökezleyip yeraltına çakıldık. Yeraltından yollar yani... Bu arada kitaptaki anlatım şaşırtacak biraz sizi, vurdumduymaz bir tavırla sözcüklerden bozma bir azar yiyebilirsiniz, şuan benim yaptığımı düşündüğünüz gibi. Ama mazur görün onu da; zamanında her şeyi fazlasıyla anlayan bir adamın
Yeraltından NotlarFyodor Dostoyevski · Can Yayınları · 2025159,3bin okunma