Edanur Kaçar

Edanur Kaçar
@edakacaar
Güzelden korkan ham ruhları pişirme laboratuvarı
Öğretmen
Lisans mezunu
21 Ekim 1999
37 okur puanı
Nisan 2022 tarihinde katıldı
Martın Eden Romanının Karakterlerine Psikolojik Bir Bakış
Puan vermedi
"Martin Eden" Kitabın ana karakterleri; Martin, Ruth ve Brissenden. Bana göre kitabın en bencil karakteri Ruth 'dur. Okuyunca elbet sizde bana hak vereceksiniz. Bilgisi ve ait olduğu sınıfla Martin'den üstün olduğunu düşünsenizde aslında Martin'in o halde iken bile ondan üstün olduğunu fark edersiniz. Kitabın gizemli karakteri; Brissenden, Martin'in akıl hocası, sosyalist ve entelektüel bir şairdir. Olayların başlangıcına bir bakalım: İşçi sınıfına ait olan Martin, Arthur’un daveti üzerine evlerine misafir olması ve burjuva sınıfıyla ilk kez bu kadar yakından tanışmasıyla olaylar vuku bulur. Kendini ait olmadığı bir dünyada bulur. Martin bu yemekte gerek sofra düzeni gerek giyim gerekse bilgi kültür konusunda kendisini onlara kıyasla yetersiz ve aciz hissetmiştir. Martin için iç savaş tam olarak buradan sonra başlar. Okumak ve yazmak azmiyle yanıp tutuşan Martin, yepyeni bir dünya keşfetmiştir ve öğrendiği her yeni bilgi ona yaşadığı hayatı, toplumu ,siyaseti aydınlatmada bir ışık olmuştur. Martin'in inkisara uğradığı en büyük konu Ruth 'dur. Önceden de pek iyi olmayan Martın, ehven bir durumda hayatını sürdürmeye çalışmaktadır. Karşımıza bazen aşık, bazen kendine özgü bir felsefeci, bazen bir kardeş, komşu ,arkadaş ve şair olarak çıkar.. Martin, arkadaşlarının kendisini anlamadığını, onlardan farklı şeyler düşündüğünü, ancak hiçbir zaman düşüncelerini onlarla paylaşmadığını fark eder. Martin’in kendi hayatına ilişkin bu şekilde çıkarımda bulunması “dünyada var olma” kavramı ile açılanabilir. Kitabın sonlarına baktığımızda artık ne kendi sınıfına ne de burjuva, üst sınıfa ait bir Martın görürüz. Martin...En son çareyi geldiği yerde denizde bulur...
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,4bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Nazım Hikmet
Akın var güneşe akın! Güneşi zaaptedeceğiz güneşin zaptı yakın!
"Denize Çağırılış"
Puan vermedi·140 syf.··
Beğendi
·
2024 76. kitabı
"Denizin Çağırışı" Olay, bir öğretmenin beş yıldır kendini küçük bir kasabaya kapatmış olması ve onca zamandan sonra belki de ilk defa gerçekten insan içine ve duygularına karışacağı İzmir’e rötarlı bir iniş yapmasıyla başlar. Daha ilk sayfadan korkularından söz ederek başlaması aslında bizi neyin beklediğine dair bir ipucu olur. Yer yer geri dönüşlerle kahramanın çocukluğuna götürülürüz. Ona etki eden kuvvetli duygularla, şüpheleriyle, mücadele ve verdiği savaşlarla olaylar içerisinde sürükleniriz. Palas'a yerleşmesiyle aslında kendinden bize düşünceler sunmuştur. Orada başına gelen talihsizlikler, vesvese halleri ve gurur kırılmışlığıyla devam eder. Pansiyona yerleştiğinde ise aile özlemi ve sevgi ihtiyaçları bir nebze giderilir. Roman psikolojik bir romandır ve sıklıkla kahramanın içsel duygularına yer verilir. Fakat psikolojik bir roman olmasına rağmen iç monolog, bilinç akışı gibi tekniklere yer verilmemiştir. Kitapta bazı bölümlerde montaj tekniği vardır. Yani bazı sanatçıların sözlerinden alıntılar eklemiştir. Mesela Yahya Kemal’in “Deniz Türküsü” şiirinden alınan bölümle romanı başlatır. Yine bir yerde Goethe’ye ait bir mısra bizimle paylaşır. Bu romanda, geri dönüş ve günlük yardımıyla da bayağılık durağanlık kırılmaya çalışılmıştır. Roman karakterimiz ,romanın neredeyse her yerinde ikinci benliğiyle savaşır. Ondan kurtulmak ister. Eski benliğine kavuşmak ve insan olmak ister. Bunun için çok küçük olaylardan bile pay çıkarmıştır. Marul tarlasında Zehra’ya çiçek toplarken ya da toprağın üzerine bastığında düşündükleri ve hamalın sırtındaki aynayı kırdığı o an gibi. “Bu bahçeye ayak bastığım andan beri toprağın iyiliğini kendimde hissediyordum…Ah bu dut ağaçlarının gölgesinde, bozulmuş ‘ben’den kurtularak, toprağın tadını, hazlarını bana geri verecek
Denizin ÇağırışıKemal Bilbaşar · Can Yayınları · 2003542 okunma
Puan vermedi·280 syf.··
2024 114. kitabı
Cahit Sıtkı Tarancı Şairlerin ölüm duygusu kendi hayal güçleriyle oluşmaktadır. Cahit Sıtkı da ölümü ve yalnızlığı hayaliyle birleştirerek konu eder. Aklına sürekli ölümünü getirir ve ondan kurtulmanın yolunu arar. Ne doğan güne hükmüm geçer, Ne halden anlayan bulunur; Ah aklımdan ölümüm geçer; Sonra bu kuş, bu bahçe, bu nur. Cahit Sıtkı, şiirinde “ölüm” temalarına 1935 yıllarından sonra yer verir. Bu korku ona yaşamanın kıymetini gösterir ve hayatın güzelliğini yaşamak ister. Cahit Sıtkı da var olan bu yalnızlık ve ölüm teması şiirlerine bazen korku bazen de kabulleniş olarak yansır. Ölüm düşüncesi onu ne kadar rahatsız ederse etsin onu aklından çıkartmayı arzular. Otuz Beş Yaş Şiiri ve Ölüm Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder. Dante gibi ortasındayız ömrün. Delikanlı çağımızdaki cevher, Yalvarmak, yakarmak nafile bugün, Gözünün yaşına bakmadan gider. Bu birinci bentte bize Dante'yi hatırlatan şair delikanlılık zamanının o ışığının dinçliğinin kaybolduğunu Ağlasak da yakarsak da gözümüzün yaşına bakmadan gideceğini vurgular. Artık değişim başlamıştır bu yaştan sonra insanoğlu çaresizdir bunun karşısında. Yükselmekte olan insan artık gerilemeye başlamıştır. ... Neylersin ölüm herkesin başında. Uyudun uyanmadın olacak. Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında? Bir namazlık saltanatın olacak, Taht misali o musalla taşında. Bu dizenin ilk mısralarında artık bir kabulleniş söz konusudur. Cahit Sıtkı teslim olmuştur. Ölüm uyku gibidir uyursun uyanırsın, uyursun uyanamaz olursun. Nerde, ne zaman gelir bilinmez ölümün işine kanaat getirilmez. Herkes bir salayla bu dünyadan yolcu edilecek, Kendini avuttuğu o taht misali musalla taşına her insan yatacak.
Otuz Beş YaşCahit Sıtkı Tarancı · Can Yayınları · 202014,1bin okunma
“Kien masanın üstündeki kitabı kapıp, kardeşini tehdit etti. Kitaplarını çalmak istiyordu kardeşi, hepsi vasiyetname peşindeydiler; herkes en yakınının ölmesini bekliyordu. Bir kardeşin ölmesi yararlıydı; bir haydur ininden farksızdı dünya, insanlar kitapları yiyor, kitapları çalıyorlardı. Herkes bir şeyler istiyor, her şeyi tüketiyor…”