İstanbul’da bir takım olaylar olmuştu. Bu olaylar sonucu tahtan indirilen bir hükümdar, payitahtın yakınlarında bir yerde ikamet memuru idilmiş ve olaylara katlanamayıp intihar etmesi, kızı iffetin babasının acısına dayanamayıp aklını yitirmesi, onu iyileştirmek için gelen Hekim Kitablar İffeti alıp Adana’ya götürmesi orda İffete aşık olup onunla evlenmesi…
Asıl hikaye İffet ve Hekim Kitabdar’ın oğulları Nubar’ın Adana’da ahalinin Ermenileri takan etmesi sonucu ayaklanmadan kaçabilen Nubar ve çocuklarının Lübnan’a yerleşmesiyle başlıyor. Irkçılıktan kaymaklı siyasi olaylardan ve kardeşler arası miras olayları yüzünden eşi Clara’dan ve kızı Nadya’dan ayrı yaşamak zorunda kalan İsyan Kitandar derken kitap bir çırpıda bitip gidiyor.
”Tünelin ucunda bir ışık göremesek de ışığın var olduğuna, er ya da geç görüleceğini inatla inanmamız gerekir.”
”Sana en değerli kitabımı verebilirdim, dünyanın malına sahip birine bile eski bir kitap armağan edilebilir.”
”Bir isim bembeyaz bir sayfa olmalıdır ki, kişi ömrü yazabileceği ne varsa yazsın.”
”Kaderin hikmetinden sual olmaz.”
”Sevdiğimiz biri öldükten sonra bir an gelir, görüp duyduğumuz her şeyin sadece bir kâbus olmasını hayal etmez miyiz?”
”Aşk ilk günkü gibi kalabilir, heyecan da öyle. Aylar da geçse, yıllar da geçse. Hayat, insana bıkkınlık verecek kadar uzun değildir.”
”Anılar mı? Mezarcı küreği gibi, güneşe toprak atmak benimkisi.”
”Yarınlar ne kadar karanlıksa, yarından ötesi o kadar aydınlıktır.”
”Gelmemenin bir vakti yoktur. İnsan coşkuyla beklerken ne kadar zaman geçerse, o büyük günün yaklaştığına o kadar inanır.”
Gelecek günler korkunç vaatlerle yüklüdür.”