Seni kafamdan koparıp atamadım. Kafamdan ve gönlümden. Bazan bir utanç gibi içimdesin. Bazan bir zafer gibi. Ama hatıran hep buruk, hep yaralayıcı. Ağrı desem değil, sızı desem değil. Daha köklü, daha köksüz...
"Nedir ağır olan, ey kahramanlar? diye sorar dayanıklı tin, alayım sırtıma da kıvanayım gücümle.
Kibrini kırmak için alçalmak değil midir? Kendi bilgeliğiyle alay etmek için kendi budalalığını açığa vurmak değil midir?
Yoksa zaferini kutladığı sırada davamızdan ayrılmak mıdır? Ya da sınayanı sınamak için yüksek dağlara tırmanmak mı? Yoksa: bilginin meyveleri ve otlarıyla beslenmek ve hakikat uğruna gönlünü aç bırakmak mı?
Yoksa: hasta olmak ve teselliye gelenleri evlerine gönderip, ne istediğini asla duymayan sağırları dost edinmek midir?
Yoksa: hakikat sudur diye kirli sulara girmek ve soğuk su kurbağalarını ve sıcak kara kurbağalarını hakir görmemek mi?
Yoksa: bizi aşağılayanları sevmek hortlağa tam da bizi korkutacağı sırada elini uzatmak mı?"
İşte dünya süslü bir menzildir.Her birimizin hayatı, bir endam âyinesidir.Şu dünyadan her birimize birer dünya var, birer âlemimiz var.Fakat direği, merkezi, kapısı, hayatımızdır.Belki o hususi dünyamız ve âlemimiz,bir sahifedir.Hayatımız bir kalem,onunla sahife-i a'malimize geçecek çok şeyler yazılıyor.