8/10
·328 syf.··
2026 26. kitabı
Savaş her yerde savaş değildir. Savaş adı altında milyonlarca insana soykırım yapıldı .Bosna'da yaşananlar günümüz Filistini gibi bir savaş değil soykırımdı. Savaş iki tarafın da ordusu, silahı ve savunma gücü olup karşılıklı savaşmasıdır .Ancak Bosna'da yaşananlar bir savaştan çok yaşanmış bir etnik temizlikti Lakin bunu onlara yapan Sırplar. Aynı ırktan geliyorlardı ,aynı dili konuşuyorlardı sadece dinleri farklıydı sırf bu yüzden binlerce insanı müslüman oldukları için vahşice katledildi. Bugün Filistin'de olduğu gibi sivillerin ağır bedeller ödediği, masumların öldürüldüğü dünyanın ise uzun süre sessiz kaldığı trajedilerden biride Bosna soykırımıdır... İncir Kuşları, Bosna'da yaşanan acıları anlamak için okunması gereken bir roman. Her ne kadar kurgu bir eser olsa da, anlatılan olayların büyük bölümü gerçek tarihi olaylardan esinleniyor. Kitap sayesinde Bosnalı Müslümanların maruz kaldığı zulmü, ailelerin parçalanışını, kadınların uğradığı korkunç saldırıları ve uluslararası toplumun yetersiz kalan müdahalesini daha yakından görebiliyor bu kitapta. Bosna Soykırımın karanlık tarihlerinden biri olan ve 1995 yılında gerçekleşen(çokta uzak bir tarih değil), Avrupa'da İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra yaşanan en büyük toplu katliam olarak kabul ediliyor .Birleşmiş Milletler tarafından güvenli bölge ilan edilen Srebrenitsa'da bile binlerce Boşnak erkek ve çocuk öldürüldü,kadınlara ve kız çocuklarına tecavüz edildi. Ve unutmamak gerekir ki sadece Sırplar değil ,Hırvatların da bu soykırımın da payı var. Kitapta hoşuma gitmeyen nokta ise yazarın zaman zaman kendini tekrar etmesi oldu. Daha önce okuduğum "Meyra" kitabında karakterler ve olay örgüsü arasında belirgin benzerlikler gördüm. Özellikle kadın karakterlerin bazı yönlerden birbirine fazla benzediğini
İncir KuşlarıSinan Akyüz · Alfa Yayınları · 202433,4bin okunma
BİR ERKEĞİ ÖLDÜRECEK KADAR SEVMİŞ OLMALARI.
Puan vermedi
ROY : 24 Kasım 1961'de Hindistan'ın Kerela eyaletinden Hristiyan bir anne ile Hindu bir babanın kızı olarak dünyaya geldi. Aymanam Köyü'nde annesinin işlettiği okulda okudu. 16 yaşında evi terk etti. Delhi Mimarlık Okulu'nda okudu, ama mimarlığı hiçbir zaman sevmedi. Dört yıl süren ilk evliliğini bir okul arkadaşı ile yaptı ve bir süre eşiyle birlikte çiçek çocuk olarak(hippi-Savaşa hayır-doğayla uyumlu) yaşadı. Daha sonra bu hayatı bırakarak Ulusal Şehir İşleri Dairesi'nde çalışmaya başladı. Bir bursla İtalya'ya giderek anıt restorasyonu üzerinde çalışırken yazarlık yönünü keşfetti. İkinci eşi ile birlikte bir televizyon kanalı için dizi film, Hindistan'da üniversite öğrencilerinin yaşamına ilişkin bir film senaryosu, Hindistan'ın kırsal kesiminde eşleri tarafından istismar edilen kadınların kahramanı haline gelen Phoolan Devi hakkında tartışmalı bir film senaryosu yazdı. Son filmi mahkemelik olunca aerobik öğretmenliği yapmaya ve romanını yazmaya başladı. Kendi çocukluğundan esinlenerek beş yılda yazdığı romanını 1996'da tamamladı. 1997'de ilk ve tek romanı Küçük Şeylerin Tanrısı romanı ile İngiltere'nin en saygın edebiyat ödülü olan Booker ödülü'nü aldı. Bu ödülü alan ilk Hint kadın oldu. Kitap çeşitli dillere çevrilerek yaklaşık 8 milyon satış rakamına ulaştı. "Sokaktaki İnsanın İmparatorluk Rehberi", "Ya çek defteri ya Cruise Füzesi" adlı kitapların da yazarı olan Roy, yirmi yol boyunca siyasi konularda kitaplar yazmış ve küreselleşme karşıtı görüşleri ile tanınmıştır. 2002'de Lanan Kültürel Özgürlük Ödülü, 2004 yılında Sydney Barış Ödülü'nü kazanan Roy, 2005'te Irak Dünya Mahkemesi adlı küresel girişim nedeniyle İstanbul'da bulundu. 2002'de Narmada'daki baraj projesine karşı çıktığı için bir günlük hapis cezasına çarptırılmış olan Roy, 2014 yılında Mahatma
Küçük Şeylerin TanrısıArundhati Roy · Can Yayınları · 20191,752 okunma
Reklam
Çarkların dişleri arasında bir yaşamla nasıl mücadele edilir?
7/10
·328 syf.·
2026 13. kitabı
Rachel Kushner, 1968 doğumlu Amerikalı bir yazar. California Üniversitesi’nde Siyasal İktisat okuduktan sonra Columbia Üniversitesi’nde yaratıcı yazarlık eğitimi almış. Genellikle siyasi gelişmeleri, toplumsal sorunları ve farklı alt kültürleri eserlerinde ele almayı tercih ediyor. İlk romanı "Küba’dan Teleks (2008)" ile dikkat çeken yazar, 70'lerin sanat ve siyaset dünyasını işlediği "Alev Püskürtenler (2013)" ve ABD hapishane sistemini anlattığı "Salon Mars (2018)" kitaplarıyla tanınıyor. Son olarak "Creation Lake (2024)" adlı romanı yayımlanan yazar, kariyeri boyunca Booker, Ulusal Kitap Ödülü, Fransa'nın saygın Prix Médicis gibi prestijli edebiyat ödüllerinde finale kalmış. Gerçekçi gözlemleri ve toplumsal konulara yaklaşımıyla günümüz edebiyatının dikkat çeken isimleri arasında yerini bulmuş. Ayrıca, Kushner’ın yalnızca bir romancı değil, aynı zamanda çok güçlü bir deneme yazarı olduğunu da belirtmek isterim. Yazarın "The Hard Crowd: Essays 2000–2020 (2021)" adlı yirmi yıllık siyaset, sanat, müzik, adalet sistemi ve kişisel anılarını içeren ödüllü deneme derlemesi ve "The Strange Case of Rachel K (2015)" adında yayımlanmış bir kısa öykü derlemesi de bulunuyor. Kushner ile ilgili bir diğer önemli ve dikkatimi çeken detay ise kitap yazarken adeta bir gazeteci gibi derin araştırmalar yapması oldu. Çünkü "Salon Mars" romanını yazabilmek için yıllarca Kaliforniya'daki kadın hapishanelerini ziyaret etmiş, mahkumlarla ve gardiyanlarla görüşmeler yapmış. Yeni romanı "Creation Lake" için ise Fransa'nın kırsalındaki aktivist komünleri ve mağara tarihini yerinde incelemiş. Bu bakımdan araştırmacı yönünü takdir ettim. "Salon Mars", Amerika’daki kadın cezaevi sistemini, yoksulluğu ve hukuk sisteminin açıklarını birçok karakterin kesişen hayatları üzerinden anlatmaya çalışan bir
Edebiyat
Salon MarsRachel Kushner · Siren Yayınları · 2024193 okunma
10/10
·212 syf.··
Beğendi
·
2026 43. kitabı
·
27 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 16:31
Aydın'a gelen bir teklifle harekete geçer. Yeni bir Altair dönemi başlar ama bu sefer bambaşka... Amaç düşmanları yok etmek. Yani Sefiller'i... Aydın bu teklif ile birlikte Paşa ile görüşür ve verdiği vaatler ile Paşa Aydın'ı onaylar. Ve yeminler verilir... Zorlu görevde Aydın Furkan'ın ona yardımcı olacağını düşünür. Düşüncelerini paylaşır. Fakat Aydın'ın düşüncesi en başta tuhaf görünsede arka planda ona mantıklı gelen planlar vardır. Peki Aydın'ın Furkan için düşündüğü planlar nedir? Bu plan doğrultusunda Aydın'ın düşünceleri yavaş yavaş şekil alır. Fakat şekil alan planın arka kısmında onları takip eden biri var: Sefiller'in lideri ve Allah yolundan giden Hazretleri... Yapılan planlar ile birlikte harekete geçerler ve harekete geçme sonrası savaş başlar. Fakat bu savaş yalan bir savaştı. Düşmanlar birbirine bu savaşta tweetler atarak ortamı daha da ateşlendirmeye çalışıyordu. Bu ateşlenme ile sayfalar akıp gitti. Sefiller'in elinde devlete ait ve çözülmesi gereken bir mührün alınması için yapılan operasyonlarda Sefiller'in nasıl bir örgüt olduğunu öğrenirken, bir yandan harika bir kurgu bizleri bekliyor. Tam kitabın sonlarında umudun bittiği yerde gerçekleşen mucize ile aslında her şey yeni başlıyordu. Her zaferin bedeli vardı. Türkiye'nin şahit olduğu bu yalancı savaşla birlikte nasıl bir sonuç elde edildi? Aydın'ın planları, amacı ve isteği gerçek olacak mı? Sefiller'in başına neler gelecek? Sefiller aslında nasıl bir örgüt? Nefes kesen kurgusuyla Altair Pâyân tavsiyemdir. Akıcı, casusluk, politik, teknolojik gerilim tarzı eserler okumayı severlere kesinlikle tavsiyemdir.
Altair - PâyânHasan Balaban · Güneşyolu Yayınları · 20263 okunma
8/10
·144 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
Okuduğum ilk Ermeni yazar ve kitap .Ben ilk incelememi bu kitap üzerinde yapmak istedim. Çünkü kendi kökenimden birini tercih etmek benim için daha değerli olur... Kitabı elime alıp arka kapağını okurken bir cümlede "Bitlis" adını gördüm. İlk başta şaşırmıştım; yabancı bir yazar neden Türkiye'deki bir şehirden bahsediyordu? Sonra yazarın soyadına tekrar baktım: -Saroyan- O anda bunun bir Ermeni yazar olabileceğini düşündüm; çünkü Ermeni soyadlarında genellikle"-yan" eki bulunur. Kitap, yurtlarından koparılmak zorunda kalan insanların hikâyelerini anlatıyor. Doğdukları, büyüdükleri ve anılar biriktirdikleri topraklardan ayrılıp hiç bilmedikleri yerlere gitmek zorunda kalan mülteci ailelerin yaşadıkları acılar kısa öyküler aracılığıyla aktarıyor. -----spoiler içerir----- Beni en çok etkileyen öykülerden biri, çocukken ailesiyle birlikte Türkiye'den ayrılıp Amerika'ya yerleşen bir Ermeni profesörün hikâyesiydi. Yıllar sonra evlenip çocuk sahibi olan bu adam bir kaza geçiriyor ve hafızasını kaybediyor. Ancak hafızasından geriye kalan tek şey çocukluğunun dili olan Ermenice oluyor. Eşi ve çocukları onunla iletişim kuramaz hâle geliyor. Ve hayattının geri kalanında onlar ile hiç bir şekilde konuşamıyor... Kitapta aklımdan çıkmayan bir cümle vardı: "Geri dönmesinler diye mezarlar bile tahrip edildi." Yalnızca mezarları değil, evlerini ,kiliselerini yaktılar bir halkın geçmişini, hatıralarını ve izlerini yok ettiler . Yazar, geride bırakılan evlerin, kiliselerin ve anıların yok edilmesini büyük bir hüzünle belirtiyor...
İnsan ve Hayat
Ödlekler CesurdurWilliam Saroyan · Aras Yayıncılık · 2018329 okunma
Hannah Arend/ Kötülüğün sıradanlığı
Puan vermedi·320 syf.··
2026 29. kitabı
Hannah Arend/ Kötülüğün sıradanlığı Nazi Almanyasında Yahudilerin toplama kamplarına ve gettolara naklinden sorumlu Otto Adolf Eichmann 11 Mayıs 1960’ta Buenos Airesin kenarı mahallelerinden birinde yakalandı ve İsrail’e getirildi 11 Nisan 1961’de Kudüs bölge Mahkemesi’ne çıkarıldı ve 15 ayrı iddia ile suçlandı başkalarıyla birlikte nazi rejiminin başından sonuna kadar özellikle ikinci Dünya Savaşı sırasında Yahudi halkına karşı suçlar insanlar karşı suçlar işemişti Türkiye’de totalizm üzerine çalışmalar ile tanınan ünlü siyaset bilimci Hannah Arend bu kitabında nazi Almanyası döneminde milyonlarca Yahudilerin toplama kamplarında önüme gönderilmesinden sorumlu SS yetkilisi Otto Adolf Eichmann Kudüs’teki yargılama sürecini ele alıyor Yahudi soykırımının mimari olarak sunulan Adolf Eichmann sadist bir canavardan ziyade hatta korkutucu derecede normal bir insan olduğunu dikkat çeken Arend özellikle düşünme ve muhakeme iletişimin kaybolması ile birlikte kötülüğün nasıl sıradanlaştığını vurguluyor. Arend ,Adolf Eichmann'ın davasını The New Yorker dergisi için takip ederken geliştirdi ve daha sonra bunu Eichmann Kudüs'te adlı kitabında derinleştirdi. Arendt davanın başına gittiğinde, milyonlarca Yahudinin toplama kamplarına gönderilmesini (lojistiğini) organize eden Eichmann'ın "sadist bir canavar" ya da "psikopat bir nefret figürü" olmasını bekliyordu. Ancak mahkeme salonunda karşılaştığı figür tamamen farklıydı. Kitap , Soykırım sürecini de başlık başlık ele almış özellikler3-13 arasın bölümler Soykırım’ın nasıl planlandı nerede ne şekilde hayata geçirildiği konusunda net bilgiler sunmaktadır örneğin İlk çözüm olarak Yahudiler sürgün etmek düşünürken ikinci çözüm olarak Yahudiler bir merkezli toplamak ve nihai çözüm olarak da öldürmeyi planlıyorlar Soykırım sadece
Kötülüğün SıradanlığıHannah Arendt · Metis Yayınları · 2022990 okunma
Reklam
Reklam