eee süper
Hanımların kasd-ı evveli (ilk niyeti) saltanat-ı milliyede erkek hükümetini devirip yerine kadın hükümetini ikame etmek.
Sayfa 56·Kitabı okuyor
Sahile doğru yol aldık. Öğrencisi olduğum Kü­çükçekmece İlkokulu'nun bahçesinden atlayarak; mütemadiyen haftada bir kere anlatılan "Küçükçekmece Tufanı ve Kaybolan Şehir" efsanesine konu olan göle doğru yürüdük. Mete yine anlatmaya başlamıştı hurafeyi: "Yıllar yıllar önce yaşlıca bir dede gö­lün altındaki şehre gelmiş, kapı kapı gezip bir tas su istemiş, kimse de vermemiş. En son bir kadının kapısını çalmış, kadın suyu verince, "Çocuğunu al, şu tepenin üstüne çık, ama hiç arkana bakma kızım," demiş dede. Kadın çocuğunu almış çıkmış tepeye doğru, sonra bir dönmüş ki şehir yok. Olduğu gibi göl olmuş, her şey gölün altında kalmış. Dikkatli bakılınca günbatımlarında minaresi bile gözükürmüş gölün altındaki caminin." Bu ibretlik hikayeyi her dinlediğimde kadına çok kızarım. Ulan niye veriyorsun o bir tas suyu! Verme lan! Koy rahvan gitsin, tek Müslüman sen misin? Sen de vermesen suyu, "Ne pis mahalleymiş burası, Allah ıslah eylesin," diyecek dede ve çekip gidecek. Senin yüzünden dünya kadar insan öldü. Peki ya sen dede, peki ya sen? Aklın sıra büyük bir ders mi vermek istedin bize? Tüylerimiz diken diken mi olsun istedin? Her isteyene su verelim, vatana millete hayrımız olsun mu dedin? Her ne düşündüysen düşün, çok yaşlanmışsın dedecim. Sağlıklı düşünememişsin. Hiç empati kurdun mu onlarla? Yahu vermez vermez, suyu yoktur, tipini tıynetini sevmemiştir senin, dilenci sanmıştır, acil bir işi vardır, bölmek istememiştir. Ağzındaki diş sayısı bir elin parmağını geç­miyor, ne dediğini anlamamıştır insanlar belki ... Sen ne hemen gelip süper güçlerini kullanıyorsun? Memleketin hayrına dua etsene. Kuraklık, kıtlık son bulsun desene, dinlemeden etmeden milletin ocağını yıkıyorsun! Bak kadıncağız sabi sübyanla kalakaldı öyle. Senin kimseye hayrın yokmuş dedecim, kusura bakma. Hadi
Sayfa 20 - Küsurat Yayınları, Selçuk, Mete, Serkan·Kitabı okudu
Roman
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kırk sekiz saat sonra pat diye, "Geldi!" dedim. "Dün gece attırmışsındır, o gelmiştir," dedi Geezer. "Senin ergenlik sivilcelerin daha çıkmadı mı?" Tony ve Bill içlerinde yumurta ve cips olan tabaklarına eğilip kişnediler. Aston'daki ucuz bir lokantada oturuyorduk. Şimdilik herkes çok iyi anlaşıyordu. "Çok komik, Geezer," dedim yumurtalı çatalı ona doğru sallayarak. "Grubumuzun adından bahsediyorum." Gülüşmeler kesildi. "Eee, hadi söyle," dedi Tony. "Peki, dün gece tuvaletteydim ve..." "Senin özel yerin orası mıydı?" dedi Bill tükürükler saçarak, yumurta parçaları ve biftek sosu ağzından fışkırıyordu. "Ne cehennem olduğunu sandın, Bill?" dedim. "Babil'in gezinti bahçeleri mi? Kenefteydim, kolum kadar bir parçayı borulara yollamıştım..." Geezer inledi. "... Ve önümdeki rafa bakıyordum. Annem üzerine bir kutu talk pudrası koymuş, tamam mı? Öyle şeylere bayılır. Annem duş aldıktan sonra tuvalete gittiğinizde oranın Noel Baba'nın sikik mağarasına döndüğünü görürsünüz. Her neyse, kutusu siyah beyaz puantiyeli ucuz bir şey işte..." "Polka Tulk," dedi Tony. "Kesinlikle," dedim. "Polka Tulk!" Sırıtarak masadakilere baktım. "Süper fikir, ha?" "Anlamadım," dedi Bill; ağzı hâlâ doluydu. "Annenin kokmuş koltuk altının bizim grubumuzla ne ilgisi var?" "The Polka Tulk Blues Band," dedim. "İsmimiz bu!" Masa sessizleşti, önümüzdeki dört fincan çayın dumanının yükselişini duyabilirdiniz. "Daha iyi bir fikri olan var mı?" dedi Tony. Sessizlik. "O zaman anlaştık," dedi. "Ozzy'nin annesinin kokulu pörsümüş koltuk altlarının onuruna adımız The Polka Tulk Blues Band." "Hey," dedim. "Yeter artık! Annemin kokulu koltuk altı hakkında daha fazla bir şey duymak istemiyorum." Bill anıra anıra güldü ve daha çok yumurta soslu lokma ağzından fırladı. "Siz ikiniz hayvansınız," dedi Geezer.
Sayfa 87 - Pegasus Yayınları·Kitabı okudu
Bir yılda sadece ülkemizde ortalama 4 bin kişi trafik kazasında hayatını kaybediyor ama 4-5 kişi bir kazada aynı anda hayatını kaybetmezse bu bir haber değeri taşımıyor. Sigaradan ve sebep olduğu hastalıklardan sadece ülkemizde ortalama 120 bin kişi ölüyor ama soba dumanından zehirlenen 4 kişilik bir aile kadar haberi yapılmıyor. Kısacası "büyük felaketler" de zannedildiği gibi binlerce hatta on binlerce kişinin ölmesine gerek yok. Eee, arabaların yasaklanmasıyla tek bir trafik kazasının bile yaşanmadığı şehirde bisikletten düşüp kolunu kıran bir çocuğun büyük bir felaket olarak adlandırılması sizce de hâlâ bir abartı mı?
Sayfa 112·Kitabı okudu
İçki ve Algı
Yapılan bir araştırma, ABD üniversite öğrencilerinin kişi başına içki harcamasının yıllık 446 dolar olduğunu gösteriyor. Öğrencilerin % 4'ü her gün içiyorlar. Diğer bir araştırma sonucu ise üniversite öğrencilerinin % 40'ının ayda on veya daha fazla sarhoşluk düzeyinde içtiğini gösteriyor (5 ve daha fazla bardak). Bu içki firmaları için ulaşılmış çok iyi bir rakam. Türkiye'de de ne yapıp edip burakama ulaşacaklar. Burada en önemli yöntem içkinin zararlarını unutturmak ve çok kabul gören, hatta içmemenin ne kadar dışlanmış bir davranış olduğunu genç başlayıcılara hissettirmektir. Onun için içki reklamlanında hep çok sayıda genç, güzel insanın müthiş eğlenerek içtiklerini görürsünüz. Aralarında bir tane yaşlı ya da çirkin kimse yoktur. "İçince güzelleşiliyo" kavramının doğru olduğunu görüyoruz. İçmemek kabul görmeyen bir davranıştır. Geçenlerde büyük bir gazetede bir iç sayfa manşeti vardı: "Hâlâ Anadolu'da şarabın günah kabul edildiği yerler var!" Bu başlık üzerine Eşikaltı propaganda tekniği uygulaması hakkında kitap yazılabilir. Sadece bu başlık üzerine! Üç semavi dinde de alkol üzerine yasaklar vardır. Nüfusun % 90'ı Müslüman olan bir ülkede "hâlâ" kelimesi, "Bu çağda şu geri kalmışlığa bak!" anlamına geliyor. Eşikaltı mesajındaki ana gönderme, "Şarap içmemek gariptir. Siz de için" diyor. Geçenlerde cankuş bir arkadaşım geldi, tam bir "gusto"dur. Şarap üzerine konuşur, anlatır, takip eder. "Ağabey evde şarap yapıyorum" dedi. "Hayırlı olsun, senin evden çok hayırlı evlat çıkar oğlum" dedim. Gülüştük. Gittim, içeriden litresi 2 TL'ye satılan % 100 üzüm suyundan iki bardağa koydum. İçtik. "Nasıl?", "Harika", "Ağabey, bir şey soracağım" dedim. "Herhangi bir şarabın şu üzüm suyundan lezzetli olma ihtimali var mı?" Durdu. "Harbiden yok!" dedi. "Eee, niye şarap bu
Sayfa 67-68
1000Kitap
"Önümüzdeki pazartesi" dedi bir taraftan yazarken, "Mars ve Jüpiter'in şanssız kesişmesi nedeniyle büyük ihtimalle öksürüğe yakalanacağım." Başını kaldırıp Harry'ye baktı. "Bilirsin onu - sen tahminlerinin arasına bir sürü sefalet koy, havada kapar." "Doğru," dedi Harry, ilk denemesini buruşturup, sohbet eden bir grup birinci sınıf öğrencisinin başları üzerinden ateşe atarak. "Pekâlâ... Pazartesi günü beni bir tehlike bekliyor -eee- yanma tehlikesi." "Gerçekten de bekliyor," dedi Ron sıkıntıyla, "Pazartesi günü Kelekerler var yine. Peki, salı günü ben... eee..." "Kıymetli bir eşyanı kaybedeceksin," dedi Harry. Bir yandan da fikir bulmak için "Geleceğin Sis Perdesini Aralamak"ı karıştırıyordu. "İyi buldun," dedi Ron, aynen yazarak. "Şeyden... eee... Merkür'ün etkisinden dolayı. Sen niye dost sandığın biri tarafından arkandan bıçaklanmıyorsun ?" "Evet... süper..." dedi Harry, yazarak. "Çünkü... Venüs on ikinci burçta." "Çarşamba günü de bir kavgada yenileceğim." "Ah, tam da ben kavga edecektim. Neyse, ben de iddia kaybedeyim." "Evet, benim kavgayı kazanacağıma iddiaya girmiş ol..."
Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okudu