Efe Nuri Güverçin

Efe Nuri Güverçin
@efenuriguvercin
3 okur puanı
Şubat 2021 tarihinde katıldı
Başlangıçta belirtmeliyiz ki, bu sıkı Sünni yorum, İslamın birliği ve devamlılığı bakımından İslam tarihi boyunca çok önemli bir rol oynamıştir. İslam, zaman ve mekan içerisinde birlik ve bu tünlüğünü sadece, Şafi'i, Malik ve ibn Taymiyye gibi büyük fakih imamlar sayesinde korumuştur. Kaynaklara sadık şekilde gerçek Islamin tanımını yaparak onlar, İslamı, farklı tarihi süreçlerinde karşılaştığı yıkıcı saldınlardan korumuşlardır. Kuşku yok ki İslam benzersiz bir inanç sistemi olarak devamlılığını ve sağlamlığını, bu çizgiyi canla başla takip eden bu kişilere borçludur.
Sayfa 4
Reklam
Şeyhlerin azalan saygınlığı
Şeyhlerin topluca destekledikleri tek bir parti veya ortak bir politik görüşleri yoktu. Şeyhlerin politik tavırlarını belirleyen esas unsur, şu veya bu partinin onlara teklif ettiği kişisel kazanımdı. Şeyhlerin desteğini kazanmak için bir siyasal partinin toplumsal açıdan tutucu ve kültürel anlamda "güvenli" olması gerekirdi. Türkiye'deki başlıca siyasal partilerin hepi bu koşulları önemsiz farklıklarla yerine getiriyordu. Ancak şeyhlerin gücünü hızla zayıflatan birtakım etmenler vardı. Özellikle çok partili sisteme geçilmesiyle birlikte köylü dışarıdan gelen güçlü politik ve ekonomik etkilere maruz kalmaya başlamıştı. Bunun sonucunda köylü, daha iyi yaşamayı ve şeyhiyle daha bağımsız ve yeni türde bir ilişki kurmayı ister olmuştu. Yüzlerce saha araştırması raporu, Türkiye'nin doğu ve güneydoğusundaki çok sayıda köylünün, artık şeyhin emirlerine göre değil, kendi politik görüşlerine göre oy verdiğini ortaya koymuştur. Şeyhlere karşı ilk meydan okuyanlar, şeyhin geçmişte topraklarına el koymak istediği küçük toprak sahipleri oldu. İkinci güçlü meydan okuma ise, modernleşme yanlısı büyük toprak sahiplerinden geldi. Büyük toprak sahiplerinin isteği, çiftliklerini makineleştirerek ve pazara yönelik üretim yaparak geleneksel toprak ilişkilerine karşı çıkmaktı. Son olarak öğretmenler gibi modernleşme yanlısı aydınlar da şeyhlere karşı cephe aldılar. Bu grup, toplumsal ilişkilerin daha bireysel bir tabanda gerçekleşmesini istiyordu. Böylece Türkiye'de çok partili sistem, bir yanda tutuculuk ve gelenekçilik ile diğer yanda modernleşme ve demokrasi arasındaki şiddetli mücadeleye araç oldu.
Sayfa 113Kitabı okudu
Türk-İslam sentezi fikri 2
Cumhuriyet döneminde Türk-İslam Sentezi fikri, 1960'larda sol ideolojik akımlara karşı bir tepki olarak kuvvetle ortaya çıktı. Demokrat Parti'nin ılımlı İslamcı siyasetinden sonra milli kimlik kültür sorunları, özellikle 27 Mayısı 1960 devriminin ardından Türk düşünce hayatında belli başlı bir tartışma konusu haline geldi; bu düşünce akımını önce milliyetçi üniversite hocalarından oluşan Aydınlar Ocağı formüllendirdi. Aydınlar Ocağı başkanı, Türk-İslam Sentezi düşüncesini şöyle özetlemektedir: Kemalizm temelde bir ideoloji değil, bir demokrasi ve batılılaşma atılımıdır. Şapka ve öteki bazı reformlar Atatürkçülüğün esaslarından sayılmaz. İslamı'da 200 yıllık tarihimiz, Türk milletinin kültür varlığı olarak, İslam Türk Sentezi biçiminde bir temel oluşturmuştur. İslamiyet, Türk kültürünü oluşturan başlıca bir öğe olmuştur. Milli değerlerimize ve tarihimize bağlılık, solcu ve hümanist yıkıcı akımlara karşı doğal bir güvencedir. Türk-İslam Sentezi, bu tarihi senteze bağlı olarak, bugünkü laik ve demokratik devlet yapısına ve batılıtaşmaya açıktır. Türk-İslam Sentezi fikrini öne süren aydınlar, Ali Fuat Başgil, Mümtaz Turhan, Nurettin Topçu, N.S. Baharlı, İbrahim Kafesoğlu, Muharrem Ergin gibi çoğu üniversiteye mensup hocalardır. Keza, Türk-İslam Sentezi fikrini destekleyenler arasında Osman Turan, Mehmet A. Köymen gibi tarihçileri ön sırada saymak gerekir. Sentezciler, Türk-İslam Sentezi'ni, devlet için bir kültür planlaması, devleti yıkıcı akımlara karşı bir milli savunma aracı olarak düşün mektedirler.
Sayfa 111

Okur Takip Önerileri

Tümünü Gör
Türk-İslam Sentezi fikri
Türk-İslam Sentezi fikri, 19. yüzyıl ortalarında Namık Kemal ve Ziya Paşa kuşağına kadar gider. Yeni Osmanlılar, "Batı'nın ilim ve teknolojisini almalı, fakat İslam dini ve ondan kaynaklanan örf ve adederimizi titizlikle korumalıyız." diyorlardı. 1908'de İttihad ve Terakki ideolojisini tespit ödevi verilen Ziya Gökalp'a göre, Osmanlı toplumu için Türklük, İslamlık ve Çağdaşlık (Batı medeniyeti) sentezi kabul edilmelidir. Fakat daha sonraları Gökalp, temel sosyal yapının millet olduğu, milli kültürün (harsın) milleti meydana getiren gerçek "organik" bir öz olduğunu savunmuştur. Gökalp, Cuhuriyet döneminde, nihayet, laik bir Türk milliyetçiliği fikrini benimsemiştir.
Sayfa 110
Atatürk’ün sarı saçlı ve mavi gözlü oluşu yani görünümü Türklüğü açısından şaşılacak bir durum değildir. Çünkü Türk kavimleri ve bu arada Oğuz boyları içerisinde bu fiziki özelliklere sahip pek çok grup vardır. Mesela Atatürk’ün baba soyunun da içinden çıktığı “Kızıl Oğuz (Kocacık) Yörükleri”ne mensup olup Rumeli’de ve Anadolu’da yaşayan bütün aşiretler ve oymaklar sarı saçlı ve mavi-yeşil gözlüdürler. Bunun uydurulmuş bir konu olup olmadığını anlamak için yazarın mesela Karaman’ın Taşkale Beldesi’ne gidip gezmesi yeterlidir. Atatürk’ün baba tarafından Dedesi “Hafız Ahmet Efendi” ile kardeşi “Hafız Mehmet Emin Efendi”lerin “Kızıl” (kırmızı değil) lakapları “Kızıl Oğuz Yörükleri”ne mensup olmalarından ve onların fiziki özelliklerini taşımalarından dolayıdır.Yine Kuman-Kıpçak Türkleri de sarışındırlar. Zaten “Kuman” sözü Türkçede “Sarımtırak” demektir. Karadeniz’in Kuzeyi ve Güneyi yoğun Kıpçak iskânına sahne olduğu için Karadeniz yöremizde yaşayan Türk insanın da tipik fiziki özellikleri aynıdır. Azerbaycan Türkçesinde “altına” “kızıl” denildiğini de hatırlatalım. Bu örnekler çoğaltılabilir.
Sayfa 27
Reklam