Aşk Tarihin karanlık bir boyutu, insanın en aydınlık yanı Gibi bir dilemmadır. Kim unutabilir kendi kanında boğulmuş onca kahramanı Günah ve cürüm Ayrılık ve hicran Yaşanmamış ne varsa ve yaşanacak olan en halis efsane Gibi bir muammadır.
Sayfa 626·Kitabı okuyor
... Bir gülüş kanamak üzere, ve gizli ... Ne uzak bir sesimiz vardı, efsane
Reklam
Nice nice efsaneler vardır ki, kaynaklarının Ana­dolu'da bulunduğunu kimse bilmez. Bu masallara sahne olan yerler efsane kitaplarında bütün renk ve çizgi özellikleri ile anlatılmıştır, masalı okurken onları gözümüzle görür gibi oluruz. Ama hayal gö­züyle gördüğümüz bu manzaraları gerçek dünya­mızda aramaya pek koyulmayız. Oysa, masal, için­de doğduğu dekora ne kadar bağlı ise, dekor da kaynak olduğu masalın anılması, anlatılması ile canlanır ve asıl kişiliğini ondan alır. Salmakis efsanesi için de bu böyledir. İlkçağdan bu yana birçok sanatçının şiirine, resmine, heykeli­ne konu olan bu masalı bugünkü çerçevesine yer­leştirdiniz mi, masal gerçeğin verdiği anlamla de­rinlik kazanır, masala sahne olan yer de zamanın akışı içinde sanki duralar, ölümsüzleşir. Bodrum'un hemen yanında, deniz kıyısında, bir zamanlar «Salmakis» denilen, bugün «Bardakçı» diye anılan bir tatlı su kaynağı vardır. İçecekleri suyun az kireçli olmasına önem veren Bodrumlular sula­rını ya denizden kayıkla, ya karadan eşekle bu Bardakçı kaynağından getirirler. Su, kıyının iki adım ötesindeki bir kayadan denize akar. Bardakçı iki üçyüz metre genişliğinde bir kumsaldır, karadan yana kayalı, uçurumlu bir dağ amfitiyatrosuyla çev­rilidir. Bardakçı'da gökten düşme bir cennet parçası gibi küçücük, berrak bir göl varmış. Mersin ve yaba­ni sakız ağaçları bu göle yeşil bir çelenk olurlarmış. Bu güzel gölde Salmakis adlı bir su perisi yaşarmış. Salmakis, tanrıça Artemis'in buyruğunda bir dağ ve­ ya orman perisi olmadığından, avcılık etmez, yani zavallı hayvancıkları öldürmezdi; onun için de elin­de ok ve yay taşımazdı. İşi gücü gölün yemyeşil su­larında çırpınıp yıkanmak, çırılçıplak cümbüş et­mekti. Uzun saçlarını göl kıyısında biten mersin ağacından yaptığı taraklarla tarardı. Saçlarını tarar­ken küçücük
Sayfa 115·Kitabı okuyor
Kızılderili laneti. Bir efsane. Yerlilerin topraklarını alınca onlar da bizi tütünle(sigarayla) lanetlemişler. O gün bugündür lanet sürüyor.
Alıntı
Bir varmış, bir yokmuş, Çanakkale Boğazı'nın en dar olduğu yerde biri Sestos, öbürü Abydos diye iki şehir varmış. Abydos, Anadolu topraklarında, Sestos da karşıda Trakya kıyısındaymış. Boğaz'ın en dar geçici, Naraburnu yıllar yılı kahramanlık destan­larına sahne olmuştur gerçi, ama insanlığın kara günlerini dile getiren bu olaylar, dalgalarının bir aşk faciasına da sebep olduğunu unutturmuştur bize. Abydos'ta bir kral oğlu yaşarmış, adı Leandros, Sestos'ta aşk tanrıçası Aphrodite'nin bir rahibesi var­mış, adı Hero. Her o ile Leandros gönül vermişler bir­birlerine. Neden vermişler, nasıl vermişler? Masal açıklamıyor bunları. Sevgililer birbirlerini niçin sev­diklerini, sevgi kıvılcımının yüreklerinde ne zaman çaktığını bilirler mi? Biz diyelim ki, bir bahar günü Sestos'ta bayram yapılmış, Aphrodite'nin çok genç ölen sevgilisi Adonis'in şerefine bir bayrammış bu. Adonis, yahut Tamımız (Temmuz ayının adı oradan gelir) ağaç kabuğundan doğmuş, çiçek gibi körpe, canlı bir çocukmuş. Aphrodite onu görür görmez, gü­zelliğine vurulmuş, çocuğu yeraltı tanrıçası Per­sephone'ye vermiş, büyütsün diye. Ne var ki, karan­lık ülkenin tanrıçası da çocuğa tutulmuş. Aphrodi­te'ye geri vermek istememiş. Tanrıların babası Zeus kızlarının arasını bulmak için Adonis yılın üçte biri­ni yeryüzünde Aphrodite ile, üçte birini yeraltmda Persephone ile, geri kalanını da kendi nerede dilerse orada geçirecek diye kesip atmış. Ama Adonis yı­lın sekiz ayını Aphrodite'nin yanında geçiriyor, yal­nız dört ay iniyormuş karanlık ülkeye. Persephone kıskandığından bir yaban domuzu salmış ormanlara, hayvan Adonis'i avlanırken yaralamış, öldürmüş. Can çekişen sevgilisinin yanına koşarken Aphrodite'nin ayağına bir gül dikeni batmış. O güne kadar beyaz olan gül tanrıçanın kanıyla al renge boyanmış. Tan­rıça
Sayfa 63·Kitabı okuyor
Çanakkale'ye hakim bir noktadan Boğaz'ın en dar geçidi, Naraburnu gözüküyor. İlkçağda bura­da Abydos şehri, karşı kıyıda da Sestos vardı. Aby­dos ile Sestos'u da efsane ve tarih nice maceralarla süslemiştir! Hellenistik çağın meydana getirdiği en güzel aşk masallarından biri Hero ile Leandros ma­salıdır. Abydoslu Leandros bir gün Sestos'ta bir törende Hero'yu görmüş ve ona hemen gönül vermiş. O günden sonra her gece Boğaz'ı yüzerek geçer ve sev­gilisini görmeye gidermiş. Bir gece Hero'nun sevgi­lisine yol göstermek için yaktığı feneri rüzgar sön­dürmüş. Leandros da yolunu şaşırarak, Boğaz'ın ka­ranlık sularında can vermiş. Ertesi günü Hero kı­yıda Leandros'un ölüsünü görünce, yüksek bir kaleden kendisini denize atmış. İsa'dan sonra VI. yüz­yılda yaşadığı sanılan şair Musaios'un şiir diliyle anlattığı bu aşk hikayesi Batı şairleri arasında çok tutunmuştur. Leandros'un bu macerasını yaşamak için İngiliz şairi Byron da Naraburnu'ndan karşıya yüzerek geçmeyi denemiştir.
Sayfa 30·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam