OnsraGökçen Koçan
Selam
Size yine askeri kurgu ile geldim.
Kitap, ikilinin İstanbul’da barda tanışmasıyla başlıyor. Kadın, adamın barut kokusuna meylediyor. Adam ise boynundaki künyeyi merak edip kadının çekimine kapılıyor. Gecenin sonunda kimse adını söylemiyor ama Alp Aslan ona Hevybanû diye sesleniyor. Hatta kitap boyunca da bu şekilde hitap ediyor.
Jülide, askeri operasyonlarda gönüllü hizmet vermek için başvuru yapıyor ve Şanlıurfa’ya kabul ediliyor. Bilin bakalım bu şehirde başka kim var? Tabii ki Alp Aslan! Gerçekten çok mert bir adam; kalbinde vatan sevgisini taşıyan, görev uğruna her şeyden vazgeçebilecek bir asker.
Hevybanû ise sessiz, gururlu ama kalbinde binbir kelimeyle susan bir kadın. Birbirlerini sevdiler ama bu sevda kolay bir sevda değildi. Her adımı acıyla, her nefesi hasretle doluydu.
Bir gün kelimeler yetmez olur.
“Affetmeyeceğim.” der Hevybanû, ama kalbinin derinlerinde affetmenin ne kadar büyük bir sevgi olduğunu da bilir.
Alp Aslan’ı çok sevdim ama Jülide’ye bazen sert çıkışları oldu. Onun hikâyesini okudukça yaşadıklarına üzülsem de genç kadının kalbi çok kırıldı.
Alp Aslan’ın annesine ayrı, komşu kızı Dicle’ye ayrı sinir oldum! Ne yazsam spoi olacak, bezdirdiler resmen.
Kitapta Melih’i çok sevdim. Jülide ile aynı karında doğmamış olabilirler ama böyle kardeşlik mükemmel ötesi. Bir de efso küfürleri var
Timdeki askerleri okumak çok güzeldi, özellikle Emre… çipil gözlü adam
Alp Aslan gitmek zorundadır; vatan, görev, sorumluluk… her şey aşkın önüne geçer. Gözleriyle değil, kalbiyle sevmeyi öğrenir.
İki karakterin de güven problemi vardı; kitabı okuyanlar ne demek istediğimi anlayacaktır.
Alp Aslan en son göreve gider, Hevybanû ise yollarını gözler.
Aralarındaki mesafe büyüdükçe hissettikleri daha da derinleşir.
Son olarak, ben kitabı çok
Herkese selamlar
Havada serisinin ilk kitabi Uçuşta yorumu ile geldim. Kitabin yayınlandığı dönemi göz önünde bulundurursam türüne gore bence gayet iyi bir kitaptı. Şimdiki zamanda yazılan bir çok kitaba tur bindirir hatta. Eski bir kitap olmasına göre keyifle ve merakla okudum. Ustelik ben pek fazla BDSM okumayı sevmem. Buna ragmen ağır bir anlatimi yoktu. Sadece ceviri biraz ilginçti!
Bianca bir hava yolu sirketinde hosteslik yapan 23 yaşındaki, eline erkek eli değmemiş saf kızımızdir. En yakin arkadasi ve tek yakini olan Stephan (ki aşırı tatlı biriydi) ile yıllardır buyumus ve şimdi aynı yerde aynı görevi yaparlar. Birinci sınıf bölümünde kodamanlara hizmet verdikleri sırada efso yakışıklı henüz 30'larinin başında olan ultra zengin beyimiz James'in dikkatine takılır. James her uçuşunu özellikle Bianca'nin saatlerine göre ayarlar. Ama sonunda Stephan ile yakınlıklarini kıskanır ve daha fazla dayanamayıp Bianca'ya erkek arkadaşı olup olmadığını sorar. Bianca'nin bu tarz yakınlaşmalar ile işi yoktur, tek istediği çalışmak ve geçmişinden kaçmaktır. Ama bekar olduğunu öğrenen James Bianca'nin peşini bırakmaz ve sonunda onu ikna eder. Cunku ilişkilerinde tam bir beyEFENDİ'dir.
Bu seriyle ilgili yorumlara baktığım zaman BDSM'nin kült ikonu haline gelen Grinin Elli Tonu ile kıyas yapıldığını gördüm. O seriyi okumadım ama filmlerinden konunun işleyişine asinayim ve kesinlikle şunu soyleyebilirim, James'in duygulari on plandaydi. Ayrica ilişkide yalnizca Efendi-Kole sistemini kullanmayı seviyordu. Diğer faktörlerde vardı fakat o kadar detaylı bir şekilde kullanimindan söz edilmediği için kendi adıma bir sorun görmedim.
Devamında nasıl ilerler bilmiyorum ama.
Hikaye gidisatinda tek takıldığım kısım Bianca'nin 1 haftada tanıyıp, güvenip! tüm hayirlarini evete döndüdugu
UçuştaR. K. Lilley · Aspendos Yayıncılık · 2014512 okunma
Herkese merhaba 7 Tutsak 1 Ölü serisinin ilk kitabı olan Oyunbaz ile geldim. @thefeelofthebooks @thefeelofthebooks ile okuduk. Biz çok beğendik ve sonu efso bitti bizim için. Şu an neler desem bilmiyorum. Çok beğendim ama kurgu bana Ölüm Defteri'ni anımsattı. Kitabın kurgusu arka kapağını okuduğumda bile bana ilginç geldi. Sena Nur Çevik ve Büşra hadi yine iyisiniz paranız cebinize kaldı Yazarla aynı yaşta olmam, aynı kaygılara sahip olmamız ve bu kaygıların birçoğunu kitapta yer alması oldukça realistti. İlk başlangıçta okurken bazı olaylar o kadar tanıdık geldi ki ister istemez böyle gözükmemize üzüldüm. Afra karakterine neden gitti diye kızamıyorum çünkü bakıldığında farklı sebeplerden dolayı kaybolan ve haber alınamayan kızların olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Karakterlere geldiğimizde Egemen'i ve Kutay'i sevdim. Galiba Kutay'cıyım ama onların hikayesini de aşırı merak ediyorum. 13 'e olanları zaten unutamıyorum. Ölüm'ün psikopat bir yanı var ama sevimli bir yanıda var. Lütfen beni linçlemeyin ama Afra ve Ölüm'ü başta shipledim, tabii ki bu kısa sürdü. Mete'cim Samsunlu ama psikopatmış. Hemşerim aha derken Samsunluların manyaklığını da anlatmış yazarcım. Çağrı tam komediydi benim için. Yargılamayın beni ama çok güldürdü. Tabii Gökhan'a yaptığı baskıdan dolayı bi hayırdır olum tepkisi yedi benden. En çok Çağrı'nın altından çıkan hikayeyi merak ediyorum. Sarp asosyal olmasından dolayı ondan çıkan hikayeye şaşırmadım ama sonrasında hikayedeki gelişmeye şaşırdım. Karakterler içinde en üzüldüğüm Gökhan'dı. Son noktayı yazarı överek koyayım. Dilara Özçelik'ten sonra sevdiğim ve destekleyeceğim bir yazar kendisi. Toplumun sorunları, adaletsizlik, akran zorbalığı, cinsiyet ayrımı gibi konulara ışık tutması alkışı hak ediyor. Umarım diğer kitaplarda bu çizgiyi
GÖKÇEN 3 : GÜZ YAĞMURLARI || LORESİMA
Sayısız mücadele ve fedakarlık verdiler aşkları için. Pamuk ve Kepçük'tü onlar. Büyüdüler Gökçen ve Murathan oldular. Birbirlerine sımsıkı sarılıp kaybedilen vakitleri değerlendirmek isterler. Ancak hayat sürprizlerle doludur. Onları zorlu bir yol ayrımında beklemektedir. Hangisi. Aşk mı? Fedakarlık mı? Bildikleri birdey varsa bu yolda beraber yürüyecek olduklarıydı.
Merhaba papatyakokuluokurlarım. Size çok severek okuduğum ve hayran kaldığım favori serim ile geldim. Çok nadir favorilerim olur ama bu seri çok başka. Her bir karakteri ile sizi kitaba kitleyen bir seri. Okudukça her seferinde hayran kalmamak elde değil. Askeri kurgu sevdamı az çok bileniz vardır. Gökçen serisi en başından beri severek takip ettiğim ve yenisini dört gözle beklediğim bir kitaptı. Sona 1 kala hem içim buruk hem de bir yandan da mutluyum onlar için.
Gelelim üçüncü kitaba. Her kitapta farklı bir ad ile olması çok güzel. Bu sefer ki yolculukta GÜZ YAĞMURLARI eşlik ediyor. İkinci kitapta bol duygusallık yaşamıştık. Ve o yaşanan olaydan sonra ne oldu derken olay sonrası ile başlıyor hikaye. Ben hikayeyi ne kadar anlatsam da yetmez ama her bir karakteri bu kitapta da sizi bazen ağlatıyor bazen yüzünüzde gülümseme bırakıyor. Gökçen ve Murathan'ın aşkları için verdikleri mücadele ve fedakarlık devam ediyor. Aralarındaki aşk öyle birsey ki birbirleri için fedakarlık ederken, birbirlerinin yaralarına ilaç oluyorlar. Ama sımsıkı tutuyorlar ellerinden. Büyüdü Gökçen kız. Ona en iyi gelen ilacı biliyordu. Pamuk'un Kepçük'ü. Gökçen'in Murathan'ı. Onun için canını bile verecek olan o adam. Canına can olan ve onunda can olduğu adam.Yine hayran bıraktı kendine bu kitapta da Murathan beyyy.
Aybüke ve Süleyman ikilisi. Ben çok seviyorum Aybüke'yi çok ayrı bir
Kitap efso çizimler çok hoşuma gitti kitabın konusu bi virüs ama zombi değil vampir ve bence vampir olması iyi çünkü zombiler den bıktım bence hemen okuyun zaten 1 saat'te biter yorum bukadar;)
Selam kitap dostlarım
Biliyorum ki bir çoğunuz benim gibi güçlü kadın karakterleri okumayı seviyorsunuz. Kitabımızın yazarı @payelll_ in hikayelerini sevme nedenlerimden belki de en önemlisi hep güçlü kadın yazmasıdır. Kendisini başka platformlardan çok uzun zamandır takip ediyorum ve hikayelerinin her birini birden çok defa okudum. Yazarımız aşkı, aile bağlarını ve dostlukları bildiğiniz efso yazıyor. Bu hikâyenin kitap olmasını uzunca bir süre bekledim. Ana karakterler Ayşem ve Doğan olsa da onların yanında diğer yakın akraba ve arkadaşlarında hikayelerine değiniyor. Bu da hikayeyi zenginleştiriyor. Çünkü her biri okunmaya değer aşklar,hayatlar yaşıyor. "Ayrılıklar da sevdaya dahil" demiş şair. Ayşem kendine sakladığı sebeplerle ayrıldı Doğan 'dan. Bekle demedi. Sadece gidiyorum dedi. Doğan beş koca yıl bekledi. Ayşem geri geldi. Doğan'a ya benimsin ya benim, kara toprak bile yok sana dedi. Belki dışardan gören şımarıklık sandı ama Ayşem' in çok derin kanayan yaraları vardı. Kanından olmasa da canından kardeşi Gülperi için alması gereken intikam kabuslarınının sebebiydi. Doğan' a bunları sezdirmeden aşktan sevdadan ne alabilirse alıp, sonrada Gülperi 'nin katillerini bulması gerekiyordu. Ayşem hem Doğan'ı yaşadı, hem Urfa'nın töreleriyle savaştı. Düşmanını güçte olsa buldu. Ama bu saklı intikamı yanında çok şeye mâl oldu. İlk kitap boğazımı düğümleyen bir yerde bitti. İkinci için bir an önce çıksın diye temennilere başladım. Bu arada hikayenin tamamını daha önce iki defa okudum. Ama ilk defa okuyormuş gibi aynı duyguları yaşadım. Tarzı sevenlere kesinlikle öneriyorum.
Sevgili @payelll_ biliyorsun her zaman, her platformda seninleyim.