Hakan Özer

Hakan Özer
Kitaplar güzeldi. Büyük laflar etmek eşsizdi. Kitaplarda yazılanları paylaşmak... yetmiyordu. Bir sigara daha yaktı. Daldı karanlığa. Yazyalnızı - İki Deli Derviş Behçet Çelik
O tarihlerde herhangi bir tutuklu için nedenli nedensiz, aleyhinde kanıtlar bulunsun bulunmasın, kötü ihtimalin gerçekleşmesi işten bile değildi; kanıt yoksa yaratılırdı, hatta buna bile gerek yoktu, başlangıçta hüküm giymesi için sırf bir kapıcının, bir komşunun, onu kıskanan birinin, bir rahibin, ona küskün birinin, bir rakibin, profesyonel ya da amatör bir muhbirin, reddedilen bir talibin, terk edilen bir sevgilinin, bir arkadaşın, bir dostun ihbarı yeterliydi, hepsine itibar edilirdi, Thomas'ın terimiyle 1936'da başlatılan "kefaret"in tamamlanmasında aşırıya kaçmak, yetersiz kalmaktan daha iyiydi. Kötü ihtimalin adı ise kurşuna dizilmekti. Sonuçta Juan Deza başkalarıyla karşılaştırıldığında şanslı sayılırdı; muhbiri onu beyaz duvarın önüne göndermeyi başaramamıştı. Babam savaş sırasında Halk Ordusu'nun ya da kendi tercih ettiği adıyla Cumhuriyet Ordusu'nun askeriydi (savaş başladığında yirmi iki yaşındaydı, Wheeler'dan birkaç ay küçüktü), ama Madrid'de, cephe gerisinde idari işlere atanarak önce bir levazım birliğine verilmiş, ardından Kara Kuvvetleri tercümanlığında bulunmuş, daha sonra da savaşın bitimine kadar Don Julian Besteiro'nun yardımcılığına getirilmişti; dolayısıyla çarpışmalara hiç katılmamıştı. Tüfeğini bir kez olsun ateşlemek zorunda kalmadığı için de hiç kimseyi öldürmediğinden kesinlikle emindi; buna müthiş sevindiğini söylerdi. Abc'ye ve başka bir gazeteye makaleler yazmış, 1937'de, bir süreliğine Valencia'ya gönderildiğinde radyo programları yapmış ve Genelkurmay'ın emriyle yazarını hatırlamadığı ama adını hatırladığı kalın bir kitabı İngilizceden çevirmişti; Savunma Bakanlığı için çevirdiği Spy and CounterSpy: A History of Modern Espionage- Casus ve Karşı-Casus: Çağdaş Casusluk Tarihi'nin İspanyolcası muhtemelen hiç yayımlanmamıştı.
Sayfa 137 - I Ateş·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖

Hakan Özer

, bir kitap okudu
10/10
·195 syf.·
Beğendi
·
3 günde okudu
·
2025 5. kitabı
Vesile Bolaç
10/10 · 4 okunma
Ayakta bekliyordum, oturacak yerlerde yaşlılar vardı ve camdan bakıyordum. Yağmur kara dönecek belki de, her yer ıslak dışarda. Tek tük araç geçiyordu ve cılız bir köpek. Dönüp bankoların üstünde yanan numaraları okuyordum. Karnım açtı. Uzun uzun yürümüş, ıslanmıştım. Ekşi bir kokum vardı galiba, biraz sakalım, biraz fersiz gözüm, kıraç bir dilim. Para yollamıştın, baba. Kimbilir nereden bulmuştun. Dedim ya, banka uzaktı, çok yürümüştüm soğukta, açtım ve bitkindim. Son işimden aldığım para bitmişti. Yoğun duman olmuştu, çok tarakka buralarda. Böyle çelimsiz bir ameleydim ve herkes gibi ben de çaresizlik içinde kulaklarımla duymuştum bu son günlerde yaşanan cehennemi. Ama sakindi o sabah ortalık. Hattâ önünden geçtiğim ciğercide biri gülmüştü. Bıyığı uzun, dişleri ayrıklı, görmüştüm. Dünyadaki gerçek hayatla yüzyüze olduğumu düşünmüştüm. Sıra bana gelmişti, benim numaram yanmıştı ışıklı panoda. Banka memurunun uzattığı kâğıtlara imza atmıştım. Evet, adımı soyadımı da yazmıştım. Şimdi artık unuttuğum adımı. Sahi benim bir adım vardı, değil mi? Sen beni çağırırdın. Çamurlarını çayda yıka da gel, derdin. Bak, adımı unutmuşum ama çamurlarını yıka gel demeni unutmamışım. Memurun yüzü tarafsızdı. Gözleri biraz kanlı, yorgun. Belki çocuk uyutmamıştır gece onu. Tarakka ve duman. O yüzden yani. 100 liralık havaleyi hiç küçümsememişti sarışın ve gömleği ütülü memur. Çok doğal uzatmıştı 100 lirayı. Oturduğu cam bölmede bilgisayar ekranına dikmişti gözlerini, temiz seyrek saçları vardı. Ancak, bozuk ver abi, deyince bakmıştı yüzüme. Akşama kadar dolaşmıştım, iş yoktu. Herkes çok kısa cevaplar veriyordu. He. Yok. Bir de utanır gibi alçak/kısık sesle konuşuyorlardı birbirleriyle. Çocuklar bile. Ve köpekler de suç işlemişti sanki. Kambur kambur gidiyorlardı bir yerlere. İkili
Sayfa 33 - O Sonbahar, O Kış·Kitabı okudu

Hakan Özer

, bir kitap okudu
10/10
·104 syf.·
Beğendi
·
4 günde okudu
·
2025 4. kitabı
Kâmil Erdem
7.1/10 · 48 okunma
"Evet, ben 'adaletin' varoluş nedenini kavrayabilmiş değilim. Belki basit bir sözcük olan 'adalet' yetersiz kalmaktadır çünkü bu çok zor, kendisini uygulayanlar ya da uygulananlar açısından çok öznel bir kavram. Üstelik 'adalet'in tecelli ettiği de pek az görülmüştür, en azından bu dünyada; adaletin gerçekten var olması için suçlananın suçunu ve cezasını tamamen kabul etmesi gerekir ki, bu aşırı pişmanlık ve tövbe hali gibi durumlar dışında çok nadir görülür. Hatta şunu bile söylemeye cesaret edebilirim ki, bu durumlarda bile suçlu kendi özgün adalet kavramından vazgeçmek zorunda kalır çünkü tehditler, tartışmalar ve çeşitli yöntemler sayesinde onu karşısında olanın, mazlum olanın, ya da genelin, yani yaşadığı zamandaki toplumun adalete bakış açısını kabul etmeye zorlarlar. Kendimizi kandırmayalım. Toplumun adalet kavrayışı ile bireylerin kendine özgün adalet kavrayışı asla çakışmaz. Toplumun adalet kavramı sadece yaşanan zamanla uyumludur, yani herkes için ortak bir nokta bulunur ve çoğunluk da ayrık durup göze batmamak için bu ortak noktada uzlaşmış gibi görünür. Diyelim ki bu öznellikten bir tür ödün verme ve ortama bir düzen getirme yoludur. Hiçbir suçlu davası görüldükten sonra tatmin ve rahatlama duyarak: 'Adalet yerini buldu' demez. Çünkü bunu derse yerini bulan adalet onun adalet anlayışıyla, en azından önceden var olanla örtüşüyor demektir. Tüm suçlular 'karara saygı gösteriyorum' veya 'hükmü kabul ediyorum' derler. 'Kabul etmek' veya 'saygı göstermek' aynı fikirde olmak anlamına gelmez. Eğer öznel bir adalet kavramı var olabilmiş olsaydı yargıçlara gerek kalmazdı ve suçlular kendi cezalarını kendileri verirlerdi, suç kavramı da olmazdı ve kimse suç işlemiş olmazdı çünkü zaten kimse kendi öznel adalet kavramına uymayan bir şey yapmaz. Adalet kavramımız
Sayfa 147·Kitabı okudu