Hakan Özer

Hakan Özer
Kitaplar güzeldi. Büyük laflar etmek eşsizdi. Kitaplarda yazılanları paylaşmak... yetmiyordu. Bir sigara daha yaktı. Daldı karanlığa. Yazyalnızı - İki Deli Derviş Behçet Çelik
27 Aralık 2000 Bugün bayram. Bayram namazından sonra Hüseyin'le Gölcük'e gidip geldik. Gölcük'ten gelince akraba ziyaretine çıktım. Köyde, sokakta çocuklar vardı. Bayram harçlıklarıyla oyuncak tabanca almışlar. Yakından görmek için tabancalarını istedim. "Eller yukarı!" filan dedim. Çocukların birisi yabancıydı. Esmer, kara kuru bir oğlan. Diğerlerini tanıyordum. İnsan köy gibi dar bir çevrede yaşayınca simasına bakıp kim kimin nesi, kimin çocuğu, en azından hangi sülaleye ait kestirebiliyor. Yabancı çocuğa kim olduğunu sordum. Köyümüzden bir sülalenin adını söyledi. "Yumuk Eminler'in oğluyum" dedi. "Hangisinin oğlu?" filan derken, diğer çocuklar araya girdi. Ailesi, Yumuk Eminler'in çiftliğinde tavuk bakıcılığı yapıyormuş. Çocuk utandı. Bir, sosyal yeri ortaya çıktığı için utandı; iki, yalanı ortaya çıktığı için... Bizim köyümüzün insanı eşşek, yüz bin kere eşşekoğlu eşşek... İşte bunlar farklı sosyal gruptan olanları asla içine almıyor. Onlara yoksulluğunu, ait olduğu yeri sürekli hatırlatıyor, unutturmuyor. Yabancı olduğunu, ona kendi içinde yaşama izni verdiği için minnet borçlu olduğunu sürekli başına kakıyor. Bu eşşekoğlu eşşeklerden birisi asla değilim. Olmam mümkün değil. İş bu yüzden (yani onlara benzemediğim için) pek de muteber sayılmıyorum ya... (...)
Sayfa 65 - Şikâyetnâme - Kuzeye bakan pencere... 2000-2002·Kitabı okudu
Reklam
24 Aralık 2000 (...) Garip bir şekilde bahar özlemi duymaya başladım. Zihnimde iki görüntü. Akşam yemeğinden sonra evden çıkmışım, avlu kapısına doğru yürüyorum. Lacivert gökyüzünde yıldızlar ve ay pırıl pırıl... Batı yönündeki evlerin çatı ve bacaları silüetler halinde. Sungurlar ötmeye başlamış. Ağır ağır sokakta yürüyorum. Birinci görüntü bu. İkinci görüntü, bundan beş altı yıl kadar öncesinin yağmurlu bir öğleden sonrasına ait. Koca suyun kenarında bir kümese tavuk yemi götürmüştüm. Bir Mayıs sağanağı, ağaçların yapraklarını yıkayıp temizlemiş. Kümeslerin alçak damlarının kiremitleri de öyle. Pırıl pırıl bir yeşil, pırıl pırıl bir kiremit rengi. Bir de bir tür mor çiçekler var, adına leylak diyesim geliyor. Üzüm salkımları gibi dallarında asılı duran. Bu Mayıs öğleden sonrası gözümün önünden gitmiyor bir türlü. Bahar gelse...
Sayfa 65 - Şikâyetnâme - Kuzeye bakan pencere... 2000-2002·Kitabı okudu
24 Aralık 2000 Belimin ağrısı geçsin, diye sırtımda yakıyla dolaşıyorum. Bu gece sabaha kadar yakıp durdu. Zor dayandım. Bizim İsmail'le Berber İsmail'e tıraşa gittik. Çırak Mehmet'in durumunu belirginleştirmek için Berber İsmail'den berber hikâyeleri anlatmasını istedim, pek beceremedi. Bazı müşterilerin aynaya bakamadıklarını, aynaya baktıkları takdirde deniz tutması, otomobil tutması gibi rahatsızlandıklarını filan anlattı. Bu tür müşteriler tıraş boyunca ya gözlerini kapalı tutuyor ya da berber koltuğunu başka yöne çevirtiyorlarmış. Hiç duymadımdı, ilginç. (...)
Sayfa 64 - Şikâyetnâme - Kuzeye bakan pencere... 2000-2002·Kitabı okudu
21 Aralık 2000 İki gündür korkunç bel ağrıları çekiyorum. Buraya asla yazmak istemediğim, (daha doğrusu anlatmakta güçlük çekeceğim) bir neden, iki gündür beni perişan etti. Pis, ikiyüzlü, riyakâr; terbiyesizlikten başka hiçbir nedeni olmadığı halde kibirli olmayı hakkı sanan bir toplum içinde yaşamak beni son derece rahatsız ediyor. Sinemacı Ahmet Uluçay'dan neden bu kadar rahatsız olduklarını anlayamıyorum. Oysa sokağa çıkarken, sinemacı kişiliğimi ceketimi çıkarır gibi çıkarıp kapının ardına asıyorum ve sokağa öyle çıkıyorum. Belki de bugünlerde bir karar verip köydeki birçok kişiyle ilişkimi kesmeliyim. Bu laflar da küfür etmeden yazılmaz ki. İşbu nedenle bu bahsi kısa kesiyorum. Çocukluğumdan beri ihanete, küstahlığa, hele haksızlığa tahammül etmeyi, hele hele susmayı öğrenemedim. Korkunç tahrik oluyorum. Bu yüzden adam öldürme duygusu çocukluğumun ilk yıllarından beri bana hiç yabancı değil. Çektiğim onca acı beni bu konuda zerre kadar olgunlaştıramadı. (...)
Sayfa 62 - Şikâyetnâme - Kuzeye bakan pencere... 2000-2002·Kitabı okudu
20 Aralık 2000 İnternetle oynamak hoşuma gidiyor. Çocukluk günlerime dönmüş gibi oluyorum. İngilizce bilmediğim için resimli sayfalar hoşuma gidiyor. Aynı çocukluğum gibi. Daha okuma-yazmayı bilmediğim yıllarda kitapların resimlerini sevdiğim gibi. Okyanuslar, denizler, kıtalar, adalar, kutuplar, ülkeler, nehirler, şehirler, endüstriler, fabrikalar, makineler, icatlar, keşifler... Altı ay süren kutup gecelerini anlatırdı dayım. Onun bilmediği şey yoktu. Benimse saat yapan, fotoğraf makineleri yapan fabrikaların resimlerini görmekti bütün derdim. Şimdi bir seyyah gibi internette dolaşıyorum. Sevdiğim yazarlar, oyuncular, yönetmenler, ressamlar, resimler vs. Hoş. Ne yalan söyleyeyim, gene de çocukluğumun resimli kitaplarının tadı, hiçbir şeyde yok.
Sayfa 62 - Şikâyetnâme - Kuzeye bakan pencere... 2000-2002·Kitabı okudu
Reklam