İngiltere 18. yüzyıldan itibaren toplumsal yapısını değiştirerek dış dünyaya açık bir konum elde etti. Bunu yaparken de kullandığı araç di­ğerlerinin dillerini öğrenmek oldu. Bu konuda gösterilen çaba başarıyla sonuçlandı. Toplum içerisindeki bireylerin birkaç farklı dili aktif olarak kullanabiliyor olması önemli bir üstünlük sağladı. İngiltere'deki bu ta­vır, İngilizceyi zayıflatmamış, tam tersine onu bir dünya dili haline ge­tirmiştir. 19. yüzyıl İngiltere'sinin klasik eğitiminde öğrencilerin farklı dilleri öğrenmeleri çok önemliydi. Latince ve Grekçe mutlaka öğretili­yordu. Bu iki dile ek olarak Fransızca ve Almanca gibi dönemin önemli dillerinin de öğrenilmesi teşvik ediliyordu. Gertrude Bell de bu dilleri gittiği okullarda öğrenmiştir. Mezun olduğunda Latince, Grekçe, Al­manca ve Fransızca biliyordu. Bunlardan başka İtalyancayı da okulda öğrenmeye başladığını 1 Aralık 1 889'da annesine yazdığı mektuptan öğreniyoruz. Mektubunda İtalyancasının gittikçe gelişme gösterdiğini, kendisine Cassell's Italian Dictionary'sini göndermesini istiyordu.
Sayfa 54·Kitabı okuyor
Friedrich Nietzsche
Can sıkıntısı ve oyun.— İhtiyaç bizi çalışmaya zorlar ve çalışmanın yarattığı ürünle birlikte ihtiyaç susturulur; ihtiyaçların sürekli olarak yenilenmesi bizi çalışmaya alıştırır. Ancak ihtiyaçların susturulduğu, adeta uyuşturulduğu ara zamanlarda can sıkıntısı bizi ele geçirir. Nedir bu? Kendisini şu anda yeni, ek bir ihtiyaç olarak hissettiren şey böyle çalışma alışkanlığıdır ve biri çalışmaya ne kadar güçlü biçimde alışmışsa, daha doğrusu biri ihtiyaçlarından ötürü ne kadar çok acı çekmişse, ihtiyaçları da o kadar çok olacaktır. İnsanlar can sıkıntısından kurtulmak için, ya ihtiyaçlarının gerektirdiği ölçünün ötesinde çalışırlar ya da oyunu, yani bu şekilde çalışma ihtiyacından başka bir ihtiyacı giderme maksadı taşımayan çalışmayı keşfederler. Oyundan bıkan ve daha fazla çalışmasını gerektiren hiçbir yeni nedeni olmayan herhangi biri zaman zaman, hareketlilikle dans arasındaki, dansla yürüme arasındakine benzer üçüncü bir durumun özlemine, büyük bir mutluluk veren dingin bir hareketliliğin özlemine kapılır. Bu, sanatçının ve filozofun mutluluk vizyonudur.
Felsefe
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Friedrich Nietzsche
Dostlar üzerine.— En yakın tanıdıklar arasında bile duyguların ne kadar farklı olduğunu ve düşüncelerin ne kadar bölünmüş olduğunu kendi kendinize şöyle bir düşünün; hatta aynı fikirlerin bile nasıl arkadaşlarınızın elinde, sizin elinizde olduğundan tümüyle farklı bir yere ve yoğunluğa sahip olduğuna; yanlış anlama için ya da birbirini, düşmanını atlatırcasına atlatmak için nasıl yüzlerce vesile doğduğuna. Tüm bunlardan sonra kendinize şunu söyleyeceksiniz: Tüm birlikteliklerimizin ve dostluklarımızın dayandığı temel ne kadar da kuşkuluymuş, fırtınalı havanın soğuk sağanakları ne kadar da yakınmış, her insan ne kadar da yalıtılmışlık içindeymiş! Eğer biri bu durumu kavrayıp buna ek olarak kendi türdeşi olan insanlar tarafından savunulan tüm fikirlerin ve ayrıca bu fikirlerin türlerinin ve yoğunluklarının tıpkı o insanların eylemleri kadar zorunlu ve sorumsuzca olduğunu fark ederse, eğer bu içsel fikir zorunluluğunun nasıl kişilikten, meslekten, yetenekten ve çevreden oluşan çözülemez bir yumaktan doğduğunu görebilecek bir göze sahip olursa, muhtemelen bir bilgenin şu sözleri haykırırken hissettiği duygu acılığından ve katılığından sıyrılacaktır: “Dostlar, dost diye bir şey yoktur!” Bunun yerine kendisine şunu itiraf edecektir: Evet, dostlar vardır ama onları seninle buluşturan şey senin hakkındaki hataları ve yanılgılarıdır ve onlar senin dostun olarak kalabilmek için sessiz kalmayı öğrenmiş olmalıdırlar; çünkü böylesi insani ilişkiler hemen hemen her zaman birkaç şeyin asla söylenmemesine, hatta ve hatta, o birkaç şeye hiç dokunulmamasına bağlıdır; fakat bu çakıl taşları bir kez yuvarlanmaya başladı mı, dostluk da onları arkadan izler ve paramparça olur. En yakın dostlarının kendileri hakkında bildikleri asıl şeyleri öğrendiklerinde, ölümcül bir yara almayacak
Felsefe
1 Eylül 1936'da Mersin'de doğdum. 10 yaşımda politikaya atılıp Demokrat Parti'nin flamasını salladım. 14 Mayıs 1950'de Demokrat Parti'yle iktidara geldim, ancak iktidar sefam çok kısa sürdü. 1953'te falan iktidarla yollarım ayrıldı. O gün bugündür muhalefetteyim, akıntının ters yönünde kürek çekiyorum, dam yuvağını yokuş yukarı götürmeye çalışıyorum. 27 Mayıs'ın olduğu yıl, yükseköğrenimim sona erdi. Bir süre öğretmenlik yaptım. Albay Talat Aydemir'in 21 Şubat 1962 ayaklanmasında, Polatlı Yedeksubay Topçu Okulu'nda öğrenciydim. Komutanlık kapısında, geceleyin, nöbetteydim. Sabahleyin, elde silah Ankara'ya gönderilmeyi bekledik. Tarafımızı elbette bilmiyorduk. Albay Talat Aydemir'in, 20 Mayıs 1963 ayaklanmasında, Bornova 57. Er Eğitim Topçu Tugayı'nda teğmen rütbesiyle takım komutanıydım. O gün de kışladan dışarı çıkmadık, çıkarmadılar. 1965 ve 1966 yılları hayatımın dönüm noktasıydı. Paris'te ek öğrenim görüyordum. 12 Mart'ta, TRT Televizyonu'nda çalışıyordum, 11 Ağustos'ta gözaltına alındım. 12 Eylül'de, Cunta'nın çıkardığı "Emekli ol, yoksa ben emekli edeceğim" yasasıyla TRT'den uzaklaştırıldım. 1982'den sonra çeviri yaptım, Can ve Telos yayınevlerinde editör ve yayın yönetmeni olarak çalıştım. Yayımladığım yabancı yazarlardan ikisi Nobel Ödülü aldı. 2 Ocak 2000 ile 1 Nisan 2012 tarihleri arasında Hürriyet gazetesinde "Köşe Yazarlığı" yaptım. Bu süre içinde, "Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Röportaj Başarı Ödülü" (2001) ile "Bülent Dikmener Özel Jüri Ödülü"ne (2004) değer görüldüm.
Sayfa 25·Kitabı okudu
ABD'de Anayasanın ek 1. maddesi gereğince, din eğitimi dev­letçe desteklenmemektedir. Yani ABD'de resmi okullarda dini öğre­ tim yapılmamaktadır. ABD'de resmi devlet okullarında öğretmenlerin dini kisve taşı­maları yasak edilmiştir. Engel V. Vitale davasında (1962) Amerikan Federal Yük­sek Mahkemesi devlet okullarında dua okutulmasını Amerikan Anayasası'na aykırı görmüştür.
Bir Şair Bir Kitap
Alper Gencer - Şarkısızın Şarkısı susamıyorum sevgilim çünkü havada sesimi doğuran bir esir var bütün çilingirleri sofralara çekerek kapıda kalanlarla konuşmak istiyorum kapısında kaldıkları sahiden evleri mi? bir kilidi açmak kolay değil o kadar hırsızın belki de yoktur kabahati! ** selam ile insan insana iliklenir başında ortasında ve sonunda yine selam çünkü aranızda selamı yayın demiş efendim ** bu sonucu beğenmedim sebebi neyse kov! kes iplerini gel beraber vuralım kuklacıları vuralım ve bir tren yırtsın dünyanın perdelerini devrilsin ışık ve gerçek rengini giyinsin gül ** ben trenin içindeyim git kendine bir istasyon bak bırak onlar kendi koydukları kurallara inansınlar ** çektirdiğin fotoğraf neden hiç konuşmuyor ** bütün randevulara düzenli olarak geç kalmakta haklıydım gök bana göre değildi yeri zaten hiç sorma gök de kendine göreydi yerde zaten hiç durma çıktım bir kapısını bulup yaşadıklarımdan vardım ki seni sevdim seni sevdim evler arasından bir evdin
DERGAH