8/10
·158 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
80 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 11:57
__İKİ MAVİ ARASINDA__ İki mavi arasında başkadır her şey Bir başka güzeldir, Anlayana kıymet bilene... İki mavi arasında yeşerir umutlar. Gözlerini iki mavi arasında açarsın. Kollarını açarsın olmadığı kadar. Bir başkadır sevmek iki mavi arasında. Yudumladığın çay, Bandığın ekmek, Dökülen yaş. Bakma sen sırtını dönen kıymet bilmezlere. Hele bir, gün doğumunda uyan da gör, Gör ki neler var, İKİ MAVİ ARASINDA... Bir daha seversin, Bir daha tutulur sevdaya yüreğin. Deli taylar gibi olursun, Bir daha doğarsın yeniden! Bir daha; Bir daha... İki Mavi Arasında, Aydın Köse’nin kalbinden ve kaleminden samimi ve naif bir dille okuyucusuyla buluşturduğu masmavi bir kitap. Deniz ve gökyüzü metaforu üzerinden sakin ve derin şiirlerle arka fonda çalan gitarla okuduğum bir kitap oldu benim için İki Mavi Arasında ilk okuma sebebim kitabın bütün gelirinin kız çocuklarının eğitimine bağışlanması oldu diye bilirim sırf bu sebep bile kitabı okumak yeterliyken içindeki bizden samimi sıcak şiirlerde manevi mutluluğumu ikiye katladı okumak isteyenlere keyifli okumalar diliyorum…
1000Kitap
İki Mavi ArasındaAydın Köse · Cinius Yayınları · 202517 okunma
Mutlaka okunmalı
10/10
·1724 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
·
108 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 10:07
Roman, bir somun ekmek çaldığı için 19 yıl kürek mahkumu olan Jean Valjean’ın hikayesini anlatır. Hapisten çıktıktan sonra bir piskoposun gösterdiği büyük merhametle hayatını iyiliğe adar. Ancak, geçmişi ve katı yasa savunucusu Müfettiş Javert onun peşini bırakmaz. Hikaye, Valjean’ın himayesine aldığı yetim Cosette ve 1832 Paris Haziran İsyanı etrafında şekillenir. Yoksulluğun insanları suça nasıl ittiğini ve sistemin ezilenlere karşı acımasızlığını gözler önüne serer. En karanlık suçlunun bile sevgi ve merhametle topluma kazandırılabileceğini savunur. Sefiller, sadece bir sürgün hikayesi değil; insan ruhunun düştüğü en derin sefaletten, iyilik sayesinde nasıl zirveye tırmanabileceğinin zamansız bir kanıtıdır. Her kitapseverin kütüphanesinde bulundurması gereken türden. İyi okumalar.
Sefiller (2 Cilt Takım)Victor Hugo · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025105,4bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi
Öncelikle kitap bir aşk romanı değildir. Kendini bulma ve kendinle yüzleşme romanıdır, ayrıca Türkiye'nin en büyük sorunu olan modernleşme krizinin ve cinsiyet rollerinin paradigmatik değişiminin romanıdır. Spoiler içerir. Raif Bey Ankara'da kimsenin takmadığı zavallının teki. Karısı, kızları, patronu takmıyor ve herkes tarafından kullanılıyor. Hikâyeyi anlatan kişi bile onu oksijen israfı olarak görüyor. Bu kadar düşmüş, zavallı biri artık karşı tarafta agresyon uyandırıyor. Kendi evinde karısıyla, kızlarıyla ve içgüveysi damatlarıyla korkunç bir anaerki yaşıyor. Ama bu bir sonuç, Raif Bey'in biyografisine bakıldığı zaman mitik bir biçimde bu kader örülüyor. Raif Bey'in babası fabrikatör, İstanbul'da yaşıyorlar ve annesi ölmüş, yani Raif Bey'in babası daha paşa Osmanlı'yı temsil ediyor ve öykü de İstanbul'da başlıyor. Babası onu Almanya'ya gönderiyor, sabun tozu fabrikasının başına geçebilmesi için. Berlin'e, yani klasik modernizmde cinsiyet rollerinin en kaygan olduğu dünya başkentine gidiyor. Berlin aynı zamanda erkekliğin yitirildiği ve inanılmaz liberal bir cinsiyet anlayışının başkenti. Tabii bu özgürlüğünün faturasını Nazi Almanyası ile ödüyor Almanlar. Faşizm ve Alman nazizmi bu yitirilmiş erkekliği geri getirme çabasından başka bir şey değildi. Berlin'e gidiyor ve sergide dolanırken o meşhur tabloyu görüyor. Babasının oğlu, babasının sanatını devam ettirmek için, üstün Alman kalitesiyle zanaatini öğrensin ve geri dönüp babasından fabrikayı devralsın diye gittiği yerde zanaat öğrenmek yerine annesizlikten o Madonna tablosuna sarıyor. Kürk ilksel bir şey ve avcılık-toplayıcılık dönemini hatırlatır. Freud'a göre annenin cinsel organının Ödipal erkekteki ilk intibasıdır. Sabahattin Ali kitabın da ismi olan Kürk Mantolu Madonna ismini Rönesans dönemi
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025376,5bin okunma
Bir Turan Peygamberi
7/10
·144 syf.··
2026 10. kitabı
Bir Turan Peygamberi…. Tarihimizin en kritik dönüm noktalarından, benim de araştırmayı, okumayı çok sevdiğim 1865 - 1919 yıllarına ait bu edebi eserleri okurken; siyasetin nasıl adım adım değiştiğine de şahitlik ediyoruz. Çok tatmin edici bir deneyim benim için. “AY DEMİR” de 1918 yılında, Müfide Ferit Hanım tarafından yazılmış, o yıllarda yeni yeni parlayan Türk Milliyetçiliğini, Turancılığı bize gösterecek bakalım. Kitabımızda “DEMİR” adında İstanbullu bir doktorun, aşkını ve vatanını ardında bırakıp Orta Asya’ya, Rusların esaretindeki Türk kavimlerini uyandırmaya, onlara unutmaya yüz tuttukları Türklüğü, Turan’ı anlatmaya gidişi konu ediliyor. Kitapta İstanbul’daki siyaset ortamıyla, Orta Asya’daki halkların durumlarıyla, Ruslarla, Müslüman Din adamlarıyla ilgili önemli tespitler var. Bunlara ayrıntılı olarak değineceğim. Ama öncesinde Türk Milliyetçiliği nasıl ortaya çıktı, Müfide Ferit ve kocası Ahmet Ferit kimdir bunları anlatmam gerek yoksa “AY DEMİR” gibi bir karakterin ortaya çıkışı yeterince anlaşılamaz. Şimdii, işte Reformlardı, Aydınlanmaydı, özellikle Fransız İhtilaliydi derken Avrupa’da milliyetçilik zaten vardı. Ancak bizimki gibi bir imparatorluğun içinde, milliyetçilik fikri tehlikeli olacağından uzun yıllar konuşulmadı. Osmanlı’da halk, milliyetlerinden ziyade dinlerine göre sınıflandırılıyordu. Müslimler, Gayri-müslimler şeklinde. Bugün andığımız Namık Kemallerin yer aldığı 1865’te kurulan Genç Osmanlılar bile vatan ve özgürlük vurgusu yaparken, yine Osmanlı olarak, şeriat kurallarıyla hareket edilmesini savunuyorlardı. Ayrı bir Türk milliyetçiliği, Turancılık kavramı yoktu. Taa ki Türk toprakları kaybedilmeye başlayana kadar. Kaybedilen topraklarda yaşayan Türk halkları, kalan topraklara doğru, anadoluya doğru geldikçe, gördükleri zulümün de
Ay DemirMüfide Ferit Tek · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022699 okunma
Mizahın Arkasındaki Kadim Keder...
8/10
·144 syf.··
2026 225. kitabı
Rıfat Ilgaz’ın Şeker Kutusu öykü kitabını okumak, benim için edebiyatın o steril, fildişi kulelerinden inip doğrudan mahalle bakkalının, kahvehanedeki emeklinin, ekmek kavgasındaki işçinin, yani o bizim insanımızın sıcak ve dumanı tüten hayatına karışmak gibiydi. Ilgaz, o muzip ama arkasında devasa bir keder barındıran kalemiyle beni öyle içten bir dünyanın içine çekti ki, sayfaları çevirirken yüzümde buruk bir tebessüm, içimde ise o eski, dürüst günlere duyulan derin bir özlem kaldı. ​Bu kitap benim gözümde sadece mizahi hikâyelerden oluşan bir seçki değil; Cumhuriyet dönemi Türkiye’sinin, o yoklukla, bürokrasiyle ve geçim derdiyle boğuşan küçük insanın muazzam bir panoraması. Rıfat Ilgaz, o meşhur toplumsal gerçekçi damarını, ironinin ve mizahın o tatlı şerbetiyle öyle bir harmanlıyor ki, okurken hem ülkenin trajikomik hallerine kahkahalarla gülüyorsunuz hem de o yoksulluğun ortasındaki haysiyetli duruş karşısında boğazınız düğümleniyor. Kitaba adını veren o "şeker kutusu" gibi, hikâyelerin her biri dışarıdan tatlı ve cazip görünse de kapağını açtığınızda içinden hayatın o gerçek, sert ve bazen de mayhoş tatları çıkıyor. ​Yazarın o süssüz, yapaylıktan uzak ve halkın içinden süzülüp gelen dili beni en çok büyüleyen şey oldu. O, edebiyatı büyük laflar etmek için değil, sessizlerin sesi olmak için kullanıyor. Memurların evrak labirentlerinde kayboluşunu, esnafın ayakta kalma mücadelesini ve o küçük insanların devasa hayallerini anlatırken asla yukarıdan bir gözle bakmıyor; aksine, onlarla birlikte aynı çayı yudumluyor, aynı kadere omuz veriyor. ​Şeker Kutusu’nu bitirdiğimde, içimde hem o eski İstanbul’un, o eski mahalle kültürünün sıcaklığı hem de mizahın asıl görevinin "can yakmak değil, canı yananı ayağa kaldırmak" olduğuna dair sarsılmaz bir inanç kaldı. Bu kitap
İnsan ve Duygular
Şeker KutusuRıfat Ilgaz · Çınar Yayınları · 2017651 okunma
Puan vermedi·360 syf.·
2020 648. kitabı
Bu gün Hakan Günday'dan okuduğum Az kitabından bahsetmeye çalışacağım. Çok fazla yeraltı edebiyatı okumayan biri olarak, Hakan Günday ile ilgili olumlu yorumlarla karşılaştıkça kendisiyle tanışmaya karar verdim. Bu yorumda kitabı ne kadar anlatmaya, ne kadar beğendiğimi ifade etmeye çalışsam da kurduğum cümleler yetersiz kalacaktır. Yani en baştan şunu bilin ki bu kitap benim anlattığımdan çok çok daha güzel. Çünkü spoiler vermeden, kitap da geçen olayları sizlere anlatmadan kitabın ne gibi hisler uyandırdığını ifade etmek çok zor. Okumaya başlar başlamaz 11 yaşında bir kız çocuğunun terör bölgesinde yaşamasının, eğitim görmesinin ne kadar zor olduğu üzerine kurulu bir kitap okuyacağımı düşünmüştüm. Fakat olaylar öyle bir yöne doğru aktı ki yazarın kurgu beceresine, oluşturduğu olaylar zincirine hayran kaldım. Aşiretler, cemaatler, çocuk gelinler, tecavüzler, ölümler, mazoşist ilişki içerisinde olanlar derken müthiş bir kitap okuyorsunuz. Kitap iki karakter üzerine kurulu, ikisinin ismi de Derda, biri kadın biri erkek. İlk bölümde kadın olan Derda'nın hikayesini okuyorsunuz ve inanın bu bölümde her sayfada kendinizi çok rahatsız hissedecek, yutkunmakta zorlanacaksınız. 11 yaşında evlendirilen, defalarca tecavüze maruz kalan, şiddetin ve vahşetin içerisinde yaşayan Derda bize bu dünyada ne kadar kötülüğün olabileceğini gösteriyor. 2. bölümde ise açlığın, sefaletin içinde yaşayan, okuma yazma bilmeyen, mezar temizleyerek ekmek parası kazanmaya çalışan Derda'nın(erkek) hikayesini okuyoruz. Bu bölümde Derda sırf Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ını okuyabilmek için okumayı öğreniyor. Oğuz Atay'ı o kadar sahipleniyor, o kadar seviyor ki Oğuz Atay'ı zamanında anlamayan, onu insanlara tanıtmayan gazeteci ve yazarlardan intikam almaya çalışıyor. Bu bölümleri okumak bir Oğuz Atay
İnceleme
AzHakan Günday · Doğan Kitap · 201926,9bin okunma